Etiket: Mahmud Derviş

Mahmud Derviş – Irak’ın Gecesi

Mahmud Derviş – Irak’ın Gecesi
Çeviri: İbrahim Demirci

Sa’dî Yusuf’a

Irak, güneşin kurutamadığı bir kandır Irak,
Irak’ın üstünde Rabbin duludur güneş.
Iraklı maktul, köprünün üstünde dikilenlere der ki:
Siz yüzerken sabahleyin yaşıyordum ben. Onlar derler ki:
Aşağı sarkan bölgelerde kabrini denetleyen bir ölüsün sen.

Irak, Irak… Irak’ın gecesi uzundur.
Namazın ancak yarısını kılabilen ölüler için atar tan
Hiç kimseye verilen selam/barış tamamlanamaz…
Moğollar gelirler ırmağın sırtındaki halife sarayının kapısından,
Güneye güneye akar ırmak, ölülerimizi, geceyi uykusuz geçiren
ölülerimizi taşıyarak hurmalıkların yakınlarına doğru

Irak, Irak, medreseler gibi Ermeni’den Türkmen’e
ve Arap’a dek herkese açık mezarlardır. Kıyamet bilgisi
dersinde hepimiz eşitiz. Şairin soruşturması gerekir:
Kaç kez terk edip kaçtın efsaneleri Bağdat? Kaç
kez yarın için heykeller yaptın? Kaç kez istedin
imkânsızla evlenmeyi?

Irak, Irak… peygamberler duruyorlar burada
Gök adına söz söylemekten âciz duruyorlar.
Kim kimi öldürüyor Irak’ta şimdi? Kurbanlar yollara
ve sözcüklere saçılmış yongalar. Onların adları
bedenleri gibi anlamsız harflerden yolunmuş. Burada
onlarla birlikte duruyor gök adına ve maktul adına
söz söylemekten âciz peygamberler

Ey Irak, intiharın huzurunda kimsin sen ey Irak?
Ben ben değilim Irak’ta. Sen sen değilsin. O bir
başkasıdır ancak. Şaşkınları bıraktı Tanrı, biz
kimiz peki? Kimiz biz. Şiirde bir haber cümlesiyiz
sadece: Irak’ın gecesi uzundur uzun!

(Eseru’l-Ferâşe, s. 189, Beyrut, 2009.)

Mahmut Derviş: 13 Mart 1942, Al-Birwa- ö.9 Ağustos 2008, Houston), Filistinli şair. Son dönem Filistin şiirinin en önemli şairlerinden olan Mahmut Derviş,1948 yılında henüz çocukken,doğduğu köy İsrail tarafından işgal edilerek yıkılınca, ailesiyle Lübnan’a göç etmek zorunda kaldı.Şiirleri 20’den fazla dile çevrildi. Şiirleri ve yazıları nedeniyle birçok kez tutuklanarak cezaevinde yatan şair, Filistin halkının yaşadığı zorlukları dizeleriyle anlatmasıyla tanınmaktaydı.1970 yılında İsrail’den sürgün edilen sanatçı, iki yıl süreyle birçok Arap ülkesinde dolaşmak zorunda kaldı. Derviş,geçirdiği bir açık kalp ameliyatı sonucu yaşamını yitirdi.Filistin ulusal marşı Neşid el-İntifada’nın da söz yazarıdır.

Mahmud Derviş – Mükemmellik

Mahmud Derviş – Mükemmellik
Çeviri: İbrahim Demirci

Uzay lacivert, yüksek, geniş ve ışığın suyuyla yıkanmış. Sabun köpüğü gibi hafif bir bulut belirse, unu­tulmuş bir şiirin içinde eriyip durmayacaksın. Yuvarlak uzay, ormanın uzun ağaçlarıyla, martıların ka­natlarıyla yüklü; kutsal topraklara giren Haccac’ın belleğindeki tahtırevanı da taşıyor. Uzak ve geniş uzay oluşturuluşuyla da renklendirilişiyle de mükemmel. Mükemmelliğin aşırılığından ötürü, orman­da bir yangından, martılara karşı bir saldırıdan, peygamberin eşine bir sataşmadan ürküyorum. Nes­nelerin düzeninin ansızın bozulacağından ürküyorum. Ve bu saydam düzlemin üzerine ölçülü bir şiir yazmaktan ürküyorum!

Bir, iki, üç

Oyuncu ses mühendisiyle birlikte tiyatro sahnesine çıktı: bir, iki, üç. Dur! Sesi ikinci kez deneyeceğiz. Bir, iki, üç, dur! Ses biraz yüksek olmadı mı? Bilmiyorum, dedi. İstediğini yap! Salon tamamen boş. Yüz­lerce ahşap koltuk, bir toplu mezar sessizliği içinde gözlerini dikmiş, onu oradan uzaklaşmaya veya kendilerine katılmaya çağırıyor. İkincisi daha iyi geldi ve ortalardan bir koltuğu seçti… Ve uyudu. Yö­netmen onu son prova için uyandırdı. Sahneye çıktı, uzun bir bölümü boş koltuklara seslendiği, ken­disini yönetmenden başka alkışlayanın bulunmadığı düşüncesi onu şaşırtsa da irticalen söyledi. Son­ra başka bir bölümü de yanlışsız seslendirdi. Akşam, salon izleyicilerle dolup perde açıldığında, sessiz­liğin tamlığından emin durduğunda, karşısındaki sıraya bakıp kendisinin orada oturduğunu anımsa­dı ve bocaladı. Yazılı metni unutmuştu, ezberlediği metin buhar olup uçmuştu… İzleyicileri de unut­tu, ses denemesiyle yetindi: Bir, iki, üç. Sonra, salon alkıştan yıkılırken kendinden geçene dek yineledi: Bir, iki, üç!..

Boş sandıklar

Barış iki savaş arasında bir ateşkes ise, ölüler seslerini yükseltip açıklarlar: Generali seçeceğiz. Savaş otoyolda meydana gelen bir trafik kazası ise, yaşayanların seslerini yükseