Ali Güney – Hınzırcık

Ali Güney – Hınzırcık

Son derste bayağı yorulmuş­tu. Hayret. Yorar oldu dersler. Krem renkli telefonun ahizesini kaldırıp parmağının artık ezberlediği sayılara dokundu. 211’e bi kahve getirir mi­sin? Hemen hocam. Böyle bir odaya sahip olup kahve söylemek için kaç yıldır uğraşıyordu bee. Memurluğa başladıktan sonra dil kursuna git­mişti. Tez, doktora, miyop gözler… Dostlar ise araba ve bilezik alma gay­reti içindeydi. Hâlâ öyle değiller mi?

İki üniversite okudum. Üni­versite hocası olmak için canım çıktı. Niye? Akşamları eve gelince odama çekilip okumak için, yazmak için… Şükür Yaradan’a, neler verdi… Şeh­rin kıdemli yazarları arasındayım ar­tık. Panellerin aranılan öğretim üye­si…

Her şey bunun için miydi?

Emel. Dalgalı saçlarımın esen rüzgârı. Seviyordum onu. Çok güzeldi. Hâlâ da öyle…

Hele bi memurluğa atana­yım isteyecektik. Hele bi memurluğa atanayım isteyecek, nişanlanacaktık. Hele bi memurluğa atanayım, isteye­cek, nişanlanacak, askere gidip gele­yim, evlenecektik.

Balayına sahil kenarı bi yere gidecektik. Memur maaşlarımızı tak­sitlere pay edip kitaplar alacaktık. Şiir kokacaktı yuvamız. Yazacaktım ben. Yazdıklarımı ilk o okuyacaktı. Siyah renk, az yakan bi arabamız ola­caktı. Ben üniversite hocası olacak­tım. Memleketimizi mutlu yuvamız­da ürettiğimiz fikirler refaha ulaştı­racaktı. Saygın bir kalem olacaktım. Ümitliydik. Çünkü alkış alıyordu sözlerim.

Kapı sesi… Kahve? Benim. Kapının kapatılışı.

Memur olarak atandım. İs­tedik. Nişanlandık. Askere gidip gel­dim. Evlendik. Balayına sahil kenarı bi yere gittik. Taksitli hayatlarımız­dan arta kalanı kitaplara yatırdık.

Yazdım. İlk o okudu yazdık­larımı. Az yakan arabamız oldu amagri renk. Üniversiteye hoca oldum. Yerel bi gazetede köşe yazılarım bile yer aldı…

Mutlu değil miyim? Mutluyum.

İlk öykümün yayımlandığı o günkü heyecan var hâlâ yüreğimde. Bütün arkadaşlara duyurmuştum, öy­küm yayımlandı diye.

Yazarcık olmak ne tatlıydı o zamanlar. Emel’le lüks bir lokantada yemek yemiştik. Ahh sevda, bir tek sen eskimiyorsun zamanla…

Kaç yıl olmuş? Yirmi bir. Yirmi bir yıl…

Sahi ilk öykümde ne yazmıştım?

Kahve bitti.

Neydi? Ulan insan ilk öyküsünü unutur mu?

Hah. Kırkında bir doçentin iç hesaplaşmasıydı.

Ne?!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>