Duran Çetin – Sonbahar

Duran Çetin – Sonbahar

Yoldayım. Yolun tam ortasında. Bir esinti var çok şey fısıldayan. Bir sevgi, belki de aşk. Ayrılık da denebilir.

Savrulan yapraklar, sallanan çınar dalları, oradan oraya uçuşan çer çöp… Dayanaksız, güçsüz, iradesiz…

Sararıp solmuş, hastalıklı bir insan gibi halsiz, ve­rem olmuş gibi dermansız, ölümü bekleyen biçare gibi umarsız yapraklar…

Renk değiştirmişler yeni bir yere, yeni bir zamana hazırlık yapmış gibi, ayrılık rengi de denebilir buna. Ya da gelinlik giymektir sarı renkte. Vahdet olmak içindir bütün bu hazırlıklar…

Derken yoğun bulutların aralanışı, arada bir güne­şin gülümsemesi; ama soğuk bir gülümseme bu, kısa sü­rüyor. Tekrar bulutların arkasına saklanıyor, yaprakların aydınlığından mahrum oyunlarına devam etmesini istiyor.

Rüzgâr hız kazanıyor, hız kesiyor, sararmış yaprak­ların oradan oraya sürüklenirken çıkardıkları sesler deği­şiyor; bazen yoğun bir hışırtı, bazen silik, duyulmaz sesler yoldan geçenlerin kulaklarına ulaşıyor.

Bir çocuk, kırmızıya bürünmüş bir yaprağın arka­sından koşuyor. Tutmak istiyor. Belli ki rengi hoşuna git­miş. Caddeye çıkmasından korkan anne bir atmaca gibi arkasından koşuyor. Bağırıyor. Dur diyor, koşma diyor…

Çocuk inat, çocuk ısrarcı, çocuk çocukluk yapama­ya devam ediyor. Yaprağın arkasından koşuyor. Caddeye fırlıyor. Acı fren sesi tüm yayaları irkiyor. Olduğu yere ça­kıyor.

Herkes sesin geldiği yöne dönüyor. Sürücü gülüyor. Kaldırıma çıkmış çocuğa ve elindeki solmuş yaprağa ba­kıyor. Az kalsın çocuk da solacaktı düşüncesi akıp geçi­yor zihninden.

Çocuğun yaşadığını görmesi onu sevindiriyor, göz­lerinin içi gülüyor, gülümsüyor. Bir daha yaramazlık yap­ma anlamında elini sallıyor birkaç kez.

Çocuk ürkek ve melül bakıyor sürücüye ve etraftan kendini izleyen insanlara. Neler olduğunu anlama­ya çalışıyor. Solmuş yaprağa kayıyor gözleri. Ne güzel yaprak, diyor için­den. Bir kuş gibi kalbi çarpıyor. Oldu­ğu yerde kalakalıyor.

Annesi, hemen yakalıyor ço­cuğunu. Ayrılığın nefesini ensesinde hissetmişken kavuşmanın ılık duygu­sallığına bürünüyor. Bu duygu bütün hücrelerini kuşatıyor. Titriyor. Kuca­ğına basıyor. Sımsıkı sarılıyor. Ayrı­lıktan dönen çocuğuna hasretle ve is­tekle tekrar sarılıyor. Ayrılık düşün­cesi korkutuyor. Yaprak gibi dalından kopmasını, sararıp solmasını ve top­rak olmasını istemiyor. İçi burkulu­yor, ürperiyor ve bir kez daha sarılı­yor çocuğuna…

Çocuk, anneciğim diyor yeni ötmeyi öğrenen bir kuş yavrusu gibi, bir cıvıltı duyuluyor dudaklarından. Annesine, sıcacık kucağına, sevgi dolu yüreğine kavuşmanın dayanıl­maz güzelliğini yaşıyor.

Bir anda yaprakların kümeler halinde yığınlaştığının, bazı yerlerde yoğunlaştığının farkına varıyor.

Renk cümbüşü, bir tablo güzel­liğiyle beliriyor kaldırımın hemen di­binde. Metrelerce uzanmış bir görün­tü bu. Renkler hep soluk, soluk ton­lu, soluk yüzlü bir tablo…

Şehirde yaşamanın duyarsız­lığına inat cadde kenarlarını süsle­yen ağaçlar, refüjlerdeki bodurlaştı­rılmış çalıların yeşil yaprakları artık yok. Renk değiştirmiş, sararmış ba­zen, bir portakal rengini almış minik yapraklar bir farklılığı, belki de hazır­lığı haykırıyor herkese. Mevlana ikli­minin farklı bir bahar günü, bayram günü, kavuşma günü, vuslat günü…

Ne kadar cazibeli, diyor bir kez daha. Bu mevsim hüzünlü, bu mev­sim ayrılık çağrıştırıyor. Ağaç yaprak­larına verdiği sarı, kavuniçi ve kırmı­zı renklere rağmen bir ayrılığın mev­simi. Yaprağın dalından ayrılmasının hüznü. Yeşilin renginden sıyrılması­nın hüznü, ağaçların yapraklarından soyunmasının ve dalların kuş cıvıltı­larından uzak kalmasının hüznü…

Sonbahar, diyor. Ve kuşla­ra, gurup gurup uçarken, dalış yapan kuşlara kayıyor gözleri. Kuşların dan­sı, sonbahar dansı belki de. Göçmen kuşların göç zamanı…

Hele sığırcıklar… Binlercesinin şehrin semasında kararmış bir bulut gibi geçişleri… Ne muhteşem bir gös­teri!

Bir dönüm noktası… Kışa dön­mek, toprağa dönmek… Birçok can­lının yaşamını gelecek nesillere ak­tardığı ya da sessiz bir uykuya daldı­ğı nokta. Sonbaharın en cazip yanı, renklerde saklıydı. Onu arıyordu, onu buluyordu…

Ayrılık ve kavuşmanın birlik­te yaşandığı harman yeriydi bahar­lar. Ağaçlarla yaprakların ayrılık hüz­nüne inat yaprakların beslendiği aslı­na dönme, toprağa kavuşma sevinci…

Bir yağmur damlası düştü. Et­rafına bakındı. Her yerde telaş vardı. Tedbirli olanlar ilk damlayla şemsiye­lerini açtılar. Diğerleri havaya baktı­lar, kararmış bulutları görünce adım­larını sıklaştırdılar. Yağmur inivere­cek gibi duruyordu. Derken arkasın­dan birkaç damla daha…

Çiselemeye başlarken yapraka­rın renkleri daha koyulaşmaya baş­ladı. Pastel renklerin hâkimiyeti de­vam ederken değişmiş renklerin ren­gi de değişti.

Güzellik bu olsa gerek, dedi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>