Ali Akar – Firdevs Yolu

Ali Akar – Firdevs Yolu

İnsanın varoluş amacı felaha ulaşmaktır. Yürekte, zihinde, bedende, toplum içinde, varlık arasında bu dünyayı yaşarken ama nihayetinde ahirete intikaliyle hep felaha, kurtuluşa, başarıya, sükûna, selamete ulaşma niyet ve amacındadır insan. Türlü yollara başvurur insan kendince, kendi adedince… Evet, felah her kişide ayrı ayrı tebarüz eder, ancak yöntemin ana ilkelerini Yaradan tespit etmiştir.

“Ancak müminler felaha ermiştir.” Mü’minun / iman edenler suresi böyle başlar ve hemen oyalanmadan o iman etme özelliği taşıyanların diğer vasıflarını, olmazsa olmazlarını bize tanıtır. Önce iman… Hayatın sahibinin ve yönlendiricisinin Allah olduğunu kesin kabul. Onun istediği gibi düzenlenmiş bir evren içinde, Onun istediği gibi olmaya evet demek… Ardından bunun en net ifadesi namaz… Kul oluşu belirginleştiren ruh ve beden tavırları… Maddem ve manam, hedefim, yönüm, içsel hesaplarım… Zaman ve mekân içinde iç ve dış yansımalarıyla kulluk… Ve bunda da en belirgin yan ‘Huşu’. Kibirsiz bir akıl ve kalp, kimin huzurunda durduğunu, kulluğunu kime yaptığını bilen, kendi acz ve zavallılığının farkında fakat bu durduğu konumun yücelik ve kazanımlarından da haberdar bir hassasiyet…

İşte bu müminler hedeflerine kilitlenmiş kimseler. Göz ve dillerinde, zihin ve yüreklerinde yürüdükleri yolu, çıktıkları zirveyi ilgilendirmeyen şeyler olamaz. Oyalayıcı, engelleyen şeylerden yüz çevirirler. Yine de bu onları mekanik bir robot, hedefe giden bir mermi yapmaz. Bilakis onlar insanlıklarından çıkmadan kuldurlar. Çünkü örnekleri olan elçi, hanımının dizine başını koyan, iyi pişmiş bir ete iştahla besmele çeken, buz gibi desti suyundan içen, düşmana ok fırlatan bir kulluk modeli ortaya koymuştur… Bu müminler kulluğa engel olan şeylerden uzaklaştıkları gibi kendilerini, mallarını da kirden arındırma çabasındadırlar. Çünkü Allah’ın yasasının uygulanmadığı her konuda kirlenme yaşanır. Oysa iman hayatı Allah’ın isteklerine göre oluşturma kararlılığıdır. Bunun için mal, mülk üzerinde de tasarrufu Allaha bırakarak temizlik yaparlar. Yine kadınlık ve erkeklik noktasında da Yaradan’a teslim olmuş bir zihinleri vardır bu imanlıların… Kimliğimizin sınırlarını, ihtiyaçları giderme yöntemlerini ‘O’ belirler… Ne azgınlık ne de insanlığımızı görmezden gelme değildir iman.

Felahı yaşamak derdinde olan imanlılar, Allah’a ve Onun tercihlerine güvendikleri gibi kendilerine de güvenilen kimselerdir. Yanlarında emniyet bulur her insan, her canlı… Üzerlerine aldıkları söz ve sorumlulukların gereğini yaptıkları gibi, kendilerine verilen her türlü nimetin kadr ü kıymetini bilirler. Çünkü bilirler ki hayatın tamamı kulluğun içindedir ve kul oluşlarını korumak her anı Allahın dediği gibi yaşamakla olabilecektir ve böylesi bir hayatın sonucu FİRDEVS cennetidir. Orası ebedi olarak kalınacak bir yurt; felah, kurtuluş, başarının gerçek adresidir.

Ancak insanı böylesi bir yoldan çeviren kibridir, büyüklenmek ve kendini merkez kabul etmektir. Oysa insanın yaratılış mayası ortada… oluşumu, meydana gelişi acz dolu… Tüm güzelliği onu yaratandan kaynaklanmaktadır. Tek ve en güzel yaratıcı olan Allah ne muhteşemdir! Çünkü hem var eden hem de öldürüp yeniden diriltme gücüne sahip olandır.

İnsanı ve insana lazım olan her şeyi, göğü, yeri yağmuru, rüzgârı var eden; Yarattıklarından habersiz de değildir. Onları doyurmakta, ihtiyaçlarını bilmekte ve karşılamaktadır. Demek ki rızık programında Allaha mecbur olan insan hayatı konusunda da yetkiyi ‘O’na bıraktığında iflah olacaktır.

Fakat tarih sahnesinde NUH ve benzeri pek çok peygamberin toplumları felah bulamamış, yıkımlar yaşayarak helak olmuşlardır. Elçilerinin onlardan olması çağrının onlara uygunluğunun bir göstergesi olması gerekirken, bunu yalanlamalarının bir sebebine dönüştürdüler. Ölüm ve hayat çevrelerinde sürekli devrettiği halde ölüm sonrası bir hesabı kabule yanaşmadılar… Bu iki karşı çıkıştaki asıl niyet Allah’ı hayatlarına karıştırmama derdiydi… Felahı, kurtuluşu peygamberlerinin getirdiğinde aramayan bu insanlara rağmen, Allah elçilerine şöyle emretti: temiz, helal olandan yeyin ve güzel, salih ameller yapın, ben yaptıklarınızı biliyorum. Böylece kime yönelik iş yapacağımızı, kimi hesaba katacağımızı daha iyi anlıyoruz. Ve yapacaklarımız… Bize sunulan tertemiz nimetleri helal bir tarzda değerlendirmek ve şükranımızı salih amel olarak sunmak…

Onlar Rablerine olan saygıdan dolayı kötülükten sakınanlar;

Rablerinin ayetlerine inananlar;

Rablerine ortak tanımayanlar;

Ve Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri çarparak yapanlar; İşte onlar iyiliklere koşuşurlar ve bunun için yarışırlar…

Salih eylemlerle dolu bir hayat bile eksiklerle doludur.

Bu durumda son sözümüz ‘De ki: Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.’

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>