Deneme

Aziz Karakuş – Çiftçi

Zaman ne de hızlı elimizin altından kayıveriyor. Vaktin hızlı geçişini çocuklarımızın büyümesinden anlayabiliyoruz. Daha dün konuşamıyor ve yürüyemiyorlardı. Şimdi ise bize kaybettiklerimizi hatırlatıyorlar. Artık ne acı ki biz konuşamıyor ve yürüyemiyoruz…

Çocukken geleceğin uzak olduğunu sanırdım. Büyüdükçe geleceğin bir şekilde “geldiğine” şahit oldum. Gelmeyecek bir şey varsa o da beş saniye öncemizdir. Yani geçmişimizdir. Dünü kuramayanlar nasıl bugün yoksa, bugününü kuramayanların da yarını olmayacaktır. Zaman hep birbirini takip eden anların birleşimi… Onun için uzun desen de yalan, kısa desen de yalan. An… An… An… İşte hepsi bu… Bir an…

Bir ağabeyimiz “Akıllı adam zamanı değerlendirir, ahmak ise geçiştirir.” demişti. Ne çok söz var kafamın içinde, ona dair. Acaba biz ne yaptık? Değerlendirdik mi, geçiştirdik mi? Allah bilir. Seher vakti uyanıp âlemi seyre dalmayalı epey zaman olmuş. Ne çok özlemişiz o sessizliği, tılsımlı esintiyi; yerde, gökte ne berrak, insanı nasıl da delirten bir güzellik. Kaç zamandır niçin erken kalkmadığımı sorguladım. Eskilerin “Güneşi üzerine doğurma oğlum! Rızık melekleri sabah güneş doğmadan insanların nasiplerini dağıtır.” dediğini tebessümle hatırladım. Garip. Garip bir duygu seline ev sahipliği yaptım. Mutluluk desen değil, müteessir olmak desen o da değil. Ve zamana ant içen Allah’a hamd olsun. Yaşadığımız ne peki, karmaşa mı? Bilmiyorum ama öyle olmadığına da inanıyorum. Sadece ne yapacağını bazen bilememenin verdiği acı kıvranış… Belki sessiz bir çığlık, o kadar… Evinden çıkarken, ticarethanesine geldiği vakit çekilmeyen besmelenin sancısı belki de… Unutulan onca şey arasında seheri hatırlamamın da bir taraftan hazzı…

Pîrin bir hikâyesi aklıma geliyor. Evinin önünde diken ekili olan adam, bir türlü bu alanı dikenlerden arındırmıyor. Yoldan gelen geçenler de bu işten rahatsız olduğunu kendisine iletmesine rağmen adam hep geçiştiriyor. Kendisini uyaranlara, bugün işim var, yarın halledeceğim, demekten başka da bir cevap vermiyor. Tabii ki yarınların ardı arkası kesilmeyince, yolun her tarafını diken kaplıyor. Çoluk çocuk artık yoldan geçemez oluyor. Adamın komşusu sonunda dayanamıyor ve adama “Dostum, sen gün geçtikçe yaşlanıp güçsüzleşiyorsun, ama ne garip ki dikenler de gün geçtikçe yayılıyor ve güçleniyor. Eğer sen bu güçlü anında bu dikenleri temizlemezsen, yaşlılığında bu işi yapman daha da zor olacak.” diyor.

Evet, vakit çok hızlı akıyor. Ne yazık ki yol uzun. Vakit dar. Ve azık neredeyse yok denecek kadar az. Zaman da sağlık gibidir, kaybedilince değeri anlaşılır. Zamanı değerlendiremeyenin akıbetinde kaçınılmaz olarak yürekleri kuşatan bir dünya sevgisi, fitne, fesat, yalan, riya mevcut olacaktır. Yani gönül tarlamız dikenlerle dolup taşacak. Bu zarar başta kendimize dokunmakla birlikte çevremize de sirayet edecektir. İmam Şafii’nin dediği gibi “Sen kendini hak ile meşgul etmezsen, batıl gelir seni işgal eder.” Gönlü işgal altında olan adamın esareti hiçbir şeye benzemez. Gönül dünyamızdaki dikenleri söküp, gözyaşıyla kalp tarlasını sulayıp güzel vahiy tohumları atalım. Şüphesiz bir çiftçiyi en çok gururlandıran, mahsulünün bereketli ve güzel olmasıdır. Hele bir de buğdaylar sapsarı kesilmişse, ne huzur veren bir andır!

Evet, her ne kadar insan gönlü güzel bir tarla da olsa, kişi zamanla bu tarlayı yabancı otlara mera yapabilir. Ama pulluk da bizde, traktör de. O zaman haydi hepimize kolay gele!

Etiketler
Devamı

Aziz Karakuş

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker