Deneme

Aziz Karakuş – Deh… Deh…

Aziz Karakuş – Deh… Deh…

Konya’ya ilk kar düştü şükür. Sokaklar neredeyse bomboş. Özlemişiz vesselam mübareği. Hani doğruluğunu kesin olarak bildiğimizden değil ama Konya’mızın yeraltı suları iyice çekilmiş. Hatta yeraltı suları Tuz Gölü seviyesine kadar düşerse içme ve sulama suları tehlikeye girebilirmiş.

Her neyse, ben işin biraz daha romanındayım nedense. Kendimi yollara vuruyorum. Hava buz kesmiş ama esrik tarafımız daha bir ağır basıyor. Etraf bembeyaz. İnsanın gözünü alıyor bu beyazlık. Kar ne kadar göklere aitse de yeryüzüne inince istese de istemese de kirleniyor. Ve ayaklar altına alınıyor. Sanki her temizliğin kaderi bu olsa gerek dünyada. Yani acı… Yalnızlık… Bir yabancılık… Ve gariplik duygusu…

Ne kadar inkâr etsek de bu hayat bir sürgün bizim için. Ve bu sürgünde ne refahı ne de saadeti yakalayabileceğiz. Allah Resulünün dediği gibi dünya müminin zindanıdır. Ama hayır biz bu dünyadan da haseneler isteriz. El hak, doğrudur.

İnsanın dünyayı cennetleştirme arzusu, hırslarına bulmuş olduğu bir örtüydü. Nedense dünyayı cennetleştirmek isteyenler hep cehennemi sundular. Ve yanlarında yer almayanlara takılacak kulp belliydi: hain ve hakikat yoksunu. Her yanlış hakikat adına yapılmıyor mu? Başı hakiki ile başlayan her şey nasıl da sahtekârlara hizmet ediyor. Samimi olanları tenzih ederim. Ama neredeyse hakiki Kahramanmaraş dondurması diyenlerin çoğu hem kendini hem de halkı kandırıyor. Dünyadaki cennetin kapısını açacak yegâne anahtar da para gibi algılandığı için çoğu arkadaşlarımız da beyhude yoruluyor. Yeniden bir her neyse ile size bir hikâye anlata-

yım. Hz. Mevlâna Mesnevi’de bir olay anlatır. Garip bir seyyahın öyküsüdür bu. Seyyahın biri eşeğini hazırlayıp yola koyulmayı düşünür. Yanlış hatırlamıyorsam Şam’dan Türkistan’a gitmek ister. Seyyah hazırlıklarını bitirip yola düşer. Arzusuna kavuşma özleminden dolayı da bazen bineğini yavaşça kırbaçlar. Kendisini bir zaman sonra yolculuk bitkin bırakır ve eşeğin üzerinde uyuklar. Gaflet bu ya gözlerini açtığında bir de ne görsün; eşek bir lahana tarlasına girmiş, orada otlamaktadır. Garip seyyah bir eşeğe bir de kendine bakıp hayıflanmaya başlar. “Be hey gafil senin gönlün Türkistan’da, eşeğinki lahana tarlasında…’’

Hazret, seyyahı ruh, eşeği nefs, menzil olan Türkistan’ı O’nun rızası, lahana tarlasını dünya hayatı, kırbacı ibadet ve yolu ise hakikat olarak görür. Ne diyelim, karla kaplı bir sokakta bunları düşünüp kar gibi nasıl temiz olunabilirin hesabını yapıyorum. Yükselip mi düşeceğim, düştükçe mi yükseleceğim? derken, sen bunları boş ver de işine bak dedim.

Çetin bir yola koyulmayana bu temizlik ve arınma yoksa, o zaman hadi eşeğim, deh… deh…

Etiketler
Devamı

Aziz Karakuş

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı