Etiket: Garson

Salim Nacar – Garson Ne Kadar Küstahsa Yemek O Kadar İyidir

Salim Nacar – Garson Ne Kadar Küstahsa Yemek O Kadar İyidir

/masanın üzerinde bütün soyluluğuyla parlıyordu güneş
pencere kenarındaydık
bütün pencere kenarında olanların haklı erkenciliğiyle
denizin bu kadar karanlık oluşuna şaşmamız arasında mutlak bir ilgi vardı./

günler sonrası hak eden ilgi – hakikat müşterek bir sanattır
kalbi örselenmiş bir arkadaştan bahsederken sesimle cılız
astım krizlerine kuşkuyla yaklaşan sonbahar skalası
yüzüm sonuncu, koridorda bir, güneşle yaralandınız

[ ve gözden kaçan iyiklerin tanrısıyken tabiat
olay yerine kuş bakışı bir akıştan mütedeyyin
orta sınıfların buluştuğu mekanların orta halli yazgısı ]

sen rüzgarla ilgilen ben sözümü tutarım
seni yastıkların en olmazından sildiren sihri
anlamak için dünyanın altını çizen
avuçlarımda gizli işaretler var;
ama sen bana fallar açmayıver de bir
nasılsa şu tenhada göğsümü açtığım yağmura
güvenebilmek de dayanılır bir çözüm değildir.

üç gün sonra aynı masada, yine güneş, sen ve ben
ah bana ırmaklar taşsın, benim de bir çocuğum olusar
bulusar beni de ah ikinci sınıfların özrüne sığındıkça sen
ilkokul yetmezliğinden kalbin duvarını çürüten hasar
büyüsün melekler taşındıkça gözevlerinden.

çünkü garsonun tanıdık çıkmasındaki kibir
büyütmesin masaya olan ilgisini
hiç oralı olunmayacaksa da
haklıdır incinen gururu konusunda
masayı boydan boya tanımlayan kir.

-demek ki denemek gerek bu gerçeği
bu gerçek, tutumlu, iyi, hoş, hesap ödetmesini seviyor
arada dağılıyor ilgisi, yüzüne özel o keskiyle
sonra birden toparlanıyor denizi görmek için
masadan kibarca izin istiyor –majyajını tazeleyecek-
kampanyalara, taksitlere, çocuklara olan ilgisini
haklı çıkarıyor böylece.-

benim durumum hiçiçaçıcı değil, görüyorsun.
iki namaz arası, yeniden menüye dönüyorum
önce sıcaklar bastırıyor, masada bir cehennem
sonra tezyin sanatından taşan, duvarların öfkesi
yılların eskitemediği acıyla, içiçe geçmiş gibi
gecikiyor yemek, gözlerin de gecikiyor.

şiir geldi kibre dayandı, sen geldin dilime
ben buna nasıl dayanayım, ya ben buna nasıl
yazları dudaklarından taşan iyilik
gelip buldurmasın bana mevsimlerin çekilişini
çoluk çocuk olursarımız gelir seninle
yeniden bir masa ayırtırız, kalabalık dağılısar
sen günleri bir sıraya koyar, ben genişletirim
harflerin dizilişindeki geometriyi.

ama hepsinden önce hesabı görebilir miyim?