Etiket: Duruş

Ahmet Köseoğlu – Bir Duruşu Var

Ahmet Köseoğlu – Bir Duruşu Var

Biraz abartılı, mizahi bir giriş olacak ama molla Google yanıltabilir sizi, ancak İbrahim Abi yanıltmaz diyebilirim. 20 yıldır tanıyorum İbrahim Abiyi. İlk tanışmamızdan bu yana her an bilgiye açlığını susuzluğunu gidermek için yitiğine (bilgi) inen,tevazusuyla da yükselen bir bilge. Bizim için İbrahim Demirci, kültür camiasının İbrahim Abisi. Bütün abilere neden abi deniyorsa ona da onun için abi diyorum. Hatta onda daha fazlası da var. İbrahim Abi kendisinde olan bilgiyi etrafındakilerle içtenlikle paylaşır. Talep ettiğiniz Mümin’in yitik malı olan bilgiyi öyle bir üslupta zerk eder ki, size sadece dinlemek ve istifade etmek kalır. Zerk ettiğini hissettirmez ve bunu da başkasına verdim diye övünç kaynağı olarak görmez.

Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Konya Şubesi’nin şirin mütevazı evinin ve müdavimlerinin de hem abisi hem hizmetkarı olduğunu setretse de bilenler bilir ki o hizmetkârdır, rehberdir, abidir. İbrahim Abi,muhatabı kim olursa olsun karşısındakine kıymet verir. Muhatabını yanıltmaz, olabildiğince yönlendirir ve bilgilendirir. Bilgi birikiminin kendisine ait olmadığını başkalarıyla paylaşarak gösterir. Bu yönüyle kimseyi yormaz, kolay ve net bir adamdır. Mutedil, mütedeyyin, çalışkan, sabırlı bir abi olarak tanıyorum, biliyorum, her an ve elan bunu hissediyorum. Ferasetiyle takdire şayan bir kişidir.

İbrahim Abinin Meram Fen Lisesi’nde çalıştığı yıllarda ikiz kızlarım Feyza ve Zeynep de orada okudular. Ara ara kızlarıma İbrahim Abi’yi sorardım. Onlar da birbirlerine bakarak mütebessim bir eda ile, “Demirci Hoca sürekli kitap okuyor; bahçede, koridorda elinde kitap; bir gün merdivenlerden düşecek diye endişeleniyoruz. Okulda sessiz, sürekli kitapla ilgilenen sureta görünen ders dışında sadece kitaplarıyla konuşan bir adam görüntüsü çiziyor, saçlarının görünüşü de bunlarla birleşince öğrenciler kendi aralarında ondan “Einstein” diye bahsetmeye başladılar. Çok kez birileriyle konuştuğu esnada kullanılan kelimelerin ekini, kökünü, fonetiğini incelediğine şahit olduk, hatta kendi söylediklerini bile inceliyor, bu işi de sesli bir şekilde yapıyor. Bir keresinde kızına yazdığı bir mesajı bize okuyup, ‘Pek mi lazım demek yerine pek mi gerek dedim, iyi mi oldu, su götürür.’ diye kendi söylediğini değerlendirmişti. Bu halleri ile okuldaki öğretmen profillerinden oldukça farklı biri o.” Bunları biri söyler diğeri de tasdiklerdi.

Hayata farklı yönlerden bakmayı bilen kişidir kendisi. Hep olumlu yanları görür baktığı şeyin. Takıntısı, egosu yoktur. Konya pilavını (geleneksel düğün yemeği) çok sevmesi, “Vatanı sevmek imandandır.” çerçevesi dâhilinde şehre olan muhabbetinin göstergelerinden biridir. 1990’lı yıllarda bir Konya dergisi için “Bisiklet şehrinde at rüyası görmek” isimli yazısında bisikletin önemini zikreder; zaten kendisinin de bisikleti çok kullandığını ve TYB’ye bisikletle geldiğini hatırlıyorum.

TYB’ye başkanlık (baş hizmetçilik) yaptığım dönemde birlikte çok vakit geçirdiğimizden birçok ortak anımız var. Şimdi bir tanesi zihnimde tazelendi onu anlatayım. İbrahim Abi ve Prof. Dr. Sami Güçlü Bey ile ilgili hoş bir anı. Aslında Sami Bey’le doğrudan ilgisi de yok anının. Kasım 2002 seçimlerinden bir ay önceydi, İbrahim Abinin çok geciken, uzayan doktorasını yeniden bitirme telaşına girdiği günlerdi. Tezini verdiği veya bitirme aşamasında olduğu bir dönemdi. İbrahim Abi, yılbaşında belirlenen Yazarlar Birliğinin seri bahçe programında Ahmet Haşim’i anlatacaktı. Programın ismi de “Ahmet Haşim’in Avrupa seyahati üzerine izlenimleri” idi. AK Parti Konya Milletvekili ve sonradan Tarım Bakanı olan Sami Güçlü Bey o dönem AK Parti’nin ikinci sıra vekil adayıydı. Sami Güçlü Bey’in adına TYB’ye bir telefon geldi. Milletvekili adayımız Sami Güçlü, bu hafta sonu yapılacak olan programınıza katılacak diye bilgi geldi. (Bu arada telefon gelmez, edilir, bilgi gelmez, ulaşır…Bakalım İbrahim Abi bu kullanımlara ne diyecek?) Biz de herkese buyur dediğimiz gibi arayana da aynısını dedik.

Program günü geldi, programa dakikalar kaldı. Şirin bahçede İbrahim Abi ön sırada oturuyor. Ben de hemen yakınındayım. Elliye yakın TYB muhibbanı hazır bulunuyordu. Sami Bey, yanında bahçenin ve müdavimlerinin çok alışık olmadığı görüntüde ince uzun boylu, saçları briyantinli, koyu takım elbiseli, kravatının rengi ile dikkat çeken biri genç diğeri ondan biraz daha yaşlıca iki kişi ile bahçenin kapısından girdi. Biz de bütün misafirlere davrandığımız şekliyle buyur ettik. Sami Bey programın başlamasına yakın bir anda bir ihtiyaç için kısa süreliğine müsaade istedi ve bir odaya geçti. O iki kişi programın yapılacağı bahçeye gelip konukları karşı cepheden görecek şekilde ayakta durdular. Birkaç dakika sonra genç olan, öndeki birkaç kişinin duyacağı şekilde, programın hazır olması ve Sami Bey’in hazır olan programa dâhil olması için bir girişimde bulunarak panikle “Program hemen başlıyor değil mi, Ahmet Haşim de burada mı, hani geldi mi, sayın vekil adayımızın başka programları da var bekletmeyelim” dedi. Ön taraftaki sekiz on kişide şaşırmışlıkla beraber bir gülüşme koptu, sesler yükseldi. İbrahim Abi ile göz göze geldik. Genç kardeşimize dedim ki “Maalesef Ahmet Haşim Bey gelemedi, mazereti var. Talebesi İbrahim Demirci’yi gönderdi.”

“Olur mu ama biz Sami Güçlü Bey’ i programa getirdik bize niye bildirmediniz” diye çıkıştı. Ben de gencin daha fazla sıkıntıya düşmemesi için koluna girip, kapıya yürürken , Ahmet Haşim’in Eyüp mezarlığında daimi istirahatte olduğunu belirttim ve genci aydınlattım. Programın başından sonuna kadar, hatta Sami Güçlü Bey’i uğurlarken bile o genci bir daha görmedik. Belki Haşim’in Avrupa seyahatine dair zihnimizde bir şey kalmadı ama bu hatıramız dipdiri bir şekilde duruyor.

Bu şehrin çınarları, mahalleleri, sokakları, simitçisi, tatlıcısı, kitapçısı, kırtasiyecisi hepsi seni çağırır sen onlara uymaz mısın İbrahim Abi.

Son olarak İbrahim Abi ile ilgili dilek, temenni ve hatta dua makamında derim ki, İbrahim Abi Konya’mıza çabuk dönesin İnşallah.