Ali Akar – Doğuya ve Batıya Ait Olmayan Mübarek Zeytin Ağacından Gelen Işık

Ali Akar – Doğuya ve Batıya Ait Olmayan Mübarek Zeytin Ağacından Gelen Işık

Içine düşüp savrulduğumuz şu dünya hengâmesinde durup düşüneceğimiz en önemli gerçek bizi yaradan Allah’ın bize net, anlaşılır, kavranabilir belgelerle seslendiği ve peygamberleriyle de eski kuşakların yaşadıkları imtihanı ve sonuçlarını bize duyurduğudur. Bu bildirilenleri kavrayıp kendi hayat duruşunu sorgulayan, yaşamakta olduğu sınavın çetinliğini fark edecek bir titizliğe sahip olanlara da rehberlik edecek öğütler göndermiştir Allah…

Ve O göklerin yerin, doğuların ve batıların nurudur. Tüm zaman ve mekânların aydınlatıcı bilgisine sahiptir ki insanın ulaşabildiği hiçbir bilgiyle kıyaslanamaz onun ışığı… Bu nurun çerağı ancak Allah’ın izin verdiği evlerde, mekânlarda yanar. Allah adına yaşanılan, O dedi diye yapılacak ve yapılmayacakların belirlendiği ortamlarda, O’nun isminin anıldığı yerlerde sabah akşam zihinlerinde, dillerinde, eylemlerinde kendilerine öğretildiği gibi yaşamayı, konuşmayı, düşünmeyi dert edinmiş adamlar vardır…

Evet… Adam gibi yaşanılacak bir dinin anlatımında önce evleri sonra evlerdeki adamları gündem yapar NUR suresi… Ne alış veriş, ne ticaret… Ne dünya pazarlıkları ve pazarları, ışıltılı sermaye, parlak servet kazanımları ne de renkli arzular onları gerçek ışıktan vazgeçiremez. Çünkü yürek, dil ve beden Allah’ı hep gündemde tutmadadır. Namaz, kulluk uğraşlarının merkezi; zekât ile malın paylaşımı ise dünyaya ve dünya değerlerine bakış açılarıdır. Bu güzel adamlar her şeyden öte ağır bir yürek korkusu taşırlar ki göz ve gönüllerin değişime uğrayacağı bir günün tedirginliğidir o… Ancak bu korku ve tedirginlikle vahyin öğrettiği samimi bir

hayatı yaşayan yiğitlerin amellerinin en güzeli hangisiyse o baz alınarak mükafaatlarını verecek ve daha da artıracak Cömert bir Rabbleri vardır.

Oysa karanlığın adamlarının, vahiyden uzak bir hayatı yaşamayı tercih edenlerin, çöl yalnızlığında geçen hayatlarında zaman zaman buldukları çıkış ve çözümler gerçekte yanına yaklaşıldığında kaybolan seraptan başka bir şey değildir.Yada bela, musibet, sıkıntı, bunalım, açmaz dolu bir hayatın örneği olarak yürek, zihin, beden kuşatmasında toplum, tarih, tabiat karanlığında yardım isteyen elini, kendini bile görmekten aciz fırtınada denizin, bulutların, yağmurun, gecenin karanlığını yaşayan adam gibidir onlar..

Bize sunulan yollar işte bunlar… Aydınlık ve karanlık. Bir yanda kirli bir hayat; zina, edepsizlik, haram lezzetler, insani olmayan hazlar, çıplaklık, söz ve dilde karalama, taşkınlık. Evler kasvetli, mahremiyeti yok. İlişkiler aşikar, vitrin bedenler ve kimsesiz ruhlar… Diğer yanda ise nikahlı hayat, temiz evlilik, dil ve gönül iftiradan arınmış, göz korunmuş, beden dikkatli, evler sükunetli, adablı, vakitler seçkin, paylaşımlar insani… Modelimiz Elçimiz. O’na olan saygımız, itaatimiz yolu aydınlatıyor; belirginleştiriyor. Şeytan ve dostlarının çağrısına, onları izlememizi istemelerine kulak tıkıyoruz. Bunu namazla, zekatla, elçiye itaatle gerçekleştiriyoruz. Hatalar yaptık mı biliyoruz tevbemiz var, hatalar yaptı mı kardeşlerimiz affediyoruz, bağışlıyoruz bağışlanmak için… Ve cömertçe veriyoruz Cömert Olanın ikramından mahrum olmamak adına…

Var oluşları Âdem ve Havva olarak başlayan insanoğlunun en zorlu bireysel ve toplumsal imtihanı da yine bu nokta da olmaktadır. Zina ve nikâhın kavgası… Bu haram ve helali kimin belirleyeceğinin tartışılmasıdır aslında. Yasayı Allah mı yeryüzü sakinleri mi koyacak?

Biz öğreneceğimizi şerefli kitabın bu bölümünün ilk cümlesinden öğreniyoruz “Bu bir suredir ki bunu Allah indirmiştir…’’ ve son cümleyle imanımız artıyor bu bilgiye “…ve Allah her şeyi bilendir.’’

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>