Sinema

Ahmet Aksoy – Nihilizmin Doruklarında Sinema Keyfi

Ahmet Aksoy – Nihilizmin Doruklarında Sinema Keyfi

90’lı yıllarda temelleri atılan ‘Yeni Türk Sineması’nın en önemli temsilcilerindendir Zeki Demirkubuz. 1994 yapımı C Blok’la başladığı sinema yolculuğunda, Yeşilçam sinemasından keskin bir kopuşun başlıca temsilcilerinden biri olmuştur.

Demirkubuz henüz on yedi yaşındayken, ihtilalin hızlı günlerinde cezaevi ile tanışmış, burada geçirdiği üç yılın ardından, kendi deyimiyle tesadüfen sinema sektörüne girmiştir. Yeşilçam’ın ünlü yönetmenlerinden Zeki Ökten’e asistanlık yapmıştır. İlk filmi C Blok, adını bağımsız sinemacılar arasına yazdıran film olmasına karşın, kendisinin de ifade ettiği gibi gerek dramatik yapısı, gerekse diğer eserlerine oranla daha yoğun müzik kullanımıyla Yeşilçam filmlerine en çok benzeyen eseridir. Auteur bir yönetmen olarak Demirkubuz, sonraki filmlerinde Yeşilçam kalıplarından kendini bütünüyle arındırarak özgün bir sinema dili kurma çabası içine girmiştir. Tema seçimi ve anlatım tarzı açısından kimi zaman Bresson ve Kieslowsky’ye benzer bir tavır içinde olduğu vurgulanmakla birlikte, Tarantino’ya yakın durduğunu söylemek de mümkündür. Bir farkla ki; Tarantino âdeta şiddetin anatomisini gözler önüne sererken, Demirkubuz fiziksel şiddeti neredeyse hiç göstermemektedir. Edebiyattan beslendiğini sıklıkla vurgulayan yönetmenin en çok etkilendiği isimler Dostoyevski ve Camus’dür. Bu yazıda Demirkubuz’un hâlihazırdaki sekiz filmi arasında kanımca diğerlerinden bir adım öne çıkan 1997 yapımı Masumiyet ve 1999 yapımı Üçüncü Sayfa filmlerinin çözümlemesi yapılacaktır.

Masumiyet (1997)

Başrollerini Güven Kıraç, Haluk Bilginer ve Derya Alabora’nın paylaştığı bu film, yönetmenin henüz ikinci filmi olmasına rağmen, Üçüncü Sayfa ile birlikte en dikkat çeken iki filminden biridir. Film öyküsü Güven Kıraç’ın canlandırdığı Yusuf karakterinin etrafında döner. Yusuf, evli olan kız kardeşiyle birlikte kaçan en yakın arkadaşını öldürmüş ve kız kardeşini de ağır yaralayarak hapse mahkûm olmuştur. On yılını cezaevinde geçiren Yusuf, bu süre zarfında depremde kız kardeşi ve eniştesi hariç bütün ailesini kaybederek yapayalnız kalmıştır. Cezaevinden tahliye olacağında, bir dilekçeyle başvurarak dışarıda kimsesi olmadığını, hayatının geri kalanını içeride geçirmek istediğini belirtir. Tahliye edilirse, içeri dönebilmek için tekrar suç işlemek zorunda kalacağını ifade eder. Ancak isteğinin yerine getirilmesi mümkün olmadığından salıverilir.

Adana’dan İstanbul’a gitmek ve içeride  tanıştı ğı Orhan’ın babasından iş konusunda yardım istemek amacıyla yola çıkar. İstanbul’a gitmeden önce ablası ve eniştesini ziyaret etmek için onların yaşadığı şehre gider. Yolda oldukça ilginç bir çiftle, Uğur ve Bekir’le karşılaşır. Çift yolda otobüsü durduran polislerce gözaltına alınır. Tesadüfen bu ailenin kaldığı otele yerleşen Yusuf, bir anda korkunç bir trajedinin tam ortasında bulur kendini.

