Duran Çetin – O

Duran Çetin – O

Sokaktayım.

İnsanlar akıp gidiyor sokaklardan.

Güpegündüz.

İrkiliyorum. Kendimi karanlıkların ortasında hissediyorum. Korkunç bir duygu kaplıyor tüm bedenimi, titriyorum. Bu da yetmiyor bütün tüylerim diken diken oluyor.

Vakit gündüz ama ben, gecenin koynunda kaybolmuş, yolunu bulamamış, ne yapacağını bilemeyen ve karar veremeyen biri gibi öylece kalakalıyorum. Etrafıma bakınıyorum. İnsanlar akıp gitmeye devam ediyor…

Burası ara sokak. Birkaç adım daha atabilsem caddeye açılacağım, belki de içinde bulunduğum bu sıkıntıdan kurtuluvereceğim gibi geliyor bana.

Kendimi zorluyorum, hadi bir adım daha, diyerek yürümeye yelteniyorum. Yine olmuyor. Korkum gittikçe artıyor. Kalbimin yerinden fırlayacağı aklıma geliyor. Gözümü kaçırmak istiyorum ondan. Olmuyor. Sanki ruhsuz bir halde bir heykel gibi öylece durmaya devam ediyorum. Artık yanımdan geçenleri hiç görmüyorum. Sadece ben varım bir de o.

O.

O, diyorum ya, kim olduğunu bilmiyorum. Bilmeyi de istemiyorum aslında.

Bir tek düşüncem var; beni sarsan duygularımdan ve beni mahpus biri gibi donduran o bakışlardan bir an önce kurtulmak…

Umutsuzluğun ne olduğunu düşündürüyor bu bakışlar. Mezara mı gidiyorum, mezardan mı geliyorum anlayamıyorum. Yani hüzün ve korku karışımı bir hal yaşıyorum.

Ne bakıyorsun öyle dik dik, diyecek cesaretimi çoktan kaybediyorum…

Dünyada sadece ben ve o var galiba. Eğer öyleyse artık ben yokum. Yok olmak istiyorum.

Kendimi unutuyorum. Unuttuğumu da unutuyorum.

Bu bir hipnoz durumu. Karşımdaki de bir usta hipnozcu olmalı. Bu kadarına da pes doğrusu. Bir bakışıyla kendimi kaybediyorum. Kaybettiğimin ne olduğunu anlamam gerektiğini hatırlıyorum. Belki de onun etkisinden daha çok iç dünyamdan kopup gelen düşüncelerin etkisindeyim. Anlayamıyorum…

Bir adım atmayı daha denedim. Yerimden kıpırdayabildiğimi fark ettim. Dermanım yerindeydi.  Bir adım attım. O da bir adım attı önüme doğru. Daha keskindi gözleri. Bakışları bir hançer gibi saplandı yüreğime. Yüreğimin kanı zihnime hücum etti. Allah’ım aklıma mukayyet ol, duam dilimden dökülürken onun gözlerindeki keskinliğin azaldığını ve acınası bir hale büründüğünü fark ettim. Daha mülayimdi şimdi. Korkuyu yendiğimi düşündüm.

O çılgın ve bıçkın bakışların altında ışıldan farklı bir dünya vardı galiba. Şimdi gözlerimi kaçırıyorum ondan. Kendimi mahcup hissediyorum. Bir çocuktan küçük bir çocuktan korkmanın utancı bana yetiyor.

Saçı başı dağınık, yüzündeki ifade karmakarışık, küçük yaşta yüzü kırışık… Bakışlarının feri yok, bir ölü bakışı var soğuktan büzüşmüş gözlerin de. Yüzünde ince bir çizik var, sağ yanağının ortasından başlayan. Kir bir yapağıya dönüştürmüş saçlarını. Elbiseleri yırtık pırtık. Lekeler sanki deseni olmuş giydiklerinin. Bu elbiselerin içinde bir insan mı var , sorusu zihninizin orta yerine taht kuruyor.

Yoksa içinde adam olmayan elbiselerim mi var, diye düşünüyorum.

İzimin üzerine geri dönüp ondan kaçmak istiyorum. Bu durumdan hemen kurtulmazsam yapacağımı ben de bilmiyorum. Hâlâ küçük bir çocuktan korkuyorum.

Soğuk hava. Ben üşüyorum. Üşüdüğümü hissediyorum. Hatta titrememe katkı sağlıyor soğuk. Soğuğu olanca şiddetiyle hissediyor bedenim. Ona bakıyorum. Bedeninde böyle bir tepki yok. Birçok şeyi olduğu gibi üşümeyi de yüreğinde hissediyor olduğunu düşünüyorum…

Yüzü soğuk, dondurucu ama yüreği sıcak ve yakıcı olmalıydı. Birçok şeyi yüreğine gömdüğü belliydi. Belki de yürek yangını onu birçok sıkıntıdan ve soğuktan koruyordu…

Bu çocuk bir evde kalıyor olamazdı. Bizim gezmek için kullandığımız sokaklar onun için bir ev olmalıydı. Annesinin koynunda olması gerekirken gecenin karanlık koynunda kalıyor olması aklıma düştü. Ürperdim bir kez daha. Gözlerimi yine kaçırdım. Kendim de kaçmaya yeltendim. Ama bir güç, anlayamadığım bir el beni perçemimden yakalamış da yerinden kıpırdayamıyordum…

Korkmam, kendimi tehlikede görmemden kaynaklanıyordu belki de. Ama o bir çocuktu ve muhtaçtı. Onun da umutları, istekleri ve sevdikleri olmalıydı…

Evden kaçmış olmalıydı. Günlerce bu sokaklarda barınıyor olduğunu söylemeye gerek yoktu, görünüşü bunu ifade etmeye yetiyordu. Acaba neden sorusunun cevabını bulmak için zifiri karanlık dehlizlerde dolaştım durdum. Cevabını bulmak kolay değildi.

Cevapsız soruların kıskacında kıvranırken farkında olmadan gülümsedim. Onun da yüz hatları gevşedi. Soluk benzine sanki can geldi. Gözlerini kısarak uzun zamandır hasret kaldığı bir şeye kavuşmuş gibi gülümsedi.

İçinde bulunduğum ruh halimin değişmesi ben deki korkuyu yok etti. Kendimi bir anda ona yakın hissettim. Yıllar önce kaybettiğim biri gibi geldi bana. Yoksa kaybettiğim ruhumu mu görmüştüm, anlayamadım. Bir gerçek vardı ki bu çocuk benden bir şeyler ifade ediyordu. Elimi başına götürmek için kaldırdığımda buna cesaret edemedim. Kir içindeki başına elim gitmedi.

Elinin üzerindeki çatlaklar gözüme takıldı.Soğuktan çatlamış olmalıydı. Bu yaralar iyileşirdi ama ben ve toplumun vicdanındaki bu duyarsızlık çatlağının onarılması nasıl olacaktı, düşündüm…

Kimsenin duymasını istemezcesine,

-Annen baban, dedim.

Sustu. Gözlerindeki ifade değişti. Özlem çektiği belliydi. Hasret vardı bakışlarında. Yürek yangınındaki sebep belliydi…

-Yok, dedi.

Sustu. Bir süre sonra,

-Ayrıldılar, diye mırıldandı.

Birkaç lira verip kendimi rahatlatabilirdim. Elim cebime gitmeden onun başına gitti. Bu defa bütün ürküntüm yok oldu. Rahatladığımı düşündüm. Elimi başında gezdirirken elim yapış yapıştı. İçimdeki ılık kıpırtı yüreğime indiğinde kuytudaki iki iskemlede oturuyorduk. Sıcak bir salep onun için ne anlam ifade ediyordu, bilemiyordum.

Ne yapacağımı bilemedim. Konuşmalarının sonunda içinde adam olmayan elbiselere sahip olanlardan biri olduğumu anladım. Utanmasam hıçkırarak ağlayacaktım.

-Günlerdir dışarıdayım, diyerek başladığı kesik cümlelerini dinledim. Arabamla giderken onun cümleleri devam ediyordu. Hedef annesinin yaşadığı yerdi…

Görmezden geldiğimiz onlar, anlamak istemediğimiz onlar, herkesin ve hepimizin problemidir. Toplumun sıkıntısıdır. Onlar sokakta yaşarken evde rahat oturmak mümkün değil… Herkes bu gerçeğin acısını bir an hissetmelidir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>