Etiket: Gazze

Tuba Ayan – Taş Ve Bayram

Tuba Ayan – Taş Ve Bayram

YER: TÜRKİYE

Anadolu’da bir şehrin köhne mahallesi…

Ilık bir sonbahar günü ve kurban arifesi… Birbi­ri ardınca sıralanmış kerpiç evlerin arasında, tozun top­rağın içine bulanmış, yerlerde yuvarlanarak bilye oynu­yoruz. Arkadaşlarım kendilerini oyuna o kadar kaptır­mışlar ki bir an durup öylece onları seyrediyorum. Biri var ki, gözlerini kocaman açmış, bütün dikkatini topla­yarak; bilyeyi elinden hırsla fırlatıyor, bilye yuvarlanıyor, hızla yuvarlanıyor. Dedemin sesini duyuyorum o ara. Beni arıyormuş. Seviniyorum. Koşup eline yapışıyorum.

– Nereye gidiyoruz dedeciğim?

Uzaklara bakışlarını dikmiş, sanki uzun zaman­dır görmediği birini görecekmiş gibi:

-Bakalım nereye gideceğiz, gidelim görelim…

Böyle diyordu ama derenin yolunu tutmuştuk. Küçük aklımca, akıllı olduğumu anlasın diye:

-Dereye neden gidiyoruz dedeciğim…

Gülümsüyor. Akıllı olduğumu anladı; saf oldu­ğumu da…

-Taş toplayacağız.

Daha önce hiç taş toplamamıştık.

– Uzun ve yassı taşları seçmeliyiz!

-Ya Allah Bismillah! diyerek heybeyi sırtlıyor.

Şimdi mezarlıktayız… Ebemin mezarı, ayaku­cundayız. Başında, göğe doğru uzanan bir servi. Mezarın taşları eksilmiş. Dedem, eksikleri besmeleyle bir bir yer­leştiriyor. Yanaklarından, toprağa süzülen bir iki damla yaş, dilinde dua…

YER: GAZZE

El-Halil’de yıkıntılar arasında bir mahalle…

Sıcak esen bir rüzgâr, kurban arifesi… Kapı ve pencereler sıkı sıkı kapatılıyor. Bazı evler bombalanmış. Kimin evi daha iyi ise orada toplanılıyor. O gün amcam­lardayız. Annem yengemden bir leğen istiyor. Gözleriyle beni çağırıyor, yanına sokuluyorum. Banyo yapmak iste­miyorum, diye mızıklanıyorum.

– Merak etme! Gözlerine sabun kaçmayacak, di­yor. Ben yine de istemediğimi söylüyorum. Amcamın büyük oğlu:

-Ne istiyorsun sen! Sesini çıkarmasana, diye kı­zıyor.

Aldırış etmiyorum. Anneme daha da sokuluyo­rum. Nereye geldiğimizi anlamaya çalışıyorum.

Yıkıntılar arasında harabe bir yere gelmişiz, gözlerimdeki yaştan etrafı seçemiyorum, gözlerimi eli­min tersiyle silip sümüğümü çekiyorum, o sırada, sade­ce yarısı kalmış duvar gözüme çarpıyor ve üzerinde, düş­tü düşecek gibi duran bir fotoğraf; annem ve babam…

Annem yıkık duvarın dibine besmeleyle oturu­yor:

-Ya Allah Bismillah…

Leğeni yanına yanaştırıp kerpiçler arasına yer­leştirilmiş taşları seçiyor, topraklarını silkeliyor. Kazak­larımızın içine bile alabildiğimiz kadar taş dolduruyo­ruz…

Arife gecesi, yatağımın başucunda taşlarla uyu­yorum…

YER: CEBEL-İ RAHME

Arife günü, ikindi vakti. Arafat’tayız.

Adem ile Havva’nın buluşturuldu­ğu yer. İlk tevbenin kabul noktası… Belimde ve üs­tümde iki parça havlu, ba­şım ve ayaklarım çıplak. Babamın omuzlarındayım. Kuş bakışı herkesi göre­biliyorum, her yer bembe­yaz. Mahşeri kalabalık…

İbrahim’in İsmail’ini kurban için gö­türdüğü yerdeyiz; Müzdelife’de…

Tevekkül ve teslimiyetin ibretli haritası… Şeyta­nın Hacer’e, İsmail’e, İbrahim’e sataştığı yer…

Babam sıcak kumların üzerinde:

-Ya Allah Bismillah, diyerek eğiliyor, taşları sa­yarak topluyor. Küçük avuçlarıma alabildiğim kadar taş topluyorum. Babama bakıp onu taklit ediyorum.

-Babacığım! Bu taşları ne yapacağız?

Başını kaldırıp bana bakarken alnında biriken terleri fark ediyorum. Rahat bir gülümseme var yüzün­de.

– Hz. İbrahim gibi yapacağız oğlum! Şeytanımı­zı taşlayacağız.

Lebbeyklerde sabırsızlanıyorum…İbrahim’i içimde, kendimde buluyorum.

Arafat, af ve sığınma makamı… Dillerde telbiye.

Şeytan, atılan her taşta kovuluyor.

Mahmud Derviş – Doğsaydın

Mahmud Derviş – Doğsaydın

Avustralyalı bir anneden
Ve Ermeni bir babadan doğsaydın
Doğum yerin Fransa olsaydı
Kimliğin ne olurdu bugün?
-Üçlü olurdu tabii
Uyruğum
Fransız
Haklarım
Fransız hakları
Sonuna kadar…
-Annen Mısırlı olsaydı
Anneannen Halep’ten
Doğum yerin Yesrib
Baban ise Gazze’den
Kimliğin ne olurdu bugün?
-Arap bayrağımızın renkleri gibi dörtlü olurdu tabii
Siyah, yeşil, kırmızı, beyaz
Ama uyruğum laboratuarda mayalanıyor olurdu
Pasaportuma gelince
Filistin gibi çözümlenmemiş bir sorun olurdu hâlâ
Hâlâ çözümlenmemiş bir sorun! Sonuna kadar…

(Bu Şiirimin Bitmesini İstemiyorum,
s. 151-152, Beyrut, 2009)

*Mahmud Derviş (Lübnanlı Şair)

Çeviri: İbrahim Demirci