Uğur pavyonlarda şarkı söylemekte ve fahişelik yapmaktadır. Müebbet hapse mahkûm olan Zagor’a âşık olan kadın, yıllardır onun sürgün edildiği şehirlere taşınarak bir hayalin peşinden sürüklenmektedir. Bekir yirmi yıldır kara sevda ile tutkun olduğu Uğur’un arkasında şehir şehir dolaşarak ömür tüketmektedir. Uğur’un Sinop’lu eski kocasından olma sağır ve dilsiz kızı Çilem de bu ailenin diğer üyesidir.

Filmin erkek karakterleri hayata karşı edilgen, iradesiz ve bir biçimde kişiliksizdir. Bekir, zengin sayılabilecek bir ailenin tek oğludur. Yirmi yıl önce ilk görüşte âşık olduğu Uğur için evini, eşini, çocuklarını ve sahip olduğu bütün mal varlığını kaybetmiştir.  Üstelik Uğur’dan gördüğü karşılık hep aşağılanma olmuştur. Kadın bir gün bile Bekir’e saygı duymamış, değer vermemiştir. Onun gözü önünde para karşılığında başka erkeklerle birlikte olarak onu daima hakir görmüştür.

Bekir’in Yusuf’a hayat hikâyesini anlattığı piknik sekansı aslında bütün filmin özeti gibidir. “Bi inandım o… ya tam yirmi yıl geçti!” filmin en can alıcı repliği olarak dikkati çeker. Bu uzunca sekans aynı zamanda diyalog açısından Türk sinemasının tartışmasız en başarılı sekansıdır. Haluk Bilginer’in film boyunca sergilediği muhteşem oyunculuk performansı burada âdeta doruk noktasına ulaşır. Yusuf son derece tepkisiz ve kolaylıkla yönlendirilebilen bir tiptir. Bekir’in öfkeli tavrına rağmen Uğur’un her dediğini itiraz etmeden yerine getirir. Bekir’in yaşadığı trajediyi bildiği ve onun yüzünden intiharına şahit olduğu halde Uğur’a âşık olur. Böylelikle Bekir’in yerini o alır. Sonunda Uğur kızı Çilem’i ona bırakarak hapisten kaçan Zagor’la birlikte sırra kadem basar.

Yeşilçam sinemasında kadın karakterler ya anne ve eş olarak idealize edilmiş ya da baştan çıkaran fettan kadın ve üvey anne olarak kötülüğün temsilcisi konumunda izleyicinin gözünde mahkûm edilmiştir. İdealize edilen kadın bazen bir pavyon şarkıcısı bazen geneleve düşmüş bir kadın olarak da karşımıza çıkabilir. Ancak o her hâlükârda ruhunun derinliklerinde incelikler ve erdemler barındırır. Gün gelir içine düştüğü durumdan sevdiği adamın el uzatmasıyla kurtulur. Camiye gidilerek edilen bir dua onu bütün kirlerinden arındırır. Çünkü  üzerinde taşıdığı kötülük onun içinde değildir. Arızi olarak gelip üzerine yapışmış bir şeydir. Demirkubuz kadın karakterini asla idealize etmez. Evet o bir aşk öznesi ve anne olarak sunulur filmde ancak âşık olunan kadın olarak da anne olarak da hiçbir iyilik göstermez. Kendisini seven erkeklere sadece acı çektirir ve bundan garip bir zevk duyar. Çocuğuna bir kez bile sarılmaz. Çocukla ilgilenenler ona âşık olan erkeklerdir hep, önce Bekir sonra da Yusuf. Kötülük onun özünden gelen bir şeydir. Yönetmen Kader filminde bize Uğur’la Bekir’in gençliğini anlatır. Bekir Uğur’un peşinden sürüklenmeye başladığı sıralarda, karısından ayrılarak onunla evlenmek istediğini ve İstanbul’a dönmelerinin iyi olacağını söyler. Ancak Uğur bunu reddeder. Bekir ona bunun kötülüğü istemek olduğunu söyleyince “Evet kötülüğü istiyorum!” diyerek karşılık verir. Garip bir şekilde kendisini kötülüğe ve hiçliğe mahkûm eder. Onunla birlikte önce Bekir ardından da Yusuf bu hiçlik duygusu içinde kaybolur.

Masumiyet karakterlerin şehirden şehre sürüklendikleri bir yol filmidir aslında. Yolculuk esnasında karanlık yollardan, tünellerden geçilir. Bazen de karlı ve puslu yollarda sürer yolculuk. Yolculukların kasvetli havası varılacak mutlu bir sonun olmadığını âdeta gözler önüne serer. Masumiyet’te de Kader’de de şehirlere ait hiçbir farklılığa, güzelliğe yer vermez yönetmen. Şehrin kimliğini öne çıkaracak tek bir ayrıntı görülmez. Şehirler âdeta modern hayatın girdapları gibi sunulur.

Filmde yoğun ve sürekli tekrarlanan bir kapı imgesi dikkat çeker. Kapılar hep bozuktur. Önce cezaevi müdürünün odasının kapısını görürüz filmin başında. Bir türlü kapanmaz. Karakolda Uğur’un sorgulandığı odanın kapısı da olur olmaz açılıverir. Kader’de Bekir Kars’a gittiğinde de kapanmaz odasının kapısı. Üçüncü Sayfada da yaşanır aynı durum. Kapı imgesi bir türlü çekip gidememenin, kapıları kapatamamanın metaforu olarak sunulmaktadır. Geçmiş asla geçmişte kalmaz. Garip bir şekilde peşi sıra gelir karakterlerin.

Yönetmen karakterlerini suça meyilli, hayatın girdaplarında boğulmuş, âciz kimseler olarak temellendirmiştir. Her şeyin sonu kötüye varır. Bu kötücül yaklaşım filmlerin bütününe yayılmıştır. Umuda hiç yer vermez yönetmen. Bekir’le Uğur’un yollarının kesişmesini kader ola rak nitelendirir. Yusuf ve Çilem bu kötü kaderin içine hayatın bir cilvesi olarak itilmiş masum tiplerdir. Yusuf boynunu büker ve kabullenir her şeyi. Çilem’in zaten varlığı ile yokluğu belli bile değildir.

Filmde Çilem’i televizyonda Türk filmi izlerken görürüz ilk olarak. Film boyunca bu devam eder. Yusuf da ona katılır sonraları. Yönetmen kendi sinemasıyla Yeşilçam sineması arasında garip bir ilişki olduğunu duyumsatma çabasında gibidir. Yeşilçam melodramlarında sıklıkla karşılaştığımız hayata kar şı ezik ve yenik tiplerin kendi filmlerindeki karakterlerle benzerliğine dikkat çekmek ister sanki. Hakikatte de Demirkubuz’un karakterleri pek âlâ bir melodram tiplerine dönüşme potansiyeli barındırmaktadır. Ancak yönetmen müziğe çok az yer vererek ve karakterlerin iç dünyalarını hiç açık etmeyerek melodrama düşmekten kurtarır filmlerini. Çoğunlukla genel çekimler kullanır. Neredeyse hiç yakın çekime yer vermez. Bu durum film karakterlerinin psikolojileri hakkında izleyicinin bir fikir edinmesini zorlaştırır. Film boyunca onlar hakkındaki her şeyi yalnızca diyaloglardan öğreniriz. Bu tavrıyla yönetmen, Yeşilçam’ın dışavurumcu tavrından uzaklaşır.

Masumiyet, insanın her halde kaybetmeye mahkûm olduğu önermesini ilmek ilmek işleyen bir film. Temposu ve gerilimi de gayet iyi. Keşke finali de aynı ölçüde iyi olabilseydi!

Üçüncü Sayfa (1999)

Başrollerini Ruhi Sarı ve Başak Köklükaya’nın paylaştığı Üçüncü Sayfa yönetmenin üçüncü filmidir. Konusunu gazetelerin Üçüncü Sayfasına malzeme olan bir haberden almaktadır.

Filmlerde figüranlık yaparak geçimini sağlayan İsa, geçici olarak çalıştığı bir iş yerinde 50 dolar para çalındığı için hırsızlıkla suçlanır ve mafya tipli patronu tarafından fena halde dövülür. Çaresizlik içinde evine gelen İsa, parayı bulup ödeyemeyeceği için intihar etmeye karar verir. Tam bu esnada kapı çalınır. Gelen ev sahibidir. Birikmiş kira alacaklarından dolayı İsa’ya olmadık hakaretler yağdırır. Kendini öldürmek üzere olan İsa, bir anda fikir değiştirerek ev sahibinin kapısına dayanır ve onu öldürür. Sonra da düşüp bayılır. Gözlerini açtığında kendi dairesinde yerde yatmakta olduğunu fark eder. Şiddetle kapıya vurulmaktadır. Kapıyı açtığında karşısında polisi görür. Polis apartmandaki herkesi karakola götürür. Sorgulamanın ardından herkes eve döner. İsa eve girer girmez düşüp bayılır. Uyandığında yatağındadır ve evde bir kadın vardır. Bu kadın karşı komşusu Meryem’den başkası değildir. Kadın onu, kapısı açık kaldığı ve yerde yatar halde bulduğu için yatağına taşımıştır. Meryem’le aralarında bir yakınlaşma başlar. Meryem aslında evlidir. İki de çocuğu vardır. Kocası Bursa’da çalışmaktadır.

Meryem İsa’ya ev sahibini öldürdüğünü bildiğini, onu eve taşıyanın kendisi olduğunu söyler. Sürekli dayak yediği kocasını birlikte öldürmeyi teklif eder. İsa bir anda âşık olduğu bu kadına karşı koyamaz ve kocasını öldürmek üzere takip etmeye başlar. Ancak adam bir kavga sırasında öldürülünce Meryem birdenbire İsa’ya mesafeli davranmaya başlar. İsa bir filmde iş bulur ve şehir dışına çıkar. Döndüğünde Meryem’in taşınmış olduğunu görür. Ev sahibinin oğlu, İsa’nın da evden çıkmasını rica eder. Sonraki günlerde İsa ev sahibinin oğluyla Meryem’i birlikte görür. Her şey anlaşılmıştır. Meryem ve ev sahibinin oğlu, aslında önceden birbirlerini sevmektedir. Bir plan yaparak önce ev sahibinden sonra da Meryem’in kocasından kurtulmak istemişler ve tesadüfen işin içine İsa’nın girmesi ve başka birtakım gelişmelerin yardımıyla amaçlarına kolayca ulaşmışlardır. Film İsa’nın kadının evini basıp sonra da intihar etmesiyle son bulur.

