Söyleşi

Mustafa Ömer Warayt İle…

Devrimin Talebeleri – Mustafa Ömer Warayt
Hazırlayan: Muhammed İkbal Şenol

Bizim umutsuz olmamıza hiç gerek yok. Böylesine büyük bir devrimi başaran inançlı halk bundan sonra da her şeyi başarabilir ve her türlü zorluğun üstesinden gelebilir. Yeter ki biz kendimize olan inancımızı yitirmeyelim.

Söyleşiye sizi tanıyarak başlamak istiyorum. Kendinizden bahseder misiniz?

İsmim Mustafa Ömer Warayt. Libyalıyım. Misrata şehrindenim. Konya’ya İnşaat Mühendisliği okumaya bu yıl geldim. Şu anda Karatay Üniversitesi Tömer Türkçe öğretim merkezinde Türkçe öğreniyorum. Aynı zamanda Mevlana Uluslararası Öğrenci Derneğinde Libya ülke başkanıyım.

Ülkenizden uzakta öğrenci olmak nasıl bir duygu? Zorlandığınız şeyler oldu mu?

Tabi ki yabancı bir ülkede okumanın çeşitli zorlukları var. Bunların en başında dil sorunu geliyor. İlk geldiğim zamanlar Türkçe bilmiyordum ve kimseyi tanımıyordum. Bu başka şehirlere gitmekten çok farklı. Çünkü farklı bir ülke, aynı zamanda farklı bir kültüre alışmak demektir. Hiç tanımadığınız insanların arasında, dilini bilmeden o kültüre alışmak ve o insanları tanımak oldukça zor ve zaman alıyor.

Türkiye hakkında, özel olarak da Konya hakkında ki düşünceleriniz nelerdir?

Konya’yı daha önce hiç duymamıştım ama Türkiye hakkında bilgim vardı. Çünkü Türkiye turizm olarak ismini duyurmuş bir ülke. Bunun yanında Libya’da Türk şirketleri vardı ve ben bunlarla orada tanışma imkanı bulmuştum.

Hepsi de çok iyi insanlardı. Ayrıca Türkiye Osmanlı devletinin mirasına sahip bir ülke. Bu da çok önemli.

İstanbul’a 2007 yılında kısa bir ziyaret yapma fırsatım olmuştu. Tabi geldiğim zaman hiç Türkçe bilmiyordum.

Türkiye’ye geldikten sonra gitme fırsatı bulduğunuz şehirler oldu mu?

Ankara, Antakya ve Konya’nın ilçelerini gezdik. Beyşehir gölüne gittik ama bunlargünlük
ziyaretlerdi.

Gitmek istediğiniz başka şehirler var mı?

Trabzon, Şanlıurfa ve Bursa’yı çok methettiler. Buralara gitmek istiyorum ve merak ediyorum. Tabi İstanbul’u yeniden Türkçe konuşarak gezmek istiyorum.

Bize Libya’yı biraz anlatır mısınız?

Libya Akdeniz’e sahili olan bir ülke. Çok güzel sahillerimiz var. Bunun yanında Afrika’nın en büyük çölü olan Büyük Sahara Çölü’ne sahip. Bu çölün içerisinde hala yaşayan aileler var.  Libya yüz ölçümü olacak da çok büyük bir ülke ama topraklarının birçoğu çöl. Afrika’nın en büyük üçüncü demir madenine sahip. Tabi ki tüm bunların yanında petrol rezervlerine sahibiz ama şimdiye kadar petrol gelirlerini tam olarak ülkemizin gelişmesi yönünde kullanamadık. -İnşallah bundan sonraki yönetimler döneminde bunu gerçekleştirmeyi umut ediyoruz.-

Biliyorsunuz bizim Libya ile uzun bir ortak geçmişimiz var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Biz Müslümanlar olarak yıllarca Osmanlı yönetimi altında yaşadık. Osmanlı bizde Libya’ya İslamîyet’i getirenler olarak biliniyor. Libya’da halen Osmanlı zamanından kalma Türk aileler var. Benim de geçmişim Türk soyuna dayanıyor. Benim büyük dedelerim Türkmüş. Genel olarak Libya’da zaten üç büyük soy var. Afrika’dan gelenler var biz onlara Araplar diyoruz. Çölde yaşayan Berberiler var. Bir de Osmanlı zamanından kalan Türkler var.

Türk soy ismini kullanan aileler var mı?

Evet. Mesela Kahveci soyadında aileler var. Türkî soy ismini kullanan aileler var. Bununla beraber Türk olup ta Arap soy ismini kullananlar da var.

Libya’yı konuşurken Ömer Muhtar’dan bahsetmeden geçmek istemiyorum. Ömer Muhtar’ın hatırası halen yaşatılıyor mu? Libyalı gençler bu konuda nasıl bir duyarlılığa sahip?

Çok önemli bir konuya değindiniz. Ömer Muhtar devrim döneminde devrimci gençlerin ve askerlerin en önemli simgelerinden biriydi.

Bir anlamda Ömer Muhtar dün İtalyanlara karşı nasıl Libya savunmasında önder olduysa bugün de manevi olarak bize örnek oldu. Onu örnek alan gençler bu devrimi gerçekleştirdi. Biz adeta onun filmlerini izleyerek devrime adapte olduk. Ömer Muhtar’ın bir sözü var, ‘’Biz öleceğiz veya kazanacağız ama asla teslim olmayacağız’’. Bu söz devrim sürecinde herkesin dilindeydi.

Burada önemli bir noktayı açıklamak istiyorum. İtalyan savaşında Ömer Muhtar’ın yanında bir çok önder mücahit vardı. Kaddafi sadece Ömer Muhtar’ı öne çıkarmak ve diğerlerini unutturmak istedi. Çünkü halkın bu liderlerden etkilenmesinden korkuyordu. Bunun için tarih kitaplarına diğerlerin ismini hiç yazdırmadı.

Kimdi bu isimler?

Fadil Ebu Ömer, Abdün-Nebi Bil-Hayr, Sadun Es-Vehli, Ramazan Es-Vehli. Bu iki kardeş de Türk soyundan gelen aileye mensupturlar. Bunlar ilk başta aklıma gelenler.

Ben Libya’daki gelişmeler ve devrim sürecine değinmek istiyorum. Devrime giden süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?  Devrimin başlıca nedenleri neydi?

Libya’da devrim bir anlık bir heyecan patlaması değildi. Birçok nedenler var tabi ki ama en önemlisi Kaddafi’nin tutumlarıdır. Kaddafi devrim öncesinde ülkenin petrol gelirlerini halka dağıtacağını ve halkın hizmetine kullanacağını hep söylüyordu ama bunu asla yapmadı. Libya halkından itiraz edenlerin isimlerini alıp onlara petrolden gelir vereceğini söyleyerek onları hep geçiştirdi ama asla halka verdiği sözü tutmadı. Halk da doğal olarak buna isyan etti.

Kaddafi geçtiğimiz dönemlerde,- tek suçları Kaddafi’yi istemediklerini söylemek olan- bir çok kişiyi Ramazan ayında iftar vaktinde idam ettirdi. Düşünün ki, bu insanların tek suçu Kaddafi’yi istemediklerini söylemekti. Bu insanlar bu isteklerini sadece dile getirdikleri için bu muameleye tabi tutuldu. Çocuklarının gözü önünde idam edildiler. Bunu da halka ibret için yaptı.

Kaddafi Libya ordusunu herhangi bir sebep yokken Çad’la savaşa soktu. Bunun nedeni de kendisine karşı çıkacak bir ordu istememesi. Halen bu savaşın canlı şahitleri var. Bunlarla konuştuğunuz zaman size Çad topraklarında, Çad ordusu ile Kaddafi’nin kendi askerleri arasında, yani iki ateş arasında kaldıklarını anlatacaklardır.

Yani Kaddafi, Libya ordusunu iki ateş arasında mı bırakıyordu?

Evet. Kaddafi’nin Çad’ta dostları var. Kaddafi Libya ordusunu yok etmek için, kendi ordusu ile Çad’tan anlaştıkları askerler arasına, iki ateş arasına gönderiyordu.

Tabii daha halkta patlamaya neden olan birçok neden var. Bunlar bu nedenlerden sadece birkaç tanesi.

Bize devrim sürecinde yaşananları anlatır mısınız? O süreçte neler yaşandı, ne gibi zorluklarla karşı karşıya kaldınız?

Biraz önce de belirttiğim gibi ben Misrata kentindenim. Benim şehrim devrim sürecinde Kaddafi’nin askerleri tarafından üç taraftan kuşatıldı ve şehir ağır bombardımana tutuldu. Tek çıkışımız olarak deniz kalmıştı. Allah’a hamdolsun bu çıkışımız kaldı da bir çok insan ölümden kurtuldu. Bu süreçte silah, gıda, ilaç ve her türlü ihtiyacımızı deniz yoluyla tedarik ettik. Türkiye’den de devrimin ilk, sıcak zamanlarında bir gemi geldi ve yaralılarımızı Türkiye’ye tedavi için götürdü. Türkiye’nin bu yardımını unutmak mümkün değil. Bu süreçte silahların büyük çoğunluğu Bingazi’den temin edildi. Kelimenin tam anlamıyla çok zor zamanlardı.

Burada şunu söylemek istiyorum. Devrim sürecinde Libya’daki bütün şehirler muhalif olarak ayaklanmadılar. Kaddafi daha devrimin ilk başlarında iken bir çok şehirden insanları öldürmüş ve aileleri sindirmişti. Misrata bulunduğu bölgede muhalif olarak kalan tek şehirdi. Libya’nın kuzeyinde, çok önemli bir noktada idi ve Misrata halkı diğer şehirler gibi sinmedi, direnişe devam etti. Bu yüzden bir çok şehit verdik. Kaddafi şehirlere sivil halkın üzerine  füzeler ile saldırıyordu. Bu füzeler toprağa düştükten sonra iki metre yerin altına inen füzeler. Düşünün ki Kaddafi bu füzeleri sivil halkın üzerine gönderiyordu. Tanklar ve silahlardan hiç bahsetmiyorum bile. En kötüsü bu füzelerdi.

Mesela 23 Nisan günü yapılan bombardımanda, saat 24.00’den 03.00’e kadar her üç dakika da bir bu füzelerden göndermişti. Bu Misrata şehrine yapılan en ağır saldırılardan biriydi.

18 Mart günü sabah yediden akşam yediye kadar 40 adet tank sadece bizim şehrimize bombardımana gelmişti. Misrata’nın bu kadar ağır saldırılara maruz kalması şehrin bulunduğu noktanın çok stratejik bir konumda bulunmasından dolayı idi.

Devrim sürecinde Misrata savunmasından dolayı Stalin’in kurduğu Stalingrad şehrine benzetilmişti.

Burada şunu da eklemeliyim. Misrata’nın önemini anlamak açısından. Amerika ve Avrupa Misrata’nın Kaddafi askerlerinin eline geçmesi durumunda, Libya’nın muhalifler ve Kaddafi arasında bölünmesi konusunu bile düşünmüşlerdi.

Tayyip Erdoğan ise devrimden sonra Misrata’yı ziyarete geldi ve halka konuşma yaptı, bizi selamladı. Bu bize manevi olarak büyük moral ve destek olmuştu. Bu ziyaret manevi olarak çok anlamlı idi. Çünkü devrimden sonra herkesin moral seviyesi, şehit ve yaralılarımızdan dolayı, çok düşüktü. Bu ziyaret bu anlamda çok önemli ve manidardır

Peki, Türkiye’den arkadaşlarınızla konuştuğunuz zaman Libya’da ki devrime Türk gençlerinin bakışı nasıl?

Maalesef Türk arkadaşlar Libya devrimi konusunda çok az bilgiye sahipler. Konuştuklarımdan sadece birkaç kişinin devrim konusunda bilgisi vardı. Sanırım onlar da bu konuyu araştırdıkları için bu bilgiye sahiplerdi. Bu konuda yeterince bilgi edinilmemesini, bilgi konusunda medyanın yeterince üzerine düşeni yapmamış olmasına bağlıyorum.

Şunu da eklemeliyim. Geçtiğimiz aylarda biz Mevlana Uluslararası Öğrenci Derneğinin organizatörlüğünde öğrenci buluşması gerçekleştirdik. Orada çeşitli yaşlarda birçok insanla görüşüp konuşma fırsatım oldu. Maalesef yaşlı insanların Kaddafi’yi yeterince tanımadıklarını, onun gerçek yüzünü bilmediklerini ve körü körüne onu savunduklarını gördüm ve birçok yaşlı insanla bu yüzden tartıştım. Libya’da yaşananların ve yaşanmış olanların gerçek ve doğru olarak anlatılması gerektiğini düşünüyorum.

Şu anda Libya’da hükümet kuruldu mu? Yoksa halen geçici yöneticiler mi işbaşında?

Şu anda hükümet kuruldu ama bu hükümet geçici bir hükümet. Birkaç yıl sonra seçimler olacak ve geçici değil, gerçekten halkın istediği işleri yapacak yöneticiler işbaşına gelecek.

Medyada o süreçte Kaddafi’nin linç edilerek öldürülmesi büyük yankı buldu. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Kaddafi’ye devrim sürecinde Libya’yı bırakıp başka bir ülkeye kaçması konusunda muhalifler ve halk tarafından çok uyarılar ve ikazlar yapıldı. Kaddafi, Libya’yı bırakmayacağını, burada ölse bile savaşı kazanıncaya kadar öldürmeye devam edeceğini söyledi. Aslında sonunu kendi eliyle hazırlamış oldu. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde halka karşı durabilmiş hiçbir lider şimdiye kadar olmamıştır. Kaddafi son anlarında halka kendilerini oğulları gibi gördüğünü söylemiş. Halkını oğullarını gibi gören bir baba, oğullarına, halkına böyle yapar mı?

Hâlihazırda başarıya ulaşmış bir devrim süreci var. Bundan sonraki süreçte Libya’nın geleceği için ne düşünüyorsunuz?

Bu devrim bizim için çok önemli. Çünkü bu ucuz bir devrim değildir. Halkımız bu devrim için canını ve kanını ortaya koymuştur. Birçok vatandaşımız yaralanmıştır ve bunlar devrimin izlerini ömür boyu taşıyacaklar. Bu insanlar devrimi unutamazlar. Böylesine zorlu bir süreçten sonra da her şeyin en iyisini hak ettiğimizi düşünüyorum. Halkımızın ve bundan sonra yönetime gelecek hükümetlerin Libya halkı için en iyisini yapmaya çalışacaklarından eminim.

Bizim umutsuz olmamıza hiç gerek yok. Böylesine büyük bir devrimi başaran inançlı halk bundan sonra da her şeyi başarabilir ve her türlü zorluğun üstesinden gelebilir. Yeter ki biz kendimize olan inancımızı yitirmeyelim.

Son olarak Libya halkının Türkiye’ye yönelik düşünceleri nasıl?

Türkiye bize en zor zamanımızda yardım etti. Bunu hiçbir Libyalının unutacağını sanmıyorum.

Ben bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyorum. Son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?

Ben bu fırsatı sunduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Libya’nın geleceği için umut ediyorum ki her şey gün geçtikçe daha güzel olacak. Türkiye Libya arasındaki ilişkilerin bu yeni dönemde gelişerek daha da iyi olacağını ümit ediyorum. Konya halkına bana karşı olan sıcak ilgilerinden ve yardımlarından dolayı çok teşekkür ediyorum. Hepsinden Allah razı olsun.

Etiketler
Devamı

Muhammed İkbal Şenol

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker