Etiket: Bilinç

Osman Özbahçe – Deney İşe Yarayacak Mı?

Osman Özbahçe – Deney İşe Yarayacak Mı?

Deney işe yarayacak mı? Gerçek sadece bir algı meselesi mi? Şiiri tarihte, sosyal hayatta, insandan insana, bir hayattan başka bir hayatta, ruhun ve duyguların içinde, sosyolojide, psikolojide, siyasette gezdirdiğimiz gibi bilimde de gezdirebilir miyiz? Yapay zekâ, geçici ölüm, belirsiz, tanımlanamayan cisimler, animasyon, simülasyon, sibernetik, nanoteknoloji gibi kelimeler, otomatik sistemler, elektrik teknolojisi, insandan bağımsız bir beyin hâline gelen sistemler, makineler, teleportasyon deyince evet, tayy-i mekân deyince hayır diyen kafalar şiire yeni dünyalar getirebilecek mi? Yeni dünyalar ne demek? Uzay teknolojisi, bilgisayar teknolojisi, ulaşım, iletişim teknolojisi, her alanın tanım gücünü ele geçiren teknoloji teknolojisine nasıl yaklaşacağız? Yoksa şiirin vücuda getirdiği dünya hepten bir halüsinasyon mu? Şiirde sanal, yani kafada olup biten, zihnen mümkün bir dünya kurmak hayat korkusuyla açıklanabilir mi? Sadece bu mu? Hayat korkusunu gerçekle sanalı yer değiştirerek yenebilir misin? Kurguyla imge, sanalla gerçek arasında bir bağ kurulabilir, hareket noktaları elde edilebilir mi?

Deney işe yarayacak mı? Genetik melez şiir doğuracak mı? Proton da neyin nesi? Şiire nasıl girecek, girmesi gerekli mi? Deneyin kurbanlarını ne yapacağız? Yenilikçiler, Türk şiirinin yolunu açan öncüler arasına mı yazacağız, başaramayan yeteneksizler arasına mı? Tehlikeli genetik? Deney şiiri, şiiri sadece bir metin olayına indirgeme çabası değil mi?

Bir şiire başlarken bilincimizi gevşetmek mi lâzım, iyice yoğunlaştırmak mı? Aynı anda ikisi birden mi? Neden şiir söz konusu olunca başta bilinç ve dil olmak üzere bir aşmak durumu devreye giriyor? Neden şiir söz konusu olunca işi getirip dilin sınırlarına yığıyoruz? Dille çalışan, işleyen bir mekanizmanın dili, yani kendisini aşmasını istiyoruz? İnsan olmaktan çıkabilir misin? Sınır bilim en nihayeti bir palavra, bir falcılık değil mi? Öyleyse niçin dilin sınırlarından, sınır dilden söz edebiliyoruz? Dilin sınırı insanın başlangıcı mıdır? Sınır söz konusu oldukça aşılamayacak bir sınırdan söz edilebilir mi? Sınır nedir sınıra varan için? İmge, sınırında durduğumuz, dalmak istediğimiz bölgeden gelen orijinal sinyal; normal dışı, kural dışı yollardan elde ettiğimiz bir bilgi değil mi? Öyleyse imge söz konusu oldukça dilin sınırı nedir?

Herkes şiir söz konusu oldukça alternatif dünyalardan, alternatif gerçeklerden söz etmeye bayılır da niçin paralel evrenlerden söz açmaz? Paralel evrene sahip olmayan bir şiir mümkün müdür? Bir şiirden doğmayan bir şiir mümkün müdür? Neden şairler alternatif gerçeklik, alternatif versiyon, bu dünyaya alternatif bir dünya hayalinin içinde yaşar? Bu dünya neyinize yetmiyor? Niçin yetmiyor? Niçin bu husus hiçbirinin şiirinden çıkmaz? Alternatif gerçek, paralel evren dedikçe niçin metafizik kelimesi âdeta bir kutsallık kazanır? Neden bu kelimeyi Türk milletinin üzerine çöken tek parti döneminin katı materyalizmine karşı üretilmiş dönemsel bir cevap olarak algılamıyoruz da bu cevabı dondurarak bugünlere taşıyoruz? Bu kelimeye yüklediğimiz anlamları yaşanan hayata nazaran anakronikleştirdiğimizi niçin göremiyoruz? Metafiziğe niçin diğer gerçekten görüntüler elde etmek şeklinde şiirin içinden bir cevap üretmiyoruz? Metafizik kelimesinin bugün, yani bugün yaşanan hayat söz konusu olduğunda bizleri bilinçaltında bir uzlete ittiğini, modernizmle gelen bireysellik içinde üretilmiş biricikliklerimiz üzerinden bizleri münzevi krallıklara mecbur tuttuğunu neden göremiyoruz? Münzevi krallıklar karşı çıktığımız şirk düzeninin en çok itibar ettiği krallıklar değil mi? Metafizik şiir asimetrik şiirdir diyerek kestirip atmak bile bizi sistemli bilgiler, yapılar karşısında daha güçlü kılmaz mıydı?

Her şiirin temelinde, o şiirin etrafında döndüğü bir zihnî faaliyet vardır; o şiiri, yani şairi yönlendiren bu faaliyettir; öyleyse o şiir içinde bu büyük, bu temel faaliyeti baskılayan, yabancılaştıran unsurları zihnimizden nasıl temizleyeceğiz? Bilincimizi başka bilinçlerle nasıl buluşturacağız? Ortak bilinç nedir? Paylaşılmış, paylaşılan bilinç nedir? Her şiir orijinal bir bilinç getirecekse başka şiirlere nasıl açılacak? Nasıl beslenecek? Neye yol açabilecek? Başka bilinçleri hesaba katmak çoklu evren anlamına mı gelecek? Çoklu evrenin sunacağı demokrasi, getireceği kozmopolitizm içinde geberip gitmekle kendimi nasıl izah edebileceğim?

Dikkatle bakın, şairler şiirlerinde parçalandıkça parçalanmıyor mu? Sürekli tanımlanamayanın peşinden, böylece elde edebileceklerini zannettikleri bir yeniliğin peşinden koşmuyorlar mı? Sürekli parçalanmak bütünü ve bütünlük fikrini bozmak değil mi? Bizi çoklu ortama getiren bölünmüş parçalar mı, tanımlanamayanı esas almak mı, yoksa yekpare bütüne uygun olmadığımızı, bu bütünlük tarafından kabul edilmeyeceğimizi bilmek mi? Artık tanımlanamayan en küçük parçaya ulaştığımızda kendimizi niçin mutlu hissedeceğiz? Niçin?

Atomların normal düzeni, yani normal kelimeler, canlılar, bitkiler; işte bildiğimiz dil düzeni, gramer yapısı madem, öyleyse genetiğe niçin bozuluyorsun? Çünkü şiiri genetik yapmaya, kelime yapmaya, icat etmeye, buluş yapmaya, deney yapmaya, yenilik yapmaya ayarlıyorsun? Atomlar tekrar dağılıyor ve yeni bir mantıkla düzenlendiklerinde ortaya çıkan

Hayat bir yolculuksa eğer, önce emekleyerek, ardından küçük adımlarla katetmeye çalıştığımız , kimi zaman yorgun düşüp yavaşladığımız, zaman zaman da koşarak tamamlamaya çalıştığımız bu yolda doğru işaretleri takip etmek gerekir , tünelin sonundaki ışıksa aradığımız.
Bu işaretleri aramak da meşgalelerimizden biriyse ve hatta asıl amaçsa hayatın koşuşturması arasında, yaşamımızı yönlendirecek okları ve yol levhalarını kimi zaman bir düşde, kimi zaman bir pir-i faninin yüzünde, kimi zaman masum bir çocuğun gülümsemesinde, kimi zaman satırlar arasında buluveririz.

Tüm kitapları tek bir kitabı anlamak için okuma niyeti ile yürürken karşıma çıkan kitabın sayfalarını karıştırdığımda “Namazda Kur’an’dan başka bir metin okumaya izin olsaydı Hikem okunurdu.” cümlesi ile yapılan girizgah oldukça iddialı ve bir o kadar da merakımı celbedici oldu.
Satırlar ilerledikçe hayata ve O’na teslim olunmuş bir yaşama dair sadece işaretlerin olmadığını gördüm. Virajlarındaki eğimleri milimetrik hesaplanmış, buzlanma yapabilecek yerleri asfalt altı ısıtma sistemleri ile döşenmiş, muntazam ışıklandırılmış ama dikkati dağıtmadan, rehavete sürüklemeden, bir sonraki dönemeç için pür dikkat kesilmemi sağlayan, elhasılı tüm teknik detayları düşünülmüş, zaman zaman nasıl bir sona gidiyorum desem de asla ayrılmak istemeyeceğim muhteşem manzaralı bir otobanda buldum kendimi.
“Zamanın her yeniyi eskittiği bir vakitte kalıcı olan şiire
yeni diyorsun çünkü? Bunun için mi şiirde iki kafalı adamlar normal geliyor?

Atomların düzeni değiştikçe, cümle düzeni değiştikçe ortaya çıkan anlamın bizi koparmasını istediğin dünya, anlam nedir? Bilim bize bir nesne aynı anda iki yerde olmaz diyorsa biz ölünce atomlarımız nereye gidiyor?
Kelime türetmesine türet de türettiğin kelimeler gerçek kelimeler midir? Sözlüklerde, zihinlerde, hayatlarda ve insanlarda bir karşılıkları var mıdır? Yoksa asıl konuşmak istediğin kimdir, nedir? Sonra kimse anlamadan, kimseye duyurmadan konuşmak istiyorsan niçin şiir yazıyorsun? Ortak bilinçte bir anlamı var mı yaptığın konuşmanın? Günlük konuşmaların tuttuğu kelimeler arasına girebiliyor mu türettiğin kelimeler?

Bilinçaltını temizliyorsun; baskı altındaki hatıralarını, görüntüleri bilinç yüzeyine çıkararak bilincini temizliyorsun; fakat şiirin karakteri, doğası, yasası, yapısı buna müsait mi? En büyük karıştırıcı şiirin kendisi olmasın? Sanat kimi iyileştirebilmiş de sana bir ilâç sunacak? Tam tersine şiir seni bulduğu gibi tutmaya yaramıyor mu? Geçimi bundan değil mi? İnsan geçimini yok eder mi?

Onu bilmem: Her şiirde ortaya çıkmayı bekleyen bir madde vardır: Bu madde o şiirden yayılacak enerjidir: Parçalara bölünmek, romantizmden bugünlere kadar bilinemeyen, tanımlanamayan peşinde koşmak, parçalara bölündükçe bölünmek, tanım uğruna uç bölgelerde, sınırlarda dolaşmak, sınırın ötesinden gelecek sinyallere kulak vermek, umut bağlamak bu enerjinin ortaya çıkmasını sağlayan itici güç müdür, yoksa bu enerjiyi sönümlendiren, gerçekte bizi bir ataletin içinde tutan uyuşturucu esrar mıdır? Sorudan emin değilim; fakat şiirimizde ortaya çıkmasını istediğimiz bir madde, bir yaratık, bir enerji yoksa, bunu bekleyen, isteyen bir hayat, bir insan yoksa niçin şiir yazarız?

Sıkıldım. Son günlerde bir türlü şiire dönüştüremediğim bir görüntüden kurtarmaya çalışıyorum kendimi. Bu yazıyı da bu görüntüden kurtulmak için yazmaya başladım. Görüntü, gözlerinden inen kanlı yaşlar cümlesiyle başlıyor. Gözlerinden inen kanlı yaşlar, bir kaplanın gözlerinden inen siyah çizgilere dönüşüyor eş zamanlı olarak kaplanın yüzündeki, vücudundaki siyah ve sarı çizgilere dönüşüyor. Birbirinden bağımsız bu üç resim, üç durum, üç değil mi, sayalım: Bir, gözlerinden inen kanlı yaşlar, iki kaplan, üç çizgilerin buluşmasıyla ortaya çıkan yeni resim, yeni durum dördüncü resimde sıfırdan tek resme, tek duruma dönüşüyor. Bu değişim hızını yakalayamıyorum. Peş peşe şimşek patlatamıyorum. Gözyaşlarıyla bu çizgileri iç içe geçiremiyorum: Birbirlerine kaynaştıramıyorum. Aradaki duraksama benim şiirime yakışmıyor. Benim konuşma tarzıma yakışmıyor. Bendeki değil, cümledeki gözyaşları kaplanın çizgileriyle kaynaştıkça ortaya çıkan özne ağır ağır koşmaya başlıyor. Şiiri bu özne yazar, ben değil. Onun koşması, konuşmasıdır artık şiir. Bana bu koşuyla gelen sevinç bulutunun içinde, o koştukça ortaya çıkan akışın içinde yıkmak, yıkmak, yıkmak düşer sadece. Kaplan koştukça üreyen hızın içinde akıyorsun tarihin, etrafındaki hayatın, hızla dokunup geçtiğin insanların içinde akıyorsun, akıyorsun, akıyorsun… Bu akışın içinde hatıra dediğin de nedir ki. Her şey senin hatıran. Herkes sensin ama hiçbiri sen değil. Bu fark genellikle gözden kaçar; oysa çok mühimdir: Hiçbiri sen değil. Hepsi sensin; ama hiçbiri sen değil. Ve bu akış senin, sadece senin, hiç kimse tarafından tekrarlanamayan senin akışın. Hızına, akışına yetişemeyenler sende eski dünyanın bütünlüğünü boşuna arayıp dursunlar…