Cahit Suci – Öfke

Cahit Suci – Öfke

Aziz dostum;

Bu mektubu yazarken çok zorlandığımı itiraf etmeliyim. Zorlandığım şu ki, ne zaman yazmaya başladımsa hep bir iş çıktı. Sonra vazgeçip erteledim. Ancak bu kez ne olursa olsun vazgeçmeyip yazacağım.

Biliyor musun, bazen sana çok ihtiyaç duyuyorum. Keşke yanımda olsan, konuşmasan da olur… Sadece gözlerine baksam, hatta bakmasam da senin varlığını hissetsem yeter.

Geçen başımdan bir hadise geçti. Durup dururken, hiç gereği yokken, vuku bulan bu hadise beni çok üzdü. Hüzünlendim, ağlamaklı oldum. Bunu karşılaştığımızda sana anlatacağım, söz. Ama şimdi benden isteme ne olur, yazamam. Öyle anlar gelir ki insanın başına ve öyle olaylar yaşar ki insan, anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır. İfade etmeye kalktığında kelimeler gelir boğazında tıkanır. Atarsın içine, ta yüreğine. Şair bunun için demiştir herhalde, ‘Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım’ diye… Kim bilir neler yaşadı ki, ya da neler hissetti ki, bu sözü söyledi şair.

Kalbimin dili yok bundan ben de bizarım, tamam. Bu mevzuu burada bırakalım. Seninle paylaşmak istediğim başka bir şey var. Geçenlerde Sadık Yalsızuçanlar’ın Varığın Evi adlı kitabını okurken karşıma bir ifade çıktı. ‘Athena, mızrağını saplayınca Ares’in, öfkesinden kırk bin kişilik bir ordu gibi bağırdığı söylenir…’ diye. Athena ve Ares Yunan mitolojisinde yer alan iki figürdür. Adı üstünde mitoloji olduğu için Ares, mızrağı yiyince öfkesinden kırk bin kişilik bir ordu gibi değil de, yüz bin kişilik bir ordu gibi de bağırabilirdi. Tamam, mitoloji, tamam abartı, hatta abartı üstü abartı fakat burada üzerinde durulması gereken bir ifade var. O da “öfke”. Öfkenin tılsımı var, baldan tatlı bir yanı var. Bunun içindir ki bence öfke ile ilgili söylenecek hiçbir söz abartı sayılmaz.

Aziz dostum, öfkede insanın tabiatını bozan, onu o olmaktan çıkaran bir şey var; sonuçları itibariyle asla insana en küçük bir menfaat sağlamayan, sonradan pişman olunan her şeyin başında en çok öfke gelir belki de. Elbette, hâkim olunduğunda ve insan normalleştiğinde çok büyük menfaatler sağlayan bir yanı, bir tarafı da var öfkenin.

Öfke şeytanın insanda görmek istediği en güzel şeydir. Çünkü öfke anında insan, iradesini kaybeder, ipler tamamen şeytanın eline geçer. Bu da tabii ki şeytanın arayıp da bulamadığı bir şeydir. Verdikçe verir gazı, freni boşalan bir arabaya çevirir. Sonrası malum: Pişmanlık! Ancak o da fayda etmez. Bir anlık öfkenin nelere mal olduğunu, insanı sonuçları itibariyle ne tür felaketlere sürüklediğini tarihin sayfaları haykırır durur. Öfkelendiği zaman insanın bulunduğu pozisyon üzere daim olmamasını, hemen durumunu değiştirmesi gerektiğini öğütler yüce peygamberimiz. Ayakta iken oturmak, otururken uzanmak gibi.

Öfke kontrolü muhakkak ki çok zordur zor olmasına da, hele bir de kontrol altına alınırsa işte o zaman tadına doyum olmaz. Lezzetlerin lezzeti, balların balı olur. Öfkesini kontrol altına alan insan, kovanı yağma olsa da ballar balını bulmuştur artık.

Can dostum, dilimize pelesenk ettiğimiz bir söz vardır hani ‘öfkeyle kalkan zararla oturur’ diye. Normal zamanlarda çokça söyler dururuz da öfkeli olduğumuzda bir türlü hatırlamayız. Öfkenin cazibesi unutturur bize bu sözü.

Aziz dostum, öfkeyi bir elbiseye benzetiyorum. Terzisi şeytan olan bir elbiseye. Şeytan bu elbiseyi var olan en kaliteli kumaştan diker. Ve diktiği insanın vücut ölçülerinden milim şaşmaz. Albenisi fazla, oldukça şık bir elbisedir. Değme modacılar şeytanın bu öfke elbisesinin güzelliğine ulaşamazlar. Bu elbiseyi bir kere giydi mi insan adamlıktan çıkar. O elbise içerisindeki insanın manevi fotoğrafını çok merak ediyorum. Sen ne dersin; acaba hangi vahşi hayvanı resmeder?

Bir de şehvet ve hırsı da öfkeyle özdeşleştiriyorum. Şehvet ve hırs da şayet kontrol altında tutulmazsa insanı insan yapan varoluş esprisinden hiçbir eser bırakmaz. Öfke, şehvet ve hırs şeytanın, oynayarak, eğlenerek, kahkaha atarak, şarkı-türkü söyleyerek, zevkin zirve tepelerinde kendinden geçerek sadece ve sadece insan için diktiği elbiselerdir. Allah bu elbiseleri giymekten âdemoğlunu korusun.

Can dostum, sana bu mektupta mektuplardan bahsedeceğimi söylemiştim değil mi? Gör ki iş nereye kaydı. Öfke, şehvet ve hırs… Bunda da bir hikmet var. Ancak emin ol ki sana mektuplardan muhakkak bahsedeceğim.

Sağlık ve mutluluk dilerim. Selametle…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>