Ahmet Taşğın – Bektaşi Menakıbnamelerinin Anlaşılmasına Giriş

Ahmet Taşğın – Bektaşi Menakıbnamelerinin Anlaşılmasına Giriş

Hacı Bektaş Velâyetnamesi”, Hacı Bektaş’ın nesebi, eğitimi, ismi, tarikatta seyri süluku, seyahatleri, seyahatlerinde gösterdiği olağanüstü olaylar ve karşılaştığı topluluklar, şehirler ve en sonunda da Sulucakarahöyük’e yerleşmesi ve burada halifeleriyle yaptığı faaliyetlerine yer vermektedir.

Alevi Bektaşi metinleri insanın yeryüzü serüveninin başlangıcını “Elest bezmi”ne bağlar ve bunu da “Devriyeler” üzerinden aktarır. Elest bezmi’nde “beli” deyip ikrar veren ruhun yeryüzü serüvenine ilişkin pratikler önerir. İnsanın yeryüzünde ikrar ve tecrübesi sürekli tazelenen veya yeniden hatırlatan peygamber ve nebilerle aynı paralelde yürür. Devriyelerde, tarihin sürekli ve aynı istikamette olduğu belirtilir ve bütün peygamberler bu ikrarın gereği ve hatırlatıcısı olarak güncellenir ve aynı merkezi alana bağlanır. Böylece kendi zamanından bir öncekine bağlanan halkalar arasında asla bir kopukluk ve boşluk yer almaz. Bu bakımdan da bir başka tarihe, kişiye, olaya ihtiyaç duymadan kendi kurgusunu sürekli ince ince işleyerek tamamlar.

Metinlerin içeriklerinin anlaşılmasına engel olan sorunlardan bir tanesi metnin kullandığı manaya dikkat edilmemesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle metnin yalın haliyle manasına da sözlü aktarımı içerisindeki biçimiyle dikkat etmek gerekmektedir. Esasen iki anlam, her iki dünyanın kavramları üzerinden her iki dünyanın anlam kurgusunu temsil etmekte çok başarılıdır. Adeta her iki dünyayı bir, birbirinin mütemmimi, mütedavimi olarak göstermektedir. İlk planda birinci anlamı nazara gelmekte ve dikkate sunulmaktadır. Haddizatında her iki dünyanın farkında olan muhatabın, her iki dünyanın anlam dünyasını bir bütün olarak kurması gerekmektedir. Eğer kuramazsa veya bunda başarısız olursa metinlerin anlam bütünlüğünü takip edemez. Çünkü ikinci anlam daha fazla çaba sarf etmeyi baştan istemektedir. Yani anlam ve gerçekleştiği sözlü sunum, kendi kuruluşunda doğal olarak bulunmakta ve hatta varlığını da bunun üzerine inşa etmektedir. Öyleyse dışarıdan iki anlam dünyasını anlama çabası, iki defa gayret ve uğraş göstermeyi gerektirecektir. Bundan dolayı da araştırmacı araştırma boyunca daha fazla dikkat, sabır göstermeli ve buradan itibaren araştırması da uzun soluklu olmalıdır. Eğer olmaz ise her iki dünyanın arasında yol alırken ikinci anlamda yol almak zor olur. Kimi zaman birinciye de belli belirsiz gidip geri dönmeler olur ve okuyucu belirsiz, kopuk, anlamsız, sıkıcı, yıpratıcı ve kafa karıştırıcı bir dünyaya sürüklenir. Sonuç olarak her iki manayı, ortak kavram dünyasından her iki dünyayı başarılı bir şekilde anlatan kurguya uygun olarak, sürdürmede dikkatli olunması zorunlu hale gelmektedir. İkinci anlam dünyası, iki kez dikkati gerekli kılar. Çünkü bu anlatım içerisinde ikili bir anlam dünyası kurulmaktadır. Bu ikili anlamı, teorisi uzun uzadıya aktarılmadığı sürece okuyucunun yakalaması ve kavraması mümkün görünmemektedir. Çünkü ikili anlam zahiri ve batıni iki dünyanın alanına yöneliktir. Bu bakımdan da bu ikili dünyanın bir arada tutulması okuyucunun metnin anlamlarına yönelik hazırlıklı olmasını ve dikkatli bir şekilde anlamları takip etmesini gerekli kılmaktadır.

Bir diğer sorun da öteden beri Hacı Bektaş etrafında yürütülen çalışmaların biriktirdiği bilgi ve bu bilginin kuşattığı alan üzerinden yürünmesidir. Uzun yıllardır biriken, alandaki bilgi ve yaklaşım, tarihi, siyasi, kültürel ve dini bir yapılanmanın etkisiyle ortaya çıkarken bu bilgileri düzenleyen özne, nesnesini hangi amaçları için kuruyorsa doğal olarak ona hizmet eden bir yapıya büründürmekte ve bir süre sonra nesne, kendi nesnesini oluşturan görece özneye dönüşmektedir. Bu haliyle Hacı Bektaş etrafında yürütülen araştırmaların ve tartışmaların, öznenin kendi düşüncesi etrafında biçimlendiğini göz önünde tutmak gerekir. Öyleyse Hacı Bektaş araştırmalarının ortaya çıkmasını sağlayan Fuat Köprülü’den itibaren bu konuyu yeni baştan ele almak gerekir. Fuat Köprülü ve onu anlayanlar ile ondan anlaşılanlar arasındaki farka dikkat edilmelidir.

Köprülü araştırmalarının en büyük katkısı, bu konu etrafında üretilen tartışmalarla konunun yaygınlık kazanmasıdır. Fakat Köprülü’nün bir süre sonra Hacı Bektaş vb. erenlerle ilgili görüşlerinden vazgeçmesi daha sonraki yazılarında da nelerden vazgeçtiği ve yeni neleri eklediği konusuna belirgin bir şekilde yer vermemesi daha önceki görüşlerini yürürlükten kaldırmamıştır. Bilakis yeni olarak ileri sürdüğü görüşleri, vazgeçtiğini söylediği görüşlerinin daha fazla yerleşmesini sağlamıştır. Bunun bir sonucu olarak sonradan vazgeçtiği düşünceleri hemen bütün araştırmacılar tarafından paylaşılır hale gelmiş ve artık vazgeçilen veya yanlış, eksik kabul ettiği bu görüşlerinin ve vazgeçtiklerinin dışında bir görüş ileri sürmenin de imkânını ortadan kaldırmıştır. Üzerinde konuşulan konu etrafında görüş ileri sürmeden kasıt, güvenilirlik ve geçerlilik nispetinde dile getirilmektedir.

Çalışma, sorun olarak gördüğü şu hususlara açıklık getirmeye çalıştı. Çalışmanın kendisine referans olarak gördüğü metnin dili yalın, doğrudan konuya yönelen bir tarzdadır. Bu metinler sözlü olarak aktarılıp yazıya dönüştürüldüğünde sadece yazının biçimsel olarak imkânlarından yararlanmaktadır. Yoksa yazılı bir metnin kurgusuna sahip değildir. Özellikle matbaadan sonraki durum göz önünde tutulursa günümüz okuyucusu açısından sözlü metin, yazılı metinlerin dili, biçimi ve tarzından çok farklıdır. Bu bakımdan da günümüz yazılı metinlerinin kurgusuyla bu metinlere yaklaşmak ve sözlü metinleri yazılı metinler haline getirecek bir zihniyete, nazara ve dikkat sahip olacak bir sihrin cari kılınması, bu metinlerin anlaşılması, sosyal bilimler araştırma alanlarına çok fazla katkı sunmayacaktır. Bu çalışmanın metinlerin anlaşılmasına ilişkin önerisi, sözlü kültürün ürünü olan bu metinleri, yine kendi sosyo – kültürel koşulları içerisinde anlamaya yönelik bir yol izlenmesi üzerinedir. Bunun nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin de aşağıda izah edilecek bir dizi faaliyetin gerekliliğine dair gerekçe sunulacaktır.

Metnin aktardığı bilgi, yine geleneksel kaynakların imkânlarıyla açıklanmaya çalışılmakta ve kültürel formun bütün alanlarına kendisini refere etmektedir. Bu aktarımın kendisi ve biçimi kurulu olan kültürel forma uygundur, bunun için de uyuşmama, çatışma sorunu yaşamaz. Hâlbuki metnin kuruluş aklını, biçimine ve sunumuna yönelerek kendi iç anlamını yakalamak gerekir. Belki de konunun kendi içerisinden anlatılması atlanarak, konunun anlaşılması için getirilen örnek metin veya konu başlıkları konunun kendisi olmaktadır. Doğal olarak aydınlatılmayı bekleyen husus hala beklemektedir. Fakat bunun yerine yeni zengin konular gündeme gelmektedir. Zaman içerisinde konunun aydınlanması için kullanılan nesne, özne halini almakta, açıklanmaya çalışılanı unutturup daha karışık hale getirmektedir. Bir süre sonra konunun, bu hareketli ortamdan kendisini göstermesi veya anlaşılma talebi gündeme gelmektedir.

Sözlü birikimin yazı ile resmedilmesiyle elimize ulaşan metinlerin, yazılı metin üzerinden kurulan aklın bir ürünü olmadığını ve bu ürünlerin tam aksine sözlü metinle kurulan aklın sunduğu bilgiler olduğunu göz önünde bulundurmalıyız. Buna göre sözlü aktarımın imkânları içerisinde bu metinlerin değerlendirilmesi zorunluluğuna dikkat edilmesi gerekmektedir. Aksi halde bu metinlerin yazılı metinlerin kurduğu akla sunacağı bilgi sınırlı kalacaktır.

Metnin iç kurgusu toplulukların inanç, ibadet, erkân ve hiyerarşik yapısının anlaşılmasını da kolaylaştırmaktadır. Dolayısıyla bu metinlerin kurgusu toplulukların sosyal yapısı hakkında da yeterli bilgiyi sunabilir. Eğer metinlerin sundukları kendi biçimi ve tekniği dışlanarak anlaşılmaya çalışılacak olursa yapılacak çalışmalar, topluluklar hakkında eksik, yanlış ve hatalı sonuçlara varan değerlendirmelerle sonuçlanacaktır.

Sözlü metinler ve işaret ettiği topluluklar arasındaki ilişkiyi güçlendirmek için ilgili topluluklar hakkında alan araştırması yapmak veya bu çalışmaları birbirleriyle etkili olduğu düşünülen topluluklarla devam ettirmek gerekir. Bu çalışmalar boyunca da kullandıkları dil, terim, aktarım biçimi, sözlü sunumun yapısı, icrası, aktaran ve aktarılan kitle arasındaki ilişki, konu seçimi, konunun sunulduğu bağlam, bütün bunların kurulu olduğu akıl ve sosyal yapı üzerinde içerik ve söylem analizi yapılması zorunlu hale gelmektedir. Böylece kullanılan sözlü malzeme ve bunu sunan aktör üzerinden söylem analizine gidilebilir.

Metin ve metnin aktarıcısı arasındaki ilişkiyi ortaya koyacak derinlemesine araştırma ve bu araştırmalar neticesinde analizlere ihtiyaç duyulmaktadır. Metnin sunduğu zengin ifade ve anlamın anlaşılma imkânı daha fazla olacaktır. Böylece metin, aktarıcı ve aktarma yöntemi (aktarma mekânı) olarak üçlü kurgu bütünlüklü yakalanabilir. Aksi takdirde bu kaynakların çok fazla bir şey ifade etmediği mazereti ve yakınması devam edecektir. Oysa bu üçlü kurgu üzerinden yapılacak inceleme mevcut kaynakların yazılı bir metin gibi düşünülmesi üzerinden değerlendirilmeye alınması meraklısını doğal olarak “bilimsel” veri, kaynak ve vesika yetersizliği hatta tatminsizliğine sürüklemektedir. Hatta Hacı Bektaş’ın bizatihi kendisi olsa bile ilgili çevreleri ikna etmek mümkün görünmemektedir. Çünkü “bilimsel” olma iddiasının arkasındaki yetersizliğin engeliyle ilgili ve meraklı araştırmacılar, kendi zihin, bilgi, yaklaşım ve yöntemlerini kapatmaktadırlar. Böylesine yoğun hegemonya bu işlere kafa yoran tarafların önemli bir kısmını baştan kaynakların kıymetsizliğine ve basitliğine götürmektedir.

Bütün bunlarla beraber eldeki kaynaklarda var olan bilgilerin tarihi olup olmadığı konusu tartışmaya açılarak Hacı Bektaş’ın tarihi kişiliği hakkında şüpheler oluşturulmaktadır. Oysa bu noktada eldeki kaynakların nasıl değerlendirileceğine dair yeni bir yöntem ve yaklaşım üzerinden yürünmesi zorunluluğu belirgin olarak ortaya çıkmaktadır.

Buna göre eldeki bilgiler tarihi metinler olarak görülmelidir. Öncelikle Hünkâr’ın menzilnamesi ve bu menzil doğrultusunda karşılaştıkları şehirler ve topluluklar hakkında bilgiler derlenip toparlanmalıdır. Adı geçen şehirlerde yapılacak alan araştırmalarıyla bu konu desteklenmelidir. Buradan elde edilecek bilgiler de Hacı Bektaş hakkında verilen bu bilgi ve belgelerin tarihi olup olmadığı tartışmasına yer verilebilir ve destekleyebilir. En azından bu tartışmaların zemini başka bir mecraya kaydırılabilir. Böylece Hacı Bektaş’ın hayatına ilişkin boşluk noktalar ya da belirsiz gibi görünen hususlar daha bariz hale gelebilir.

Bu açıklamalardan sonra konunun anlaşılmasına katkı sunabilecek birkaç soruyla devam edelim. Velâyetname nasıl okunmalı veya nasıl değerlendirilmelidir? Velâyetnamenin verdiği bilgiler gerçek ya da tarihi mi veya tarihi kaynaklara uygun mu, yoksa bir tarikatın şeyhi hakkında yazılan ve o şeyhi öven ve överken de etrafında bulunan birçok meşhur kimseyi de yine o şeyhin etrafında kuran bilgilerden mi oluşmaktadır?

Doğrusu yukarıdaki sorular, sözlü kültürün ürünü olarak okunmalı ve cevaplanmalıdır. Bu bakımdan da Velâyetnamenin verdiği bilgiler bu şekilde değerlendirilmelidir. Ayrıca bu aşırıya kaçan bilgiler olmak yerine burada kullanılan dilin kendisine yönelerek dilin özellikleri kavrandıktan sonra verilen bilgilerin önemine ya da tarihi veriler olup olmadığına karar verilmelidir. Böylece Velâyetnamenin sıradan bir metnin ötesinde ne kadar zengin bir içeriğe sahip olduğu açıkça ortaya çıkacaktır. Kaldı ki Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin yolculuğu başta olmak üzere Rum’a ulaştıktan sonra karşılaştığı Rum erenleri ve bunlarla arasında geçenlerin aktarıldığı bölümler yeniden okunmalıdır. Bu yeniden okuma, bizatihi metnin okuyanı sürüklediği ve kendisinin içine çektiği yerden idrak sunmayacaktır. Bilakis bu kurgu veya okumaya tersinden bakıldığında verilmek istenen mesajı kavratacaktır.

Sonuç olarak Hacı Bektaş Veli hakkındaki bilgileri zenginleştireceğimiz yeni bakış açısı veya metinleri değerlendirilebilecek yeni bir yönteme ihtiyaç vardır. Bunun için de hem mevcut bilgilerden hareketle alan araştırmaları yapılmalı hem de alan araştırmalarından hareketle konuya zenginlik kazandırılırken çift başlı sağlaması mevzuun bütünüyle görülmesine ve anlaşılmasına imkân sağlar. Bu çerçevede konu yeniden ele alındığı takdirde Velâyetnamede ele alınan bilgiler ya da bilinen konular çerçevesinde değerlendirildiğinde Hacı Bektaş konusunun yeniden ele alınmayı gerektirecek kadar önemli olduğu görülebilir. Çünkü sözlü metnin aktarımında zaman – mekân iç içe geçmekte ve bu bakımdan da zaman ve mekân faktörü yeterince anlaşılamamaktadır. Günümüz zihin dünyasının kurgusu ve metinlerin verdiği mesaja uyarlanmış algıyla bağlantılı olarak intikal güçleşmektedir. Bu durum metnin verdiği bilgileri netameli hale getirmektedir. Metnin yetersizliği algısından metne duyulan güvensizlik varlığı (ontolojik olarak) anlamsız kılmaktadır. Üstelik bu durum kamusal alanın ortak bütün alanda özgürce dolaşan dili ve aklı haline gelmektedir. Böylece metin ve mesajı, zaman ve mekân arasında oluşan boşluk ilgisizliğe ya da inkâra dönüşmektedir. Varlığını inşa ettiği zeminden kendini yok etme sınırına taşımadan (en azından bir kısmı) metnin ötesinde başka tarih, medeniyet, din ve mezhepten bilgi taşımaya başlamaktadırlar. Böylece ortak konular etrafında kendisine ait dünyayı zenginleştirip, yeni bir meşruiyet arayışına gidilmektedir. Bu haliyle ontolojik huzursuzluğun bütün tarihe, medeniyete, dine ve mezhebe sirayet ettirilmesi kendisini teskin etmektedir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>