Üçüncü Sayfa, çoğunlukla Avrupa sinemasından aşina olduğumuz “öldüren kadın-femme fatale” imgesi üzerine kurulmuş bir film. Yönetmen Masumiyet’te kötülüğü hayatın bir dayatması olarak kabullenen, hiç düşünmeden peşinden giden ve başkalarını da sürükleyen, zerre miktarı değer duygusu taşımayan Uğur’a karşılık bu filmde, kötülüğü bizzat kendi seçen ve amacı uğruna planlar yapan Meryem’i anlatmaktadır. İsa’nın figüran olarak rol aldığı ucuz televizyon dizilerinin setleri arasında koşuşturmakla geçen yaşamı, Meryem’in gün boyu izlediği reality showlar ve diziler arasında sıkışıp kalan yaşamıyla, karşılıklı olarak oturdukları apartmanın bodrum katında kesişir. Bazen İsa’nın bazen Meryem’in dairesinde bazen de iki kapı arasındaki karanlık merdiven boşluğunda yaptıkları konuşmalar, ikisinin de kimliği ve yaşadıkları hakkında fikir sahibi olmamıza imkân sağlar. İsa’nın dairesinde Meryem’in yaşadığı dramı gözyaşları eşliğinde anlattığı sekans tıpkı bir önceki filmde olduğu gibi diyalog açısından oldukça başarılıdır. Başak Köklükaya’nın ustalık kokan oyunculuğu ve yönetmenin bir televizyon kanalında haber izliyormuşuz hissi uyandıran görüntü-ses paralelliğini bozan kesmeleri işe ayrı bir boyut kazandırmaktadır.

İsa kolayca âşık olur Meryem’e. Tıpkı Kader’deki Bekir, Masumiyet’teki Yusuf gibi. Nedensiz ve belki biraz da anlamsız bir biçimde. 50 dolar için kendi hayatını sonlandırmaya karar vermiş biri olarak, kocasından dayak yiyen Meryem’e sahip çıkma ve onun için cinayet işleme gözü karalığına soyunacak kadar âşık olur hem de. Yönetmen hikâyesini dizi çekimleri, televizyon ekranından yansıyan programlar ve film afişleriyle detaylandırıyor. İsa’nın dairesinin duvarında Cüneyt Arkın, Yılmaz Güney ve Orhan Gencebay’ın yer aldığı afişler sıklıkla kadraja yansıyor. Tıpkı Masumiyet’te olduğu gibi burada da ters yüz ediyor sinemasal geleneğe ait birçok şeyi. Ve sinemanın ipliğini pazara çıkarıyor âdeta. Yeşilçam’ın birer kahramana dönüştürdüğü, toplumda idol olmuş isimlerle, bir figüranı aynı karede yan yana getiriyor. Ve bu figüran da tıpkı o kahramanlar gibi acı çeken ve itilmiş bir kadını kurtarmaya soyunuyor. Gerçek hayatta figüranlığın ötesine gitmenin pek de olası olmadığını vurguluyor âdeta. Filmin bir sahnesinde televizyondan Masumiyet’teki piknik sahnesi görülür. Bu esnada Meryem kendi acıklı hikâyesini anlatmaktadır İsa’ya. Masumiyet’in o can alıcı repliği dökülür Bekir’in ağzından: “Bi inandım o…ya tam yirmi yıl geçti!” Ve İsa tüm kalbiyle inanmaktadır Meryem’e o an. Sonrası aldatılmışlık, yenilmişlik ve intihar olur.

Sonuç Olarak

Zeki Demirkubuz, Masumiyet’te de Üçüncü Sayfa’da da nihilizmin doruklarında dolaşıyor. Bekir, Yusuf ve İsa âşık oldukları kadınları; Uğur ve Meryem’i tanımadan önce de hayatlarında hiçbir mutluluk pırıltısı olmayan tiplerdir. Âşık oldukları kadınlar Salome misali hep acı verir onlara.

Demirkubuz üslupçu bir yönetmen. Konudan çok onun nasıl anlatılması gerektiği üzerine kafa yoruyor. Hikâyelerini psikolojik ve sosyolojik tahlillere girmeden anlatmayı yeğliyor. Kötülüğün sadece var olduğunu gösteriyor, nedenleri üzerinde durmaktan kaçınıyor. Genel plan çekimler ve karanlık bir atmosferde, büyük bir ustalıkla yazılmış diyaloglarla müthiş bir gerilim yaratmayı başarıyor.

Masumiyet’in esin kaynağı olan Beckett’in “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Bir daha dene, daha iyi yenil.” sözünün filmin duygusuyla aynı paralelde olduğu kanaatinde değilim. Beckett, bitimsiz bir  umudu, asla mağlup edilememeyi haykırıyor âdeta. Oysa ne Masumiyet’te ne de Üçüncü Sayfa’da en küçük bir umut olduğunu söylemek bir hayli zor.

 

ZEKİ DEMİRKUBUZ FİLMLERİ

C Blok

Yönetmen ve Senaryo: Zeki Demirkubuz

Oyuncular: Serap Aksoy, Zühal Gencer, Fikret Kuşkan, Selçuk Yöntem, Ülkü Duru, Feridun Koç

Mutsuz evliliği dağılmakta olan Tülay, modern bir sitede yaşamaktadır. Site çalışanı Halit, gizlice Tülay’ı gözetlemekte, her hareketini izlemektedir. Tülay bir akşam eve döndüğünde Halit’le hizmetçisi Aslı’nın kendi yatağında birlikte olmasına tanık olur. Bu an, Tülay için bilinçsiz bir arayışın başlangıcı olacak, günlük yaşamı algıları ve korkularıyla karışmaya başlayacaktır.

Masumiyet

Yönetmen ve Senaryo: Zeki Demirkubuz

Oyuncular: Derya Alabora, Haluk Bilginer, Güven Kıraç, Melis Tuna, Yalçın Çakmak, Ajlan Aktuğ, Nihal G. Koldaş, Doğan Turan

On yıllık mahkumiyetini tamamlayıp hapishaneden çıkan Yusuf, ablasını ziyaret etmek için İzmir’e gelir. Eski bir hesabın karşısına çıkması yüzünden oradan ayrılmak zorunda kalıp harap ve ucuz bir otele yerleşir.

Gidecek başka bir yeri olmadığından çaresizlik içinde burada beklerken yolu aynı otelde kalan tuhaf bir aileyle kesişir. Bekir, Uğur ve çocukları Çilem, Yusuf’un ayakta kalabilme savaşında önce bir umut, sonrasında ise sarsıcı bir kadere dönüşeceklerdir.

Üçüncü Sayfa

Yönetmen ve Senaryo: Zeki Demirkubuz

Oyuncular: Ruhi Sarı, Başak Köklükaya, Cengiz Sezici, Serdar Orçin, Emrah Elçiboğa, Naci Taşdöven

Filmlerde figüranlık yaparak hayatını kazanan İsa, mafyatik bir ortamda elli dolar çalmakla suçlanır ve fena halde dövülür. Parayı iade etmesi için kendisine yirmi dört saat süre tanınır. İsa, parayı bulamaz ama bir tabanca bulur. İntihar etmeye karar vermiş, tam tetiği çekmek üzereyken kapı çalınır…

İtiraf

Yönetmen ve Senaryo: Zeki Demirkubuz (Albert Camus’nün Yabancı adlı romanından)

Oyuncular: Taner Birsel, Başak Köklükaya, İskender Altın, Miraç Eronat, Gülgün Kutlu, Abdullah Demirkubuz

Zengin ve başarılı bir mühendis olan Harun, karısı Nilgün’ün kendisini aldattığını öğrenir. Önce bu durumla yüzleşmeyip bildiklerini karısına söylemez. Zaman ağır ve acılı geçmekte ve belirsizlik dayanılır gibi değildir. Sonunda karısına her şeyi itiraf ettirmeye karar verdiğinde uzun bir gece başlar. Yedi yıldır evli olan karı-koca, insan olmanın karanlığında ilerledikçe, kimin kim olduğu tanınmaz hale gelir. Yalvarmalar şiddete, gözyaşları çığlıklara karışır.

Yazgı

Yönetmen ve Senaryo: Zeki Demirkubuz (Albert Camus’nün Yabancı adlı romanından)

Oyuncular: Serdar Orçin, Zeynep Tokuş, Engin Günaydın, Demir Karahan

Zeki Demirkubuz’un Albert Camus’nün Yabancı adlı ünlü romanından esinlenerek senaryolaştırdığı Yazgı, nedeni olmaksızın kendisini suçlu hisseden ve iradesini kullanmayı reddeden bir insanın tuhaf, akıl dışı öyküsünü anlatır.

Bekleme Odası

Yönetmen ve Senaryo: Zeki Demirkubuz

Oyuncular: Nurhayat Kavrak, Zeki Demirkubuz, Nilüfer Açıkalın, Serdar Orçin, Ufuk Bayraktar, Eda Teksöz, Güliz Pilge

Başkalarına göre idealist ve ilkeleri için yaşayan ama kendisine göre inançsız ve kibirli bir insan olan yönetmen Ahmet, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanını filme çekmek istemektedir. Hem çekeceği filme hem de sevgilisi Serap ve yaşadığı hayata karşı nedensiz bir kayıtsızlık içinde, kendini evine kapatmış, âdeta bir münzevi gibi yaşamaktadır. Bütün bunlar  olurken  asista nı Elif, filmin hazırlık çalışmalarını sürdürmekte ve romanın kahramanı Raskolnikof’u oynayacak kişiyi aramaktadır.

Kader

Yönetmen ve Senaryo: Zeki Demirkubuz

Oyuncular: Ufuk Bayraktar, Vildan Atasever, Engin Akyürek, Müge Ulusoy, Ozan Bilen, Settar Tanrıöğen, Erkan Can, Mustafa Uzunyılmaz, Güzin Alkan, Hikmet Demir, Gönül Çalgan

Kader, yönetmenin ikinci filmi Masumiyet’te (1997) tanımış olduğumuz iki karakterin gençlik öyküsünü anlatır. Bekir, Uğur’a aşık olur. Uğur da başı hep belada olan Zagor’a.

Zagor, iki polisin öldürülmesi olayına karışıp tutuklanır. Bu olay, başlangıçta Bekir için bir umut gibi görünse de, bu acımasız aşkın peşinde yıllarca sürecek amansız bir hastalığın başlangıcı olacaktır. Bekir, üçüncü sınıf otel odalarında, esrar âlemlerinde, taşra pavyonlarında Uğur’un inatçı bir köpek gibi izini sürecek, üç insan arasında yaşanan bu tuhaf aşk, acıyla, yoksullukla, gözyaşıyla ve kötülükle büyüyecektir.

Kıskanmak

Yönetmen ve Senaryo: Zeki Demirkubuz (Nahit Sırrı Örik’in aynı adlı romanından)

Oyuncular: Nergis Öztürk, Serhat Tutumluer, Berrak Tüzünataç, Bora Cengiz, Hasibe Eren, Nihal Koldaş, Ferdağ Işıl, Mustafa Uzunyılmaz, Reyhan İlhan, Serdar Orçin, Rafi Emeksiz, Birsen Dürülü, Yeşim Gül, Şule Demirel, Can Anamur, Hatice Aslan (Konuk Oyuncu)

1930lar, Zonguldak… 29 Ekim gecesi Cumhuriyet balosu yapılmaktadır. Bu küçük, sıkıcı kömür kentine iki ay önce taşınan maden mühendisi Halit, eşine az rastlanır güzellikteki karısı Mükerrem, Halit’in kız kardeşi ve sığıntısı Seniha da davetlilerin arasındadır. Kentin en zengin ailesinin oğlu Nüzhet, Mükerrem’i dansa kaldırdığında, oturduğu kuytu köşeden onları gözleyen Seniha, yengesinin bu kız gibi güzel çocuğa karşı koyamayacağını hemen fark etmiş, Tanrı’nın onu çirkinliğin Yazgısına boyun eğen olmaktan, güzelliğin Kaderini çizen mertebesine yükseltmeye karar verdiğini o anda anlamıştır.

Etiketler
Devamı

Ahmet Aksoy

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker