Ali Akar – Ankebut

Ali Akar – Ankebut

Atası Âdem(a.s.) olan bir insanlık tanıtır bize Kur’an… Tufan sonrasında gemiden inenlerle başlayan tarihte, ikinci ata Nuh’tur (a.s.) . Ceddimiz, dinimizin önderi ise İbrahim’dir (a.s.). O, bizzat kendisine verilen bir torunla anıldığı gibi kendisinden sonra yolunu sürdüren fikir ve iman torunlarının da dedesidir.

Kâfir dünyanın da atası dedesi, şeytandır. Onun soyu da insanla birlikte zaman içinde akıp durmuştur. Ankebut Suresi’nde Allah’ı devre dışı bırakıp kendilerine göre bir hayat kurgulamaya çalışan kâfirlerin yapı ve yapılanmalarını Rabb’imiz örümceğin evine benzetmektedir. Görünüşte örümceğin evi çok sanatsaldır. Bağlamalar, bağlantılar muhteşemdir. Hesaplanmış, düzenli bir teknoloji harikasıdır. Ne var ki evlerin en zayıfı örümceğin evidir. Yıkılışı, parçalanması çok kolaydır. Düşmanına iyi bir tuzaktır ama dostlarına güvenli bir barınak değildir.

Ankebut Suresi kurdukları sistemleri örümceğin evi gibi olan yeryüzü kâfirlerinden örnekler verir. İlk önce Nuh (a.s.) ve kavmi gündemdedir. “Binden elli az” yani dokuz yüz elli yıllık bir mücadele bize tanıtılır. Yeryüzü zamanlamasında uzunca bir süre görkemli şekilde zulümlerine ve inkârlarına devam edenler, dokuz yüz kırk dokuz yıllık iktidarlarının son bulacağını düşünmemişlerdi. Oysa onların sistemleri de çürüktü ve sonunda sularla boğulup yok edildiler. Sadece Nuh’a(a.s.) gelen vahye ve onun emrine uyanlar gemiyle kurtuldular.

Surede tanıtılan diğer atamız İbrahim(a.s.) kavminin bütün tabakalarıyla bir mücadelenin içine girdi. Nemrut’tan din adamlarına, babasından en gariban köleye kadar davetini her kesime duyuran İbrahim(a.s.), onlara rızkın Allah’ın elinde olduğunu, yaratanın ve yine yaratıp hesaba çekecek olan, dost edinilip emrine uyulması gereken biricik ilahın O olduğunu, buna uymayan evvelkilerin nasıl yıkıldığını anlattı. “Onu öldürün veya yakın.” dediler. O’na sadece eşi Sare ve yeğeni Lut iman etti. Beraberce hicret ettiler. Bu fedakârlığın ve çabanın karşılığı olarak Yüce Allah İbrahim’e önce İshak’ı oğul, sonra Yakup’u torun olarak verdi. Ku’ran’da Yakup’un torunluğunun “nafile” (ganimet) kelimesiyle ifade edilmesi çok güzeldir. İşte peygamberler ve kitapların onların soyundan gelmesi de Allah’ın bir lütfudur. Rabb’imiz iyilik yapanları dünyada bile ödüllendirir, ahiretteyse salihlerin yanına konulmak büyük bir mükafattır.

Bir başka dedemiz de Lut(a.s.) surede bize tanıtılan. O yeryüzü toplumlarının hiçbirisinin bu kadar legal, hayasızca ve aşikâr işlemediği bir günahı fütursuzca işleyen bir kavme gönderilmişti. Zevklerini sektör haline getirmiş, kadınlarla yetinmeyip erkeklere yönelmiş, oturumlarında cinselliği edepsizce dillendiren, göz ve gönüllerinde sadece şehvetleri olan bu toplum, yollara oturur, gelip geçene sataşarak kendi ticaret ortamlarından onları alışverişe zorlarlardı. Lut’un çabası ancak onların azgınlığını artırdı. Yok edici melekler geldiğinde Lut ve kızlarından başka iman eden hiçbir kimse yoktu kavimde. Sabaha yakın alt üst edilerek taşa tutulan bu toplum feci bir şekilde yok edildi..

Ankebut Suresi’nde Şuayb peygamber de bize anlatılır. Çünkü peygamberler bizim iman, amel noktasında atalarımız, örneklerimizdir. Müslümanca bir hayatın yaşanılırlığını öğretirler onlar bize. Kavimlerin modeli örümceğin eviyken, Müslümanlara örnek olarak anlatılan evin yiğitleri peygamberlerdir. Şuayb(a.s.) Medyen kavmine bütün peygamberlerin söylediklerini söyledi. Hud’un ve Salih’in sözleriyle. O’na Medyen de Semud’un ve Ad’ın cevabıyla karşılık verdi. Sonrasında Karun, Firavun ve Haman da Musa’ya aynı karşılığı verecekti. Ama hepsi de bir evin sahipleri olarak kolayca fakat değişik yıkımlarla yok edildiler.

Öyleyse peygamberleri dedesi, atası kabul eden Müslümanlar “iman ettik” demekle kolayca imtihandan geçmeden, denenmeden bırakılacaklarını düşünmemelidirler. Sadakat ve fedakârlık sınanarak ortaya çıkar. Allah’a kavuşmayı umanlar kendileri için yetkin bir mücadelenin, mücahedenin içine girmelidirler. Böylesi bir kavgaya benim ihtiyacım var. İman ve salih amel merkezli bir hayatın karşılığı yaptıklarımızın en güzeli olacak bunu bilmeli Müslüman. İhsan ve iyilik üzere olmak ve ölmek en büyük kazançtır. Ve bu özellikle ana-babaya iyilikle başlamalıdır. İnsanlardan gelen sıkıntılar Allah’ın vereceği azap gibi değerlendirilmez, bu yolda caydırıcı olamaz ve unutulmamalı ki yaptıklarımızın yükü omuzlarımızdadır. Ve bu yükü kimse yüklenesi değildir.

Bize vahy edilen bir kitap var. Okunup anlaşılmayı bekliyor, anlaşılıp amel edilmeyi… Amellerin, ibadetlerin en güzeli ise her türlü hayasızlıktan, aşırılıktan ve kötü işlerden alıkoyan namazdır. En büyük işimiz Allah’ı gündemde tutmaktır ki bu bizi de büyüten bir zikirdir, namaz bunun kalkış noktasıdır.

Kur’an ayetleri iman edenlerin kalbinde apaçık bir belge olmalı. Hayatı ve ölümü, sonrasını, görünen ve görünmeyeni bilenden okunmalı. Başkaca orijinallikler beklememeli. Şu bize okunan kitaptan başka neye ihtiyacımız olabilir ki. İbret de rahmet de onda. Evet, kâfir dünya, imana ve Müslümanca bir hayata yer bırakmamaya çalışacaktır. Ancak Allah’ın arzı geniş, kulluk için pek çok mekân var. Ölümün var olduğunu bilenler için iman ve salih amellerden başka gözlenen ne olabilir ki? Sabır ve tevekkül öyleyse… Örümcek evinin sahiplerinin tüm korkusu, endişesi rızık, ekmek ve dünyalık. Oysa rızkı gökten indirenin kim olduğunu bilenler için dünya hayatının bir oyun ve eğlence olduğu, asıl yurdun ahiret olduğu temel bir gerçektir.

“Benim yolumda cihat edenlere gelince onları da her biri dosdoğru cennete ulaştıran yollarımıza ileteceğiz. Allah iyilik yapanlarla (muhsinlerle) daima beraberdir.” Ankebut Suresi 69

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>