Deneme

Aziz Karakuş – Çırak

Aziz Karakuş – Çırak

Sevda ne sancılı bir keli­me ve ruh hali, ne azgın bir gebelik, ne taşınması zor bir emanet. Dert de, keder de, acı da, yokluk da, ayrı­lık da, gözyaşı da ne samimi dostla­rı. Zaten vefasız olmamalı sevdalar… Sevdaya talip olan arkadaşlarına da arkadaşlık etmek zorunda vesselam.

Mevlâna’nın dediği gibi aşk bir dava, sancı da tanıktır. Tanıksız bir dava kazanılamayacağı gibi dert­siz, kedersiz, tasasız da bir aşk ve sevda kazanılmaz. Mısrî’nin beyit­lerinde dert dermanın ta kendisidir ‘’Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş. Burhan arardım aslıma, aslım bana burhan imiş.” Söz ağızdan ne de çabuk çıkar, oysa bu sözün olgunlaşarak söylenmesi ne zaman almıştır.

Derdi olmayanın söylediği kelam değil laftır. Laf içi boş olanın söylediğidir. Her ne kadar söz an­lamlı ve doğruysa da doğru ağızdan çıkınca kelam anlamını bulur. Çün­kü eğri ayağa doğru ayakkabı bu­lunmaz. Bu aşk ve sevda sözleri, ilgi çekmek için yazılan duygusal maka­leler, şehveti aşk zanneden adamla­rın elinde ve dilinde değerini kaybe­der. Vıcık vıcık bir aşk söylemi var artık dergilerde, şiirlerde, kitaplarda.

Bir (la) patlatasımız var kardeşim en isyankâr tavrımızla… Rüzgâra karşı kürek çekme isteği­miz var yine. En muhalif tarafımı­zı güçlendirecek sevdanın, aşk diye bizi törpülemesine karşı savaş na­raları atmak arzusu var derunumuz­da bir yerde volkan gibi… Bir gen­cin, bir yetişkin gibi aşk ve olgunluk üzerine söz söylemesindeki iğretili­ği ayağımızın altına alma iştahımız var. İsmini bir türlü koyamadığımız bu sarhoşluk halinden sıyrılmak is­teyen ruhu daha da yüceltmek iste­ğimiz var anlayacağın.

Abartıya kaçan her edebiyata sade ve anlaşılır olması için çağ­rımız var. Kalabalık ve süslü olanın göz boyacılığındaki sömürüyü eleş­tirip ta yüzünün ortasına tükürecek ağzımız var. Artık sevdalarda dert değil herkes haz arar oldu. Sancısız doğum olmaz. Ana ne kadar sancıla­nırsa o kadar kadir kıymet bilir, o ka­dar çok sever yavrusunu… Yeniden bir varoluş sancısına ihtiyacımız var kardeşim.

Sevmek ne demekti, sevmek emek demekti. Emek veren nasırlı ellerin sevdasını kutsayıp ayaların­dan öperek yüceliğe erişmek diliyo­ruz yani… Bu miyop mu hipermet­rop mu olduğunu bilmediğimiz göz bozukluğundan kurtaracak bir bakış, bir gözlük bulmak gerekiyor.

Pir bir hikâyesinde bir çıra­ğın yaşadıklarını anlatır. Ustası ya­nındaki çırağına “Oğlum terekteki şişeyi getir”’ der. Çıraksa ustasına “Ustam orada iki şişe var, hangisini getireyim?” diye sorar. “Oğlum biri­ni kır, diğerini getir” deyince, çırak cevaben “İkisi de kırıldı ustam!” der.

Rabbim, bizi yanlışı doğru görüp nefsini yüceltenlerden kılma. Bizdeki şaşılığı, şaşkınlığı ve dalaleti merhametinle gider. Ve sırat-ı müs­takim üzere kıl. Şüphesiz sen her şeye güç yetirensin, vesselam.

Etiketler
Devamı

Aziz Karakuş

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker