Etiket: Ali Işık

Ali Işık – “Zurnayı Ekmeğe Katık Yapanlar”ın Semti: Macur Pazarı…

Ali Işık – “Zurnayı Ekmeğe Katık Yapanlar”ın Semti: Macur Pazarı…

Çocukluk günlerimden yeni yetmelik demlerime kadar yasaklı semtlerimizdendi Macur (Muhacir) Pazarı. O yıllarda yaşadığım Hacıkaymak’a yedi sekiz kilometre mesafedeki Meram’a, mahalleli öğürlerimle birlikte, çağla yemeye ve yüzmeye, on beş kilometre kadar uzaklıktaki Aslım’a balık tutmaya giderdik de burnumuzun dibindeki mahallelere destursuz giremezdik. Mesela Şekermurat’a, Doğanlar’a, Macur Pazarı’na… Övünmek gibi olmasın, bizimki de böyle mahallelerdendi tabii.
Mahallem Hacıkaymak gibi Konya’nın yeni oluşan mahallelerinde, her biri farklı bir yöreden kalkıp gelmiş insanların sancılı aidiyet değiştirme süreçleri hır gürlü bir ortam oluştursa da Macur Pazarı gibi ekstrem insanların yaşadığı yerlere ait kanaatlerimiz çocukça bir vehmin eseriymiş. Ben bu vehmimle Erkek Liseli (Konya Lisesi) yıllarımda okul kaçkını olduğum bir günde yüzleştim. O ilk yüzleşme günümde -yanımdaki semtin gediklisi arkadaşlarımın varlığına rağmen-zorlukla teskin edebildiğim yürek tıpırtılarımın bastırılmış mahcubiyetini yaşadım yaşamasına da okul sırasına yeğlediğim kahve masasının tedirginliğini de bu vehmin güvenliğinde dindirdim.
Macur Pazarı’nın hâkim unsuru Romanlar gibi görünse de semtte Konyalı unsurların yanında Tatarlar da mevcuttu. Hatta Konyalı unsurlar diğerlerine daha da baskındılar sanırım. Lakin semte renk ve ses zenginliğini veren, dolayısıyla damgasını vuranlar Romanlardı.
Hindistan ile Pakistan topraklarında yaşayan ve Hint-Avrupa kökenli bir ırka mensup olan Romanlar, XI. yüzyıldan itibaren -kesin olarak bilinemeyen sebeplerden dolayı- Batıya doğru göç etmek durumunda kalmışlardır. Anadolu’yu geçen bu unsurlar Bizans tarafından Balkan topraklarında iskâna tabi tutulmuşlardır. XX. yüzyıl başlarındaki Balkan Savaşları sonrası büyük kitleler hâlinde göçe zorlanan Romanlardan bir kısmı da Konya’ya gelerek Muhacir Pazarı diye anılan semte yerleştirilmişlerdir. 1930’lu yıllarda burada kurulmaya başlayan pazar ile yöredeki insanların sıfatından oluşan isim terkibi, hem pazarın hem de semtin adını oluşturmuştur. Ancak Romanların oturduğu mahalleler, pazar kurulan yöreyle sınırlı değildir. Romanların yerleşim alanı, Araboğlu Makası’ndan Larende Caddesi’ne inen Sırçalı Medrese Caddesi’nin sağ/batı tarafından başlayarak Devlet Tiyatrosunun arka/doğu tarafındaki Tatar Mahallesi de denilen Cedidiye Mahallesi’ne kadar uzanan mahaldir. Günümüzde ağırlıklı olarak Abdülaziz Mahallesi sınırları içerisine alınan bu mahallin içerisinde Gazialemşah Mahallesi’nin bir kısmı ile Şeyh Osman Rumi ve Şekerfuruş Mahalleleri de bulunmaktadır.
Romanlar Konya’ya geldikten sonra söz konusu mahallelerde bir avlu içerisinde medrese benzeri hücrelere yerleştiler. Daha doğrusu bir avluya açılan tek odalı barınaklarına yerleştiler. Bunların yaşadığı her avlunun ayrı bir ismi vardı: Çana Avlusu, İsko’nun Avlusu gibi. Çeşitli işlerde çalışan Roman erkekleri o gün kazandıkları parayı o gün yerlerdi. Bunların hemen hepsi müzisyendi. Geceleri çalgılı eğlence yerlerinde iş tutamayanlar sanatlarını avlu ortalarında icra ederlerdi. Kadın erkek, çoluk çocuk çalıp söyleyip oynayarak kendilerinden geçen Romanları görenler bunları gamsız kedersiz zannederdi.
Bunlar fakir, ancak dürüst insanlardı. Bunlarla aynı mahalleyi paylaşan insanlar kapılarını açık da bıraksalar, kimsenin malına tenezzül etmezlerdi.
Erkekler Konya çarşısında yük taşıyıcılığı yaparlardı. Bunlar en ağır yüklerin altına girdiklerinden Konya’daki nakliyat ambarlarının en iyi hamallarıydı. Bunların bir kısmı ayakkabı boyacılığı, bir kısmı da ev ve inşaatlarda boya badana işleri yaparlardı. Roman kadınları da çalışmaktan geri kalmaz, bazı otellerle bazı zengin Konyalıların evlerinde temizlikçi olarak çalışırlardı.
Gündüz işlerini tamamlayanlar, geceleri de gazinolarda, çalgılı bahçelerde müzisyenlik yaparlar, düğünlerde davul zurna çalarlardı. Bazı Roman kadınlarının da müzik takımları vardı. Durumu iyi olan Konyalılar nişan ve kına eğlenceleri için bu takımları tutarlardı. Ut, cümbüş, keman, darbuka ve zil çalıp şarkı ve türküler seslendiren bu kadınlara Konyalı kadınlar “minnoş” adını takmışlardır. Roman saz sanatçıları arasında Klarnetçi Sabri, Udi Hakkı Zambak gibi oldukça tanınmış sanatkârlar çıkmıştır.1 Macur Pazarı’nı fakirden daha iyi nüfuz ettiği mısralarıyla aşikâr Dr. Kâmil Uğurlu’nun “Muhacir Pazarı” şiiri bu yazıya düşebilecek en “hüsn-i hatime” olsa gerektir.

Muhacir Pazarı2
İstasyondan şehre giden yol var ya,
Hani heykelin yanından sağa saparsın,
İşte orada Muhacir Pazarı var.
Orası benim dost memleketim,
Orada zurnayı ekmeğe katık yaparlar..
Daracık sokaklarda her gün bir cümbüş,
Ve her köşe başı bir Çigan bardı.
Şençalar Kadri udun üstünde üveyik kuşu
Uzayıp giderdi esmer klârnet.
Ve ucundaki Şükrü Tunar’dı..
Kapıların önünde halkalanmış kadınlar
Gelip-geçenlere bakardı
Aralarında kimi herifler de vardı.
Ve tütün kokulu güldüler…
Hasan da, Salih de iyi çocuklardı,
öldüler,
Sabahları pabuç boyar,
akşama Teksas pavyonda çalarlardı,
Aç gözlü de değildiler..
Zaman su gibi akıp geçerdi,
Kızların kavgası başladığı an.
Uçuşan tavalar-tencereler-küfürler, pencereler,
Sanırsın kıyametin koptuğu zaman
Karakolda ayna var, ayna,
Oraya varınca her şey süt liman…
Daha güneş inmeden sandığını kapardı,
Nafakayı çıkardı mı gerisine kim bakar.
Eve dönerken iki tek atar,
Hüznün anasını satardı..
Canlarım benim, yalandan ağlayanlarım
Fena halde esmer vatandaşlardı.

Kaynakça:
1. A. Sefa ODABAŞI, “Muhacir Pazarı ve Romanlar”, Kon­ya Postası / Tarih ve Kültürüyle Konya , fasikül: 12 (18 Ekim 2000), s. 93-94
2. Kâmil UĞURLU, Bütün Şiirleri 1:Gölgeli Sokağın Şiirleri , Çizgi Yay., Konya , s.127-128

Ali Akdeniz İle…

Ali Işık – Alâ İle Hacıkaymak Mahallesi’nin Kuruluşu Üzerine

Hacıkaymak, bin yıllık geçmişi olan Türkiye (Ana­dolu) Selçukluları payitahtı tarihî şehir Konya’nın, Cum­huriyet döneminde kurulmuş ve yarım asrı henüz geçmiş genç mahallelerindendir. Doğusunda Kılıç Aslan, güne­yinde Nişantaşı, batısında Şeker Murat, kuzeyinde Öz­lem mahalleleriyle komşudur. Ailemle 1960 yılında şeh­rin göbeğindeki Güllükbaşı’ndan, göçerek sakini olduğu­muz ücra Hacıkaymak’ın diğer sakinleri ağırlıklı olarak Kızılören, Sulutas, Bulamas, Başara gibi Konya’nın civar köylüleriyle Derbent, Kadınhanı, Ilgın, Sarayönü ilçele­rinden göç etmiş köylülerden oluşuyordu.

Kuruluşundan günümüze Konya’nın en mahrum mahallelerinden olan Hacıkaymak ile ilgili bir araştırma­nın başlangıcında mutlaka görüşleri alınacak bir kişiydi Ali (Akdeniz) amca. O, kendinden yaşça küçük Hacıkay­maklıların “Alâsı”sı, akranları ve büyüklerinin –ki pek kalmadılar- “Makarnacı Ali”siydi. Yarım yüzyıllık ma­halle bakkallığının yanı sıra muhtarlıkta da çeyrek yüz­yılı devirmişti. Kızdığı bir ana tanık olmadığım bu gü­leç ihtiyar, çocukla çocuk, büyükle büyüktü. Şaka yap­mayı sever, yapılan şakaları da götürürdü. Yaptığı, ba­zen de muhatabı olduğu en tanınmış şaka dalgın gider­ken arkadan atılan on yedi kiloluk boş bir yağ tenekesi­dir. Teklifsiz biriydi; ancak seviyesini korumasını da bi­lirdi. Biz de hiç teklifsiz toplanıp varırdık ziyaretine. Bu kez de öyle oldu.

Ali amca ile eşi Ayşe teyze, gepegenç toprağa ver­dikleri edebiyat öğretmeni büyük oğulları dışında dört oğlu ve biricik kızının mürüvvetini görmüşlerdi. Şimdi­lerde mahallenin şehre en yakın sokağı İbrahim Mütefer­rika üzerindeki iki katlı evlerinin zemin katında yalnızlı­ğı paylaşıyorlar. Ziyaretlerinde hastalıklar evlatlarıyla ya­rışıyorlar adeta. Nitekim Hacı teyze, son rahatsızlığının nekahetini yaşıyor. Her iki ihtiyarın fizikî durumu bü­tün sorularımın tatminkâr cevapları­nı almama engel görünüyor. Yazık… Biz bu mülâkat için çok geç kalmış­tık. Bu durumda, dipsiz nisyan kuyu­sundan ne kurtarabilirsek kâr. Selâm ve hâl hatır faslından sonra mahalle­nin kuruluş hikâyesini ortaya koya­cak sorulara geçiyorum.

– Ali amca kendinizi tanıtır mısınız?

Ali Akdeniz – Konya vilaye­tinin Çumra kazasının Çukurçimen Tekke köyünde 1340 (1924)’ta doğ­dum. Anam Çukurçimenli, babam Tekkeli. Çumra kazasında ilkoku­lu üçten bitirdim. 1942’de evlenip Konya’ya geldim. Konya’da makarna fabrikasına girdim. Muhacir Pazarı civarında Sahip Ata Caddesi’nde bir eve oturduk. Fenni Fırın’ın oralarda İtalyanların Konya’da yaptırdığı ma­karna fabrikasını, onlar buradan ko­vulunca, Hacıkaymak (Hacı Mustafa Kaymak) satın aldı. Ben de yanında çalışmaya başladım. Allah razı olsun, beni sevdi ve çok destekledi.

– Bu mahalleye ne zaman gel­diniz?

(Sorunun cevabını hatırla­makta müşkülat çekince hanımı yar­dımına koşuyor.)

Ayşe Akdeniz – (Ali amcayı göstererek:) Bu, 1947’de askerden geldi. Biz, o zamanlar Sümerbank’ın orda Pürçüklü Mahallesi vardı, ora­da otururduk. Sonra Kumköprü ta­rafına taşındık. Burada da birkaç yıl oturduktan sonra oğlum Fahri (ikin­ci çocuğu) kırklı çocuk iken bu ma­halleye taşındık.

– Fahri kaç doğumlu?

Ayşe Akdeniz – 1950.

– O zaman siz bu mahalleye 1950’de taşındınız. Peki, siz geldiği­nizde burada oturanlar var mıydı?

Ayşe Akdeniz – Biz buraya geldiğimizde yedi ev vardı. Sekizin­ciyi biz yaptık.

Ali Akdeniz – Burayı Hacıkay­mak, Hocacihanlılardan satın aldı. Hacıkaymak çok ileri görüşlü bir adamdı. Altmış dönümlük tarlayı al­dıktan sonra parsel yaptı. Bize de çok yardım etti. Bizden ev parası filan al­madı. Neyse… Evi yaptırdık, suyu­muz yok, elektriğimiz yok, rezilliğin bini bir para… Su ihtiyacımızı karşı­lamak üzere kuyu kazdırdık. Şeker Fabrikası yapılınca mahalle çoğalma­ya başladı. Mahallenin işsizleri bura­ya işçi olarak alındılar. Öte yandan, köyünden kalkıp gelerek fabrikaya işçi olarak girenlerin çoğu da bura­lara evlerini yaptırdılar. Mahalle her geçen gün büyüyor büyümesine de; yol yok, elektrik, su yok, en önem­lisi okul yok. Çocuklarımız kışta kı­yamette şehir merkezindeki okulla­ra giderler. O zamanlar kışlar da kış. Her yer çamur çaylak… Belediyeye müracaat edip hâlimizi arz ederiz; siz, Hocacihan’a bağlısınız, ora da Meram nahiyesine… Gidin derdini­zi oralara anlatın, derler. Fenni Fırı­nı işletenlere rica ederiz, kömür cü­ruflarını alır gelir sokaklara saçarız. Bu da kışın bir nebze çamura fayda eder; ama tozu yazın dert olur.

Bir gün zamanın Konya Vali­si Cemil Keleşoğlu’na çıktım. Ağla­maklı bir acizlenme ile böyle iken böyle, dedim. Derdimize Meram’ın bakacak hâli yok, Konya Belediyesi de bana bağlı değilsiniz, diye kapı­dan savuşturur. Güya biz rahata ka­vuşalım, diye şehre göçtük; köyleri­mizden daha geri hayat yaşar olduk şehirde!..

Vali, anlattıklarımı can kula­ğı ile dinledikten sonra: “Git, mahal­le sakinlerinizin bir isim listesini yap bana getir” dedi, “Getir de sizin şeh­re bağlanmanız için Hocacihan’da bir referanduma gidelim.” Valinin bu sözleri üzerine neşeyle odasından çıktım. Hemen mahalleye gelip, biz­den daha kalabalık olan Hocacihan’a karşı çıkabilmek için her mahalleliyi beşer onar kez yazdım. Sonra bu lis­teyi götürüp valiye teslim ettim. Çok geçmeden referandumun haberi gel­di. Şeker Murat Mahallesi’nde derme çatma bir binaya konulan sandıkta oy kullanmaya başladık. Tabi bizim mahalleden bir kişi en az beş on defa oy kullanıyor. Çok geçmeden sandık başkanı durumun farkına vardı. Hid­detle beni yanına çağırıp: “Yahu, bu adamlar dönüp dolaşıp bir daha bir daha oy kullanıyorlar, bu ne iştir?” diye bağırdı. Durumu saklamanın bir yararı yok, adam da aptal değil. Kulağına eğilip alçak bir sesle: “Hak­lısın abiciğim” dedim, “İnanın kötü bir niyetimiz yok. Bütün arzumuz Konya Belediyesine bağlanarak ya­şadığımız rezillikten bir nebze olsun kurtulmaktır. N’olur bizi idare edi­verin.” Adamcağız galiba bu samimi itirafımdan hoşlanıp hilekârlığımıza göz yumdu. Biz de o cesaretle ardı ardına oy kullanıp Hocacihan’a galip gelerek Konya Belediyesine bağlan­mayı hak ettik.

– Hacı amca bu olayın tarihi kaçtı?

Ali Akdeniz – Valla Ali’m ta­rihini pek kesin hatırlayamayacağım; amma 50’nin sonuna doğruydu gali­ba. (Cemil Keleşoğlu’nun valilik dö­nemi 1955 ila 1960 arası olduğuna göre, bu zaman dilimi arasında olsa gerek.)

(Aniden donuklaşan derin mavi gözlerinde canlandırdığı geç­mişin kimi acı, kimi tatlı vukuatı Ali amcayı duygulandırmış olmalı; zira bir anda gözpınarlarından süzü­len iki billur tanesi yüzünü yalayarak aksakallarının arasında kayboluyor. Sonra derin bir iç çekerek:) Bu ma­hallede çook sıkıntı çektik be oğlum çok… Bunlardan kurtulabilmek için kimlere yüzsuyu dökmedik ki… Biz­ler işte geldik işte gidiyoruz. Bakın dünün çocukları olan sizler de koca koca adamlar oldunuz. Bizlerin ya­nında aynı bahtsızlığı sizler de yaşa­dınız. İnşallah sizlerin çocukları biz­lerin çektiklerini çekmezler.

(Bu sözlerden sonra odayı de­rin bir sessizlik kaplıyor. Bu, benim mülâkata son vermemin de bir işare­ti. Nekahet dönemlerinde ihtiyarları daha fazla duygulandırmanın bir an­lamı yok. Yalnız, bunların anlatacak­ları o kadar değerli ki… En kısa za­manda tekrar görüşmek arzumu be­lirtip, sağlık temennilerimle ellerini öpüp vedalaşıyorum.)

NOT: Birkaç yıl önce yüz yüze gö­rüştüğüm Ali amca 2010 yılı haziranın­dan bu yana Musalla Mezarlığı sakinle­rindendir. Allah rahmet eylesin.