Etiket: Bizim Şarkımız

Abdullah Kasay – Bizim Şarkımız

Abdullah Kasay – Bizim Şarkımız

Necip Fazıl Kısakürek’i vefatının 30. yılında anma etkinlikleri kapsamında hazırlanan eserlerden biri de Bizim Şarkımız (Necip Fazıl Nefesi) isimli kitaptı. Öğrenciler için hazırlanan dört eserden biri olan kitapta, gençlerin Üstad ile kuracakları gönül birliğinin köprüsü, İbrahim Demirci’nin kalemi ile inşa ediliyor. İbrahim Demirci bu çalışmasında Necip Fazıl’a büyük bir vefa örneği gösterirken; edebiyat anlayışı gereği de toplumsal bir tavır, duruş ve eylem gerçekleştiriyor.

Bizim Şarkımız bir solukta okunmasına karşın; yoğunluğu açısından tekrar tekrar üzerinde durulması gereken bir kitap. Son zamanlarda edebiyatın tüm şubelerinde yaşanan dil, tutum ve anlatım çıkmazlarına karşın; Necip Fazıl’ı anlamak ve anlatmak adına ortaya konulan bu eser, nitelik tanımı için de önemli…

Necip Fazıl şiirinin kendinden çıkan, bir müddet dışarda soluklanarak tekrar kendine yönelen, bir ben dilinin şiiri olduğunu biliyoruz. Bu ben dilinin tanımını yaparak sözlerine başlayan İbrahim Demirci; bunun egodan farklı bir ben olduğunu hatırlatıyor. Bu dilin nasıl kurulduğunun anlatıldığı ilk bölümde, şairin gençlik yıllarındaki ses örneklerini görüyoruz. Bu seslerin içinde şehirde bunalmış bir adam karşılıyor bizi. Çığlık atan, korkan, ağlayan; çan sesini ayak sesine karıştıran bir şairin buhranlarına tanık oluyoruz. İlerleyen yıllarda ise o şairin, insanı doğadan ve Tanrı’dan uzaklaştıran modern şehirlerden kaçtığını; geometrinin, makinenin ve gürültünün tutsaklığına karşı, özgürlüğü dağlarda aradığını görüyoruz. Tam da bu noktada 1931 yılında kaleme alınan “Dağlarda Şarkı Söyle” şiirini örnek veren İbrahim Demirci, şairin sanat istikametindeki seyrine mim koyuyor. Necip Fazıl’ın dağlara böylesi yönelişini; kendi bohemliğini, mürit ve derviş ruhuyla hiç kavga ettirmeden birleştirmesinin ustalığı olarak tanımlıyor. Bununla ilgili olarak: “Şairin ‘azatlık ufku’nda rastlandığını belirttiği dağlar, bir çeşit semboldür; insanı doğadan, toplumdan ve belki kendisinden bile kurtulup özgürleşerek, metafizik ile buluşmasına yardımcı olan, yücelerle, yücelikle, yücelişle temasını ve alışverişini kolaylaştıran bir geçit, bir sığınak, bir eşik, bir yol ağzı” diyor. Necip Fazıl’ın hayattan kaçış için dağ ile münasebet kurmasını; metafizik bir eşikte durması olarak yorumlayan Demirci, bunun izlerinin daha erken yıllarda da görüldüğünü aktarıyor. Şairin 1926 yılında yazdığı “Yunus Emre” şiirini örnek verirken Yunus Emre ile Necip Fazıl arasındaki kuvvetle bağa da vurgu yapıyor. Bunu: “Sakarya nehri kıyısında gezen Yunus Emre’nin şiirleriyle, Sakarya’nın kardeşleri olan cömert Nil ve Yeşil Tuna’ya kadar uzanan Osmanlı fetihlerini gerçekleştiren ve ‘ardına çil çil kubbeler serpen ordu’ arasında çok derin ve kopmaz bağlar vardır. Necip Fazıl Kısakürek, bu bağları görmüş ve hem eserlerine hem hayatına bütün boyutları ile yansıtmaya çalışmıştır” sözleri ile aktarıyor. Kitabın bu bölümünde Necip Fazıl şiirindeki ses-nefes örneklerini okurken; egodan sıyrılamamış bir dille yazılan niteliksiz ürünleri anımsadım. Sanırım günümüz şiirinin ya da diğer edebiyat ürünlerinin içeriksel yoksunluğunun nedeni; sıkıntı ya da mutluluğu dışa dönük bir alanda aramaya kalkması, bir çeşit ben dilini kendi ruhundan koparmasıdır. Bunu; edebi mecradaki damar tıkanıklığını açacak metafizik bir soluğun olmaması olarak da değerlendirebiliriz. Kitabın nitelik tanımı için önemli bir çalışma olduğunu söylemiştim. Necip Fazıl’ın edebi niteliğini bu yönelişlerin belirlediğini gördükten sonra günümüz edebiyatı için gereken soluğun da ancak kendini içte arayan bir yolculukla mümkün olabileceğini söylemeden geçemeyeceğim.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde “Şair” Necip Fazıl’dan ayrı olarak; bir aksiyon adamı, iyi bir hatip, tarihle bağları kuvvetli bir şahsiyet portresi çiziyor İbrahim Demirci. Necip Fazıl’ın Batılılaşmaya, Batıcılığa, Batı uygarlığına karşı olmasına rağmen, batıyı bütünüyle önemsiz ve değersiz bulduğu anlamına gelmediğinin de altını çizen yazar; Özlediğimiz Neslin Vasıfları isimli konferanstan örnekler veriyor. Bu konferansta Napolyon’un gözü karalığına dem vuran Üstad’ın: “Bizim gençliğimiz mutlaka gözü kara olacak; ama hesaplı gözü karalık, delice değil…” sözlerine yer veren Demirci burada gençler için bir örneklem ortaya koyuyor. Tabi İbrahim Demirci burada aslında sanatçılara da mesaj veriyor. Günümüz sanatçısının Batı eksenli sanat algısı oluşturduğu ve bu doğrultuda ürünler ortaya koyduğu bu dönemde; özü, çevresi, kültürü itibarıyla İslâm’ın varlığından tamamen kopmaması noktasında, bu örneği iyi okumak gerekiyor.

Kitabın Necip Fazıl portresi çizmeye devam ettiği bir başka bölümde yine onun yaşadığı dönemin izleri karşılıyor bizi. Tarihi bağlarından koparılmış bir medeniyetin tanıklığını yapan Necip Fazıl’ın çeşitli gerekçelerle üretilen saptırmaları bertaraf etme çabalarını görüyoruz. Elbette çoğumuz, medeniyetlerin tıpkı insanlar gibi kimlik problemi ile karşılaştığına şahit olmuştur. İnsanın medeniyet inşa edici rolü, bu kimlik buhranının medeniyette de teşekkül edişine kumaş biçmiştir çoğu zaman. İşte bununla ilgili İbrahim Demirci; Necip Fazıl’ın dünyanın ve maddi olanın künhüne inilmeyecek kadar yüzeysel olduğunun farkına varışını aktarıyor. Para ve mülkiyet cinsinden sahip olduğu her şeyi, onu hükümsüz kılarcasına oyunlaştırdığını söylüyor. Aslında burada Necip Fazıl portresi ile İbrahim Demirci portresini de bir arada değerlendirmek gerekiyor. Necip Fazıl tüm edebi eserlerinde bir şey öğretmekten ziyade kendi yaşantısının izdüşümlerini ortaya koymuştur. Bu noktada İbrahim Demirci şahsiyetini de bu minval üzerine değerlendirmek doğru olacaktır. İbrahim Demirci’nin bu çalışmasında Necip Fazıl’a büyük bir vefa örneği gösterirken; edebiyat anlayışı gereği de toplumsal bir tavır, duruş ve eylem gerçekleştirdiğini söylerken aslında tam olarak bunu kastetmiştim.

Şiirin iç yapısıyla dış yapısı arasında bir uyum bulunması gerektiği düşüncesinden hareket eden Necip Fazıl Kısakürek, aslında bunu sadece şiiri ile sınırlı tutmamıştır. Tüm edebi yaşantısında bu uyum üzerine bir varlık ortaya koymuştur. Kitapta bununla ilgili olarak onun şiirinin hafızaya kolay raptolunan yönünün iç bütünlüğe uygun bir dış dizayn ile mümkün olduğunu okuyoruz. Bu dış dizayn aynı zamanda tüm edebi ürünlerini kapsamış, ruhundan, hissiyatından ve düşüncelerinden ipuçları sunmuştur. İbrahim Demirci, Necip Fazıl’ın şairliğindeki tamamlanışın, mütefekkirliğine olan etkisini vurguluyor. Mustafa Miyasoğlu’nun da dediği gibi “Biri olmadan diğerini anlamak veya yorumlamak kabil değildir: Şiir ve fikir öylesine birbiriyle iç içedir Necip Fazıl’da”. Denilebilir ki Necip Fazıl Nefesi şiir söylerken, fikri çağıldamaları Bizim Şarkımızı seslendiriyor. Aslında İbrahim Demirci kitabın ismini böyle koyarken, şahsiyeti üzerinden tabiri caizse bir Necip Fazıl diskografisi ortaya koymuş. Çünkü Necip Fazıl’ın kavramlarla yazdığı şiirleri; fikirlerinin, oyunlarının, düzyazılarının semantik fonksiyonunu yerine getirirler. İbrahim Demirci’nin okuyucu da bu yargıyı oluşturmak adına titiz bir çalışma sergilediğini burada özellikle vurgulamam gerekiyor.

Bir ömre olabildiğince çok şey sığdırmaya çalışan, velûd bir yazardır Necip Fazıl Kısakürek. Bir çok mecrada bir çok fikri dile getirmiş, çağrıda bulunmuştur. Kitabın son bölümlerinde yine Necip Fazıl’ın “Erken Gel” şiirindeki çağrı ile karşılaşıyoruz:

“Ey genç adam, yolumu adım adım bilirsin!
Erken gel, beni evde bulamayabilirsin!”

İbrahim Demirci bu şiiri bize hatırlattıktan sonra şunları söylüyor: “Şiirin kaleme alındığı 1975 yılının gençleri arasında bu çağrıyı işitenler, bu çağrıya uyanlar oldu mu, bilmiyorum. Ama 2013 yılının gençleri, onun yolunu adım adım bilmek ve evine değilse de, eserine ulaşarak onunla tanışmak, onunla gönüldaş olmak imkân ve fırsatına sahip bulunuyorlar. Bu imkânı değerlendirmek, bu fırsatı kaçırmamak gerekiyor”.

İbrahim Demirci’nin bu çağrısına kulak vermek gerektiğini anımsattıktan sonra; Necip Fazıl’ı vefatının 30. yılında anma etkinlikleri kapsamında ilköğretim öğrencileri için Vural Kaya’nın Necipcik, ortaöğretim öğrencileri için Mehmet Harmancı’nın Amcamız Necip Fazıl ve üniversite öğrencileri için Duran Boz’un Büyük Doğu’nun Ruhu isimli kitapları hazırladığını ekleyim. Necip Fazıl’ı anlamak ve anlatmak adına özveri ile hazırlanan bu eserlerin hepimize faydalı olması dileğiyle. İyi okumalar.