Emre Orhan – Şeftali

Emre Orhan – Şeftali

Sesin sabırla uyanmamı istiyordu gözlerim ısrarla kapalı kalmayı. Yanaklarıma kondurduğun öpücükler ikna etmişti gözlerimi açılmaya. İnce uzun ağaçlar üzerine serilmiş hasır dama açtım gözlerimi her zaman olduğu gibi. Penceremden içeri asma yapraklarından kaçabildiği kadar güneş doluyordu.

Çabuk olmalıydım kahvaltımı yapmazsam büyüyemezdim çünkü. Üzerine tereyağı ve bal sürülmüş ekmek, pırıl pırıl zeytin taneleri, bir bardak sıcak çay… bana hiç çekici gelmiyordu oysa. Neden televizyondaki havalı tavşanın yediği sütlü karışımdan yoktu ki sofrada.

Güç bela birkaç lokmayı yedikten sonra sıra yıkanmama gelmişti. Ahırdan bozma, saman karışımı çamurla oluşmuş sıvaları yer yer dökülmüş banyonun yolunu tutma vakti. Ne vardı yıkanmasaydım. Ama bu sefer de pis bir çocuk olurdum kimse beni sevmezdi. Sen de mi. Sabunlu ellerim yanaklarını okşuyordu. Beni sabunlamaya devam ederken

gülücüklerin eksik olmuyordu, gözlerin sevgi doluydu, başörtünden bir iki tel firar etmişti o kadar güzeldin ki… Söz veriyorum hep temiz kalacağım. Yeter ki sen beni sevmekten vazgeçme.

Havlumu kaptıktan sonra dışarı fırlamıştım. Ardımdan koşuyordun. Hasta olacaktım. İşte tam da bu hengamenin ortasında gördüm onu. Sarmaşık güllerin arasından göz kırpıyordu bana. Yeşil ve kadife kabuğuyla küçücük ve ne kadar da cezbediciydi. Bahçeye sıra sıra dikilmiş biber ve domateslerin üzerinden sıçrayarak geçtikten sonra yanına varmıştım. Tam da burada yakalamıştın beni. Boynuna sımsıkı sarılmıştım. Bu şeftali benim olsun muydu. Olsundu. O şeftali benimdi artık. O şeftalinin başından ayrılmak mümkün değildi artık.

Her sabah erkenden uyanıp soluğu şeftalimin yanında alıyordum. Bir meyve kasasının üzerine oturup şeftalimi uzun uzun seyrediyordum. Her fırsatta yıkıyordum şeftalimi, öpüyor, okşuyor ve onu çok sevdiğimi söylüyordum.

İlk başlardaki sert şeftalim yerini gitgide daha yumuşak, sarı, yer yer kızıl ve daha büyük bir şeftaliye bırakıyordu.

Bir gün beni kucağına alıp büyük bir sır veriyormuş gibi şeftalimin olgunlaştığını, artık onu koparıp yiyebileceğimi söylemiştin. Allahım ne kadar heyecanlanmıştım. Elinden tutup şeftalimin oraya kadar sürüklemiştim seni. Önce ilk gördüğüm gün olduğu gibi seyretmiştim, kadife yanağını usulca okşamış ve koparmıştım.

Güzelce yıkamıştık. Sonra benim için ortadan iki yana ayırmıştın. Ama ama neden böyle olmuştu. Çekirdeği neden paramparça ve kapkaraydı. Yüzün biraz ekşimişti. Önce gözlerim dolmuştu ve göğsümde kocaman bir boşluk. Koşmak istiyordum, hızla kaçmak, hıçkıra hıçkıra ağlamak. Şeftalimin içi bu kadar kötü olmamalıydı. Her gün yıkamıştım onu öpmüş okşamış, sevmiştim…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>