Öykü

Ali Güney – Kuyuya Düşer Gölgeler

Ali Güney – Kuyuya Düşer Gölgeler

Mehmet Kahraman’a

“Hakikat, her zaman insandan yana mıdır?”
Murat Gülsoy

Alıştık artık. Yaşadığımız yerle­re çok uzak bir ilçenin köyün­de dört aya yakındır baraj inşa­atı için çalışıyoruz. Ailelerimizin yanına ara sıra gidiyoruz. Tur­gut gibi özel durumlu arkadaşları idare ediyo­ruz ama. Yeni nişanlı sonuçta. Bizim şirkette in­şaat teknikeri Turgut. Baraj ihalesini alınca saha­da para daha çok olur diye katıldı aramıza. İnşaat bitince de düğün olsun istiyor, yeni nişanlı bazen haftada bir, bazen üç güne bir Trabzon’a gidiyor. Oradan uçakla nişanlısının yanına…

Öğle yemeği için ara verdiğimizde, nişanlısı­nın hediyesi olan Murat Gülsoy’un son kitabı­nı gösterdi Turgut. Şantiyede film, kitap olma­dı mı geçmez vakit. Turgut nişanlısına gittikçe bize ve tabii kendisine, ona yaptığımız kıyaktan dolayı film, kitap getirir sık sık. Az önce bahset­tiğim sebepler malum. Mühendislikte okurken, kütüphanenin çam gölgeli penceresinin kena­rında bir kitabını okumuştum diye hatırlıyorum yazarın. Yazar olmayı istediğim günlerdi o gün­ler. Bir inşaat firmasının başmühendisi olacağı­mı, saçlarımın döküleceğini, evlenip iki kızımın olacağını bilmediğim, düşünmediğim zaman­lar. İstanbul’da bir çatı katında yaşayıp yazacağı­mı düşünürdüm. Öğle yemeğinde türlü ve pilav yiyip üstüne karpuz götürdüğüm bu dağ başın­da ise, çok yorgun olmazsam akşamları şiir oku­yorum bazen.

Yemekten çıktıktan sonra, sigara içelim diye bir köşe bakınırken, Turgut’un kitabın içinden oku­duğu bir cümle, unutmuş olduğum bir ân’ı göz­lerimin önüne getiriverdi. “Bak abicim adam ne demiş: Hakikat, her zaman insandan yana mıdır?”

Lise son sınıftayken yaşadığımız ilçenin kitapçı­larından biri olan Hikmet abi. Ne kadar zaman oldu seni unutalı. Dükkânda çay içerken, yav sen çalışsana burda kitapları da seviyorsun zaten, ar­kadaşlık et bana, demiştin. Ne çok sevinmiştim. Emekliliği yaklaşan asker babamı ikna edene ka­dar göbeğim çatlamış, gençliğin dik başlı tavırla­rıyla babamla arayı fena açmıştım.

Ben çocukken hep uzaklarda olan babamla, sü­rekli aynı evde yaşamak, ne yalan söyleyeyim sıkmıştı beni. Babam üniversiteyi büyük şehir­de okumamı, mühendis olmamı istiyordu. Bense kitaplardan yanaydım. Dükkân iyi olmuştu ama. Okul çıkışı dükkâna uğruyor, neredeyse hiç satış yapmıyor, kitap okuyordum bol bol.

Yeni gelen şiir, öykü kitaplarını Hikmet abiyle ko­nuşmak, o genç ruhumu mest ediyordu, hatır­lıyorum. Her şey taşraya özgü bir durağanlıkla akıp giderken dükkâna gelen bir kadın…

Kadını görünce limonlu çaya dönmüştü yüzü Hikmet abinin. Gelen bayanda da aynı şaşkınlı­ğı görünce, mevzu geçmişe ait, çok söz öldürür, deyip çay söylemek için çıkmıştım dükkândan. O kadını soramamıştım ama Hikmet abiye. Bana da kimse müdür yardımcısının kızı ‘Suna’yı sor­masın diye, mi?

Bir öğle sonu okul çıkışı dükkâna uğradığımda, okumaktan yorulmuş gözlerini ovuşturarak, bö­rek yaptırmamı ve gazete almamı istediydi Hik­met abi. Gazeteyi açıp o sayfayı görünce, ceke­tini alıp giden Hikmet abi hiçbir şey dememişti. Hemen gazeteye bakmıştım, o kadındı. Yan yana iki fotoğraf ve acı haber.

Karı koca trafik kazasında hayatını kaybetmiş, turist olarak gittikleri doğunun bu şirin ilçesin­de mucura kaptırmışlar arabalarını. O an artık Hikmet abinin okuduğumuz şiirlerdeki gibi, öy­külerdeki gibi gideceğini sadece gideceğini dü­şünmüştüm. Yollara düşeceğini biliyordum. Er­tesi gün okul çıkışı dükkânda onu görünce o ka­dar şaşırdım ki. Her şey aynıydı. Hal hatır sordu. Okulu sordu. Sadece yüzüne baktım. O kadın kimdi? Şu an bu masada ne işi vardı? Çekip git­meliydi oysa.

O gün ayrılmıştım dükkândan. Sınav için abi, ku­sura bakma deyip, helalleşmiştik. Çok yemeği­ni yedik sonuçta. Giderken sırtıma vurup: “Eksik olma evlat, benim bildiğim en iyi dua budur…” dediydi.

Akşam eve giderken, babamla açık olan aramı düzeltmek için baklava almıştım. Erken gelme­me şaşıran annemin elini öpüp, mutfakta at ya­rışlarını izleyen babama, dükkândaki işi bırak­tığımı sadece sınavı düşündüğümü söyledim. Haklı çıkmanın gururuyla gülümseyen babam, sevindiğini belli etmemeye çalışarak televizyon izlemeye devam etmişti.

Hikmet abi ne yapıyor? Babam öleli ne kadar oldu? Ben yazar olmak istemeyi bırakalı kaç son­bahar gördüm? Bize aynı şeyleri söyleten güç ne? Suna’yla aynı üniversiteyi kazanınca, emek­li asker babamın haklı olduğunu düşünen ben, acaba, diyen ben, onun mimarlık fakültesindeki asistanla nişanlandığını duyunca…

Zihnin girdaplı kıvrımlarından görüntüler akar­ken Turgut’un dürtmesiyle kendime geldim. “Al bakalım mühendis bey, daldın gittin be, bir siga­ra yak, türlünün üstüne. Bak iyisinden aldım, en pahalısından…”

Gülümseyip aldım sigarayı: “Eksik olma Tur­gut…” deyiverdim.

Devamı

Ali Güney

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker