Öykü

Ali Güney – Rüya Penceresi

Ali Güney – Rüya Penceresi

Türkçe Öğretmenim Abdullah Harmancı’ya

Ambulansın sesi bölmüş geceyi. Polis telsizleri ürkütüyor. (Seslerin çoğalışı). Niye yapmış? Sarhoş muymuş? Alla alla, aslan gibi de adam. Kesin sarhoştur. Olur mu efendim, bence başka şeyler var. Yok canım hayat pahalılığı, daraldı adamcağız. Belki karısıyla sorunu var, bilinmez ki efendim. Daha yaşı da genç ama belki bir rahatsızlık, ani bir baş dönmesi. Etraftaki kalabalığa kızan polis: “Efendim şurayı boşaltın ya, bakın işimizi yapamıyoruz”. (Kıpırdanmalar… ama sesler devam ediyor). Allah’tan iyiymiş durumu. Çoluk çocuğu var ayol, aman iyi olsun. Mavi çizgili geceliği ve ayağına küçük gelen yenge hanımın terliğiyle seslerin ortasına atlayan eski muhtar, emekli öğretmen Fikret Bey’in sorusu askıda kalıyor gece karanlığında:

‘O değil de bu adam kendini niye atmış balkon­dan?’

Tatlı bir akşam rüzgârı.

Her şey evliliğimizin altıncı yılı… Ya da ben öyle sanıyorum. Belki de ben abartıyorum bu yaşa­ma işini. Kuruntulara kapılıp gerçekleri… Ne umutluydum aslında. Hiçbir şeyi beceremedim şu hayatta ve hâlâ. Kendime bile anlatamıyo­rum, açıklamaya çalışıyorum. Yazık. Oysa serse­rilikten perişan gezdiğim gençlik yıllarımda, pa­zarda karpuz attığım hani, cigara param çıksın diye, hep efkârlı olunan zamanlarda, gördüğüm lise formalılar öyle güzel bakarlardı ki…

Liseyi bitirdikten sonra …(‘–di’ li geçmiş zaman­lar)

Üniversiteyi kazanamayınca, ilçeye bir kitapçı dükkânı açtım. Borç harç açtığım dükkânı aske­re giderken kapattım. Geldikten sonra da tozlu rafların içinde kaybolsam da işime daha çok sa­rılarak, şükürler olsun, düzenimi kurdum. Önün­de işi var, askerden de geldi, artık vaktidir de­yip, Bekir emminin kızı Nazlı’yla nişanlandım ve altı ay sonra da evlendim. İlçeye yeni yapılan apartmanlardan birine kiracı olarak oturan ben ve eşim yeni hayata alışmaya başladık… Ak­şam kapıyı güzel çıtı pıtı tatlı bir kadının açma­sı. Bana canım falan demesi. Yemek hazır. Çay hazır. Şiir bile okudum ona. Kitap getirdim dük­kandan. Lisede bir türlü çıkaramadığımız o der­giden bahsettim. Edebiyat öğretmenimizin be­nim dizelerim için söylediği övgüleri anlattım.

İşler açılacak derken…( mesele-i öz: şimdiki za­man)

İlçedeki bakkal kırtasiye işine, bir başkası kitapçı işine giriyor. Ben herkes nasibiyle derken, onlar benim ciromu falan tahminen hesaplıyor. İşler zayıflıyor. Arabayı satıyorum, beyaz torosumu. Ama ben vazgeçmiyorum. Yine şiir yine kitap. Okumaktan daha güzeli var mı şu hayatta be, deyip eyvallah çekiyorum her şeye . Biraz zor durumlardayım ama geçer diyorum, gel gör ki bunu çevre dediğimiz o yığın hiç anlamıyor. Ka­yınpederin bir tanıdığı oluyor şehirde. Fabrikaya işçi alınacak, lise mezunu zaten hemen alırız di­yorlar, Nazlı başlıyor her gün şu işe gir, şu işe bir bak. Bakarız deyip geçiştiriyorum. Bir gün sabah işe giderken kapıda beliriyor. Sesi soğuk. Atıf ye­ter artık. Bırak şu kitabı, şiiri. Ne yiyeceğiz biz?

Şiir mi? Şiir okuyarak sigortan ödenmiyor, ço­cuğu hastaneye götürsem bir dünya ilaç parası, nasıl ödenir o? Niye aileni hiç düşünmüyorsun. Varsa yoksa kitap, şiir. Ne zaman bitecek bu hal­lerin? Biraz büyü artık!

Büyüyorken…

(güneşsizlik hâkim fiil çekimlerime, dil bilgisi ku­ralları değil).

Kapıyı çektim çıktım. Dükkânın kapısının önüne geldim. Açmadım. Şehre bir bilet aldım. Fabri­kaya başvuru yaptım. Kayınpeder falan kimseye haber etmedim. Dükkânın telefonunu verdim. Kardeş haber bekle, dediler. Üç gün sonra aradı­lar, gel başla. Kitapçıya bir satılık yazısı yapıştır­dım. Akşam, benimle konuşmayan Nazlı’ya fab­rika işi oldu başlıyorum, dedim. Kitapçıyı da sa­tıyorum. Şehirde düzene bakayım kısmetse sizi yanımıza aldırırım falan dedim. Ama nasıl atladı boynuma! İşe başladım. İki ay sonra bizimkile­ri yanıma aldırdım. Sigortam da yatıyor. Bırak(a) mıyorum ama kitapları. Ben yine aynı ben.

Evliliğimizin altıncı yılı… (gözyaşım yok üzerle­rinde ama kelimelerim ıslak. Zamanın önemi ar­tık yok).

Ben o ana kadar her şeyin başladığını hatta de­vam ettiğini düşünmekteydim. Televizyon izli­yordum. Çay içiyoruz. Nazlı dedi ki, Allah razı ol­sun babamdan. Sayesinde şu işe girdin de bak nasıl rahatız. Hem şehirde oturuyoruz hem de keyfimiz beyde yok.

O televizyon, o sehpalar, o duvarlar üstüme düştü sandım. Yarım çay bardağına sıkışıp kal­dım da boğuluyorum sandım. Nazlı konuştukça televizyonun sesini açtım. O konuştukça sesini açtım. Çayımı uzattım. Eee daha bitirmemişsin. Taze içeyim dedim hem soğudu da.

Şiir okuduğum kadın o bardakta kendimi sallan­dırdığımı anlamadı. O gittikten sonra artık böyle olmayacağına karar verdim.

Otuzuma geliyordum. Yıllardır kitaplar, dergiler, notlar, isimler. Ne sağladı bana! Benim şair ola­cağım da yok(muş). Bu “heves” artık bitsin de­dim.

Hevessiz ama hırslı günler… (kurtuluşu arıyor özneleri cümlelerimin).

O günden itibaren kitaplardan uzak durdum. Akşamları misafir ağırladım ya da misafirliğe git­tim. Musluklar bozuldu, tamir ettim. Prizler ye­rinden çıkmış, elektrikçi getirttim. Kitapları ko­lilere kaldırdım. Sigortam yattı. Beyaz siteyşın bir ford aldım. Borcunu çok zor ödedim. Koo­peratife de yazılmıştım. Bayramlarda gittik il­çeye. Kitapçı dükkânımı gördükçe burada be­nim dükkânım vardıyı anlatmayı bıraktım. Arka­daşlarla öğle aralarında müdür yardımcısı baya­nı, belediye otobüslerinin temiz olup olmadığı­nı, okeyde kimle eş olacağımı, fabrikada kimden borç alınıp alınmayacağını, konuştuk.

İş bu hikâye… (göğe bakma durağındayız).

Ama bir huy peyda oldu bende. Yaz akşamla­rı balkona oturup çay içmeye başladım. Her gün geç saatlere kadar balkonda oturur oldum. Es­kiden kitap okuduğum zamanlardı bunlar. Şim­di ise saatlerce öylece oturur, şehre bakardım. Nazlı gelirdi bazen yanıma. Komşuları anlatırdı. Nereye tatile gittiklerini, çocuklarını hangi ko­lejlerde okuttuklarını, yeni aldıkları siyah ara­bayı… Bazen dizisi olurdu. Televizyonun başın­da olurdu. Bende elimde çayım bütün gece bal­konda otururdum.

Yine bir gün balkonda otururken, ben nasıl bu hale geldim diye sorarken, bir sıkıntıdır kapladı içimi. Yalnızdım. Taşralılığımın soğukluğundan miras bu yalnızlık bir zaman şiirlerimin içinden gülümserdi. Şimdi bir balkonda oturup çay içi­yor ve Tanpınar’ın penceresini düşlüyordum. Li­sedeki edebiyat hocamın fotoğrafını gösterdiği o pencereyi. Bir kasım günü. Hoca “Huzur” u an­latırken göstermişti. O pencereden göz kırpıyor­du Tanpınar bana. Kucağında kedisi mi ne var. Pencereye yaklaşıyordum. Aaa, beyaz mantolu bir adam el sallıyor. Kafka mı o, bankta oturmuş bir şeyler karalıyor.

Nietzsche bıyıklarını düzeltiyor. Yürüyüşe çıkmış olmalı yine. Benim kitapçının önü değil mi lan burası? Valla orası.

Allah’ım diyorum şu pencere açılsa da benim­de ikametgâhım burası olsa. Pencereye vuruyo­rum. Açın diyorum. Hayatımın içine ettiniz, sizin yüzünüzden diğerleri gibi değilim, biliyor mu­sunuz? Açın, lütfen! Boşlukta takılı o pencere­de sallanıp kalıyorum. Arkama dönüyorum on­lara kızgın. Şehir doğuyor karşımda. Ben böyle işin. Beni yanlarına almaları… diyorum. Olmadı diyorum. Beceremedim diyorum. Bu hayat na­sıl yaşanacaktı bilmiyorum ama nasıl yaşanma­yacaktı, onu biliyorum. Nazlı gelmeden, bu iş bit­meli.

Deyip…

(Nazlı’nın bezgin sesi). Atıf Atıf… Kalk kalk belin tutulacak balkonda… Hııhııı… Kafam, uff. Rüyala­rım bile oyun oynuyorlar bana. Ah. Kalk hadi ye­rine yat.

Yok diyorum. İçim geçmiş kız bir anda. Çay var mı Nazlı?

Çay mı, var var… (kafasını ve ellerini sallıyor).

Rüyamda seni gördüm, diyorum. Hayırdır İnşal­lah, diyor Nazlı. Balkondan atıyordun kendini, mahalleli toplanıyor, polis, ambulans falan. Her­kes senin niye atladığını merak ediyordu. Muh­tar filan yengenin terliğiyle dolanıyordu öyle. Nazlı şaşkın, hayırlara karşı, diyor. Ürküyor, bel­li etmemeye çalışıyor. Sen arkan açık uyuyunca ondan böyle saçma bir rüya görmüşsündür, di­yor. Sen hiç ölmek istemeyi düşündün mü? diyo­rum. Amann sus gece gece.

O eski hallerin mi depreşti yine. Şu çayın altını yakayım da, deyip içeri geçiyor.

Nazlı’nın arkasından içeri girerken geri dönüp balkon demirinden aşağı bakıp, becereme­dim, beceremem de, diyorum. Anca işte rüy… Nazlı’nın içerden sesi geliyor: “ayy tüp bitti.”

Etiketler
Devamı

Ali Güney

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı