Etiket: Atilla Yaramış

Atilla Yaramış – Haramzade Irgat Dölü

Atilla Yaramış – Haramzade Irgat Dölü

verdiyse de kimse almadı şan şeref de güldü arkadan önden
Ağzından akan kanla suladılar barış güvercinini;
Güvercin de hani köpek dişleri var köpekten öte
O ırgatlardan bir ırgatı da daladı nev- beşer şahitliğinde
O ırgattan akan kanla yaptı şarabını yuhanna
İçirdi sonra,
Irgatların oğlu Mahmut’a
Mahmut da ırgat dölü tükürsün şan şeref
Hem ağzına da s..tı demem gerek bunu da
Irgatoğluydu o insanoğlu değil evvela
Evvela anasına da saydı atasına da
Anama da dedi babama da…
Ulan ey ana ey ata!
Nasıl kıydınız şarapçı yuhanna’ya?

Atilla Yaramış – Ülkemin Araplarına Dört Mevsim Bahar

Atilla Yaramış – Ülkemin Araplarına Dört Mevsim Bahar

Dünya tarihi açısından son yüzyılın en mühim olaylarından biri de şüphesiz şu “Arap Baharı” deni­len cereyandır. Bu cereyanın perde arkasını araştırmak ve dahi bu hu­susta keskin yorumlar yapmak si­yasetbilimcilerin işidir. İşin ne idü­ğü ve nicesi bir yana, neticesine bak­tığımızda, oynamaz denilen taşların yerinden oynadığını, esmez sanılan rüzgârların kasırga mahiyetine bü­ründüğünü pek aleni bir şekilde gör­mekteyiz.

Özetle Arap dünyası, büyük bir inkılâbı yaşamaktadır. Bakalım işin sonu, 1923’le başlayan Türk inkılâbıyla ne derece benzerlik gös­terecektir? Ömrümüz olursa, birkaç yıl gibi kısa bir zaman zarfı içerisin­de görürüz; her niyet ve amelin ken­dini apaçık bir şekilde ortaya çıkar­dığını. O vakit, kaygılarımız ve ümit­lerimiz kendilerini tatmin edecektir.

Ben bu yazıda, Mısır’dan, Suriye’den, Libya’dan bahsetmeye­ceğim. Ülkemin Arapları hakkında birkaç kelam edeceğim dilimin dön­düğünce.

Türkiye’deki Arap varlığı, çok da bilinen bir durum değildir. Oysa istatistikler, bir milyon civarında gösteriyor onların nüfusunu. Ciddi bir sayı bu.

Böyle büyük bir sayıya rağ­men, “Arap” sıfatının ön plana çık­mayışı, bizleri ayrı bir düşünceye sevk etmektedir.

Türkiye’deki diğer etnik un­surlar kadar (mesela Türkler, Kürt­ler, Çerkezler…) Arapların bu sıfat­larını öne sürmemelerinin pek çok sebebi vardır.

Bunların başında besbelli ki “devletle barışık olduklarını” ilan etme isteği gelmektedir. Ondandır Anayasa’daki “Türk” tanımından asla gocunduklarını sezemezsiniz. Hatta işi biraz daha ileri götürürsek, bir Türk kökenli Türk milliyetçisin­den çok daha keskin Türk milliyetçi­si Arap kökenli vatandaşlara rastla­mak mümkündür.

***

Peki, bu bir milyon Arap ner­dedir, ne yapar, ne eder?

En çok Hatay, Şanlıurfa, Mar­din ve Siirt’tedirler. Adana, Batman ve İstanbul sonra gelir.

Hatay-Adana bölgesinde yaşa­yan Araplar, lehçeleriyle, inançlarıy­la, yaşayışlarıyla diğerlerinden fark­lıdırlar. Mezkûr bölge Araplarında hâkim olan Alevi kültür, her hususta onlar üzerinde etkilidir.

Mardin, Siirt ve Urfa Arapla­rı, dışarıdan genel bir Güneydoğu Anadolu insanı profiline sahiplermiş gibi görünse de esasen nev’i şahsına münhasırdırlar.

Hz. Ömer döneminden itiba­ren bölgeye yerleşmeye başladıkları, kayıtlarda mevcuttur. Takriben 14 asırlık bir Anadolu yaşamı, onların, dilleri başta, birçok kültür unsurla­rını rahatça yaşatmalarına engel ol­mamıştır.

Dünyadaki bütün Araplar­la anlaşabilecekleri bir dilleri vardır. Bugün Mardinli bir Arap, Suriye’ye de Suudi Arabistan’a da Libya’ya da gitse çok rahat iletişim kurabilmek­tedir.

Güneydoğumuzdaki Araplar kendilerine has “şehir kültürü”nü yaşatmaktadırlar. Mesela eski Mardin’in sakinleri Süryanilerle bir­likte ekseriyetle Araplardır. Eski Si­irt ve eski Urfa’nın merkezleri de Arapların mukim olduğu yerlerdir. Diğer etnik unsurların oralardaki varlığı, son zamanların göçleri sonu­cudur.

Dikkat çeken bir husus da böl­ge Araplarının etrafa kıyasla daha lüks bir yaşam sürmeleridir. Evle­rinin yapısından tutun, giyindikle­ri kıyafete kadar bu farkı gözlemle­mek zor değildir. Bir örnekle konuyu bağlayayım: Mardin’in Midyat ilçe­si, kendi içerisinde ikiye ayrılır; Mid­yat ve Estel diye. Midyat bölümün­de büyük çoğunlukla Kürtler ve son­ra da Süryaniler mukimdir. Estel’de ise ekseriyetle Araplar. Midyat’ta köy kültürü öndedir. Ama Estel’e gittiğinizde başka bir yerde olduğunuzu his­sedersiniz. Daha şehirdir Estel. İnsanların kıyafetlerin­den bile başka kültürün yaşandığı bir yerde olduğunu­zu anlarsınız.

***

Herkesçe dendiği gibi dünya Arapları bir bahar mı yaşıyor, yukarıda da izah ettiğim gibi, onu bilemem. An­cak ülkemin Araplarının hallerinden çok da şikâyetçi ol­madığı aşikâr…

Ondandır başlığı böyle koydum: Ülkemin Arapla­rına Dört Mevsim Bahar

Atilla Yaramış – İnce Ayar

Atilla Yaramış – İnce Ayar

İçimde yetiştirdiğim gürbüz bir ağaçtı hayat
Ayrılık sindi surete… Heyhat!
Kızım kamaştırdı yüzünü onu öperken
Ezildim her kim ne dediyse
Her kim neye cür’et etmişse

(kimsenin uzatacak eli yok
tuz dahi yok merhem niyetine…)

Yakışmadı bol durdu üzerime
Hüzünden kesilen bütün urbalar
Kolay mı çıkarıp asmak bir yere
Ezildim üzerime konan tozdan
Ezildim alnıma yapışan yaftadan

(şairlerin Tanrı’ya ulaşan sözleriydi
Belli ki beni Tanrı’dan ayırmayan)

Ezildim karım ağlar kalırken kapıda
Dik ve hür ağlayabiliyordu oysa
Oysa ben ne hürüm artık ne ağlamakta özgür

Utancı yaşıyorum ne kötü
Ne kötü ömür sunmak çalınması için
Onurunu bırakmak geriye
Bir de giyinmek bol ve çirkin ve tozlu

Bir de ezilmek her kim ne demişse…