Cahit Suci – Niçin O?

Cahit Suci – Niçin O? 

Sokakta, parkta, otobüste, otogarda, sınıfta, bir dost meclisinde, bir kır gezisinde, icabet edilen bir da­vette, vapurda, bir cami avlusunda, pazarda, bir çay bah­çesinde, mahallede, düğünde ya da herhangi bir yerde o güne kadar görmediğiniz, varlığından haberdar olma­dığınız, bilmediğiniz, tanımadığınız, hiçbir bağınızın ol­madığı biri bir gün gözünüze çarpar. Ve o size tanıdık gelir, sıcak gelir, sevimli gelir. Onlarca kişiden niçin o? Bilmezsiniz. Anlamazsınız. Evet, niçin o? Niçin o, ce­vapsız bir sorudur. Sözün bittiği yerdir. Cevaplanamadı­ğı için bir sırdır elbette. Fakat nasıl bir sır…

Görmek istersiniz bir daha. İçinizde yer eder, daha fazla görmek istersiniz. Bir daha, bir daha görmek istersiniz. Sabah onunla çıkarsınız dışarıya, öğlen sizin­ledir, akşam sizinle döner eve. Çalışırken hep yanınızda­dır. İçinizdedir daima. Onu taşımak acı verir, ıstırap ve­rir. Ancak yük değildir size. Gece sırtüstü yattığınızda tavanda ona bakarsınız. Uyku mu? Hak getire. Şayet bir gaflet anınıza rast gelmiş de gözkapaklarınız yumulmuş­sa gözlerinizi açtığınızda yine o vardır karşınızda.

Bir bıçak yarasıdır yüreğinize atılan. İzi siline­meyen bir yaradır bu. Hep karşınıza çıkacakmış gibi bir his vardır içinizde. İçinizde inşa ettiğiniz sarayların en nadide gülüdür o artık. Koklamaya kıyamazsınız bir tür­lü. Oturduğunuz bir çay bahçesinde arkanızda duruyor­dur, dönüp baktığınızda göreceğiniz. Oturduğunuz bir çay ocağında çayınızı yudumlarken baktığınız karşı köşe­den çıkan onca insan sizin için bir şey ifade etmez. Hiçbi­risine dikkat etmezsiniz bile. Bir sonraki gelecek olanın o olduğunu arzu edersiniz hep. Fakat bir türlü gelmez. Ama olsun onun geleceği o köşeden geçeceğinin hayali o köşeyi size anlamlı kılar, sevdirir. O köşeye bakmaya do­yamazsınız bir türlü.

Vapurdan inecek insanların sonuncusu olarak içiniz titreyerek bakarsınız, heyhat, son yolcu da o değil­dir. Hüzün basar, bir iç çekersiniz ama asla ona kızmaz­sınız. Gelecektir bir yerden, çıkacaktır muhakkak karşı­nıza bir gün, hep onu hayal edersiniz. Ya da hiç gelme­sin, hiç çıkmasın karşınıza istersiniz bazen. Tılsım bozu­lur diyerek.

Güneşin batışını izlerken bir tepedeki ağaç göl­gesinden, onun da güneşle battığını görürsünüz. Ama o batış uzaklara değildir; daha parlak doğmak için, daha çok yakmak için, daha çok acıtmak için yüreğinizin de­rinliklerine doğrudur.

Onunla ilgili her şeyi merak edersiniz. Hangi tür müzik dinler, hangi tür kitapları okumaktan hoşlanır. Neşeli midir? Hüzünlü bir hali mi vardır? Onu en çok mutlu edecek şey nedir? Ve daha bir sürü şey aklınızdan geçer. Sonra başlarsınız tahmin yürütmeye. Bu size ayrı bir zevk verir. Çünkü onunla ilgilidir tahminleriniz.

Onunla ilgili cümleler kurmak istersiniz. Kurgu­larsınız hatta. Kelimeleri özenle seçersiniz. Sonra inci ta­nesi gibi başlarsınız dizmeye. Bazen değiştirirsiniz kur­duğunuz cümleleri. Hiç bitmesin istersiniz kurduğunuz cümleler. Peş peşe sıralansın ve bir şiire dönüşsün ister­siniz ve bir kitaba hatta. Şiirler ve kitaplar hep onu anlat­sın istersiniz. Her kelimede, her satırda, her sayfada onu görür, onu hisseder, onu anar ve ona ağlarsınız. Sonra gözünüzden düşen damlaların yüzünüzü yaktığını hisse­dersiniz. O yanma hiç bitmesin istersiniz. Gözyaşlarınızı silmek için elinizi uzattığınızda, tuttuğunuz sanki onun elidir. Öyle gelir size. Yüzünüze dokunan el ayrıca yakı­cıdır. Dayanılmazdır. Çünkü onun elidir. Fakat onun eli değildir. Sizin elinizdir. Onun elidir. Sizin ve onun.

Üzülmesin hep gülsün istersiniz. Mutlu olsun.0

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>