Abdullah Harmancı – Sarıldığım Sıcak Bir Hayal

Abdullah Harmancı – Sarıldığım Sıcak Bir Hayal

Ali Haydar Haksal adını ilk kez ne zaman duydum? Sanırım Konya İmam Hatip Lisesi’ndeyken, sınıf arkadaşım Hakkı Biçer’in elinde bir kitabını görmüştüm. 1988 1992 senelerinde bu okulda öğrenci olduğuma göre, Haksal’ın kitaplarıyla tanışmam bu senelere denk geliyor. 1993, öykü yazmaya karar verdiğim, daha doğrusu öykücü olmaya karar verdiğim yıldır. Haksal’ın kitaplarını okumaya ve birbiri ardınca yayımladığı öykü kitaplarının sıkı bir izleyicisi olmaya başlayışım üniversite senelerimde: 1992–1996 seneleri.

Şu an elimde Ali Haydar Bey’in 2001’de yayımladığı İçim Su Berraklığında adlı öykü kitabı var. Kitabın başında ise, yazarın başlangıcından 2001’e kadar yayımladığı öykü kitaplarının listesi. Bu listeyi okurken, gençlik senelerim de bir bir gözlerimin önünden geçiyor. İlk öykü kitabı Evdeki Yabancı 1986’da çıkmış. Sesim Bana Yetmiyor, Sarıldığım Soğuk Bir Ceset, Sokağın Adı Issız, Ay Işığında Vav’ın Odası 1987 – 1991 senelerinde yayımlanmışlar: Benim, şiirler yazdığım ve Konya’nın mahalli gazetelerini şiirlerle donattığım (!) yıllar… Demek istiyorum ki, ne öykü ne de Ali Haydar Haksal henüz dünyamda yok. Ama üniversite seneleriyle birlikte, hem öykü hem de öyküyle ilgili her şey yoğun bir biçimde kaplıyor hayatımı. 1994 yılında yayımlanan Zamanların Öyküsü’nü kitapçılarda aradığımı, uzun bir arayıştan sonra bulduğumu ve bir çırpıda okuduğumu hatırlıyorum. Ve tabii, gene büyük bir hız ve yoğunluk içinde, Haksal’ın ilk kitabından itibaren tüm öykülerini sular seller gibi okuyup bitiriyorum. Bütün hayalim, öykücü olmak ve Ali Haydar Haksal gibi çok sayıda öykü kitabı yayımlamak.

Günlerimi, sadece onun değil, bütün önemli Türk öykücülerinin kitaplarını okuyarak geçiriyorum. Ama bu, okumaktan daha öte bir durum. Bunu mutlaka söylemeliyim. Elime bir öykü kitabı alıp saatlerce sayfalarını karıştırıyorum. Müstakbel kitabımın hayaliyle yaşıyorum. Bir gün ben de böyle bir kitap, böyle bir kitap daha, bir kitap daha çıkaracağım. Beni yaşatan hayal bu. Öyküye sımsıkı sarıldığım bu dönemde, Haksal’ın da en velut seneleri. Demek ki, Haksal benim için biraz da bu sebeple önemli.

Bu duygusal bağın ötesinde, bir öykü yazarı adayı olarak da, zaman zaman Haksal’ın öykülerini kendimce yorumluyorum. Çok fazla içine kapandığını, çok fazla kendi ses’ine odaklandığını düşünüyorum örneğin. Sarıldığım Soğuk Bir Ceset adlı öykü kitabına adını veren öykü ve bununla bağlantılı ikinci öykü, Haksal’ın öykücülük serüveninde zirvedir, diye düşünüyorum. O zaman da böyle düşünmüştüm, şimdi de aynen böyle düşünüyorum.

Bunun sebebi de, söz konusu öykülerin, toplumun taa içinden bir kadını, eşi tarafından terk edilmiş bir kadını ve onun kocasını bütün doğallığı içinde anlatmış olmalarıdır; kendi anlatım imkânlarından taviz vermeden. İnsanın içine dokunan, toplumsal karşılığı olan ve psikolojik çözümlemelerle örülmüş sımsıcak öyküler. Haksal’ın öykülerinde, bir boğuntu içinde yaşayan kişilerin neden böylesine acı çektikleri genellikle cevaplanamayan sorulardandır. Belki de Sarıldığım Soğuk Bir Ceset adlı dosyanın başında yer alan bu öyküler, bu soruyu cevaplamış oldukları için böylesine etkileyicidirler.

Şimdi biraz daha geçmiş zamanın izinde yürüyelim: Aynı yıllarda Yediiklim dergisi de oldukça faaldi. Mesela bir Konya dosyası yapılmıştı ve ben rahmetli Safa Odabaşı’nın adını ilk kez bu sayıda okumuştum! Çok ayıp! Gene aynı senelerde, Konya’da bir dergi paneli yapıldı. İbrahim Demirci’nin de Edebiyat dergisini tanıttığı bu panelde, Haksal’la ilk defa karşılaştık. Kitaplarını okuduğum, kendimce yorumladığım öykücü karşımdaydı. İnsanlarla iletişim kuramama gibi bir hastalıkla malûl olan ben, o zaman da Haksal’ı uzaktan dinleyip evime yollanmıştım.

İlk öyküm 1995’te Dergâh’ın Ocak sayısında çıktığına göre, ondan hemen sonraki günlerde Yediiklim’e de öykü göndermiş olmalıyım. Fakat burada çok önemli bir noktayı atladım: Konya’da çıkan Aşiyan dergisinde benimle bir söyleşi yapılmıştı. Sevgili Akif Kuruçay tarafından. Bu dergiyi gören Ali Haydar Bey, derginin dizildiği Rampalı çarşıdaki dükkânın telefonundan bana ulaşmaya çalışmıştı. Ben kimim?  Bel ki birkaç öykü yayımlamış bir genç. İşte bu “iyilik”ti. Dileyen “salih amel” diye de okuyabilir bu “iyilik”i. Haksal, bir dergi editörü, bir öykücü olarak, Konya’da yaşayan bir öykü heveslisini arama gereği duyuyor. Telefonunu bırakıyor. Sanırım bin bir gerilimden sonra ben de kendisini aradım. Konuştuk. Bana öykü üzerine yazılmış bazı metinler önerdi. İşte Yediiklim’e öykü göndermeye başlayışım belki de bu görüşmeden sonra oldu. Birkaç öykümün yayımlandığını, birkaç öykümün yayımlanmadığını filan hatırlıyorum. Bu tür şeyler hep olur ya… Yayımlanan öykülerimden birinin beklemediğim kadar çok değiştirildiğini görüp üzülmüştüm. Sanırım Yediiklim’e bir daha öykü göndermedim. Genç olmak böyle belalı bir şey. Abarttıkça abartırsınız. Şimdi elbette gülümsüyorum. Öyküm değiştirildi diye, bir dergiyle irtibatı büsbütün kesmek… Çocukça… Bugün öykücüler üzerinde konuşurken, “Hımmm… O mu, o Yediiklim’den çıktı.” diyoruz. Sanırım benim için bu cümle kurulamaz. Ben bir ihtimal Dergâh’tan çıkmış olabilirim. Çıkmamış olma ihtimali de var tabii, o kadar umutlu olmamak lazım.

Yediiklim’le ilişkim bir öykücü adayı olarak, başlamadan bitmiş de olsa, Haksal’ın eserlerini izlemeye devam ettim. Yediiklim’in Haksal özel sayısını görünce, böyle bir sayıda olmadığıma hayıflandım.

Haksal, gerek yayıncılığı, gerek öykücülüğü, gerekse incelemeleriyle edebiyatımızda kendine bir yer edinmiştir. Edebiyatımıza yeni imzalar kazandıran uzun soluklu bir derginin kahrını çeyrek asırdır çekiyor. (İnşallah bir çeyrek asır da, biz, Mahalle Mektebi’nin kahrını çekeriz.)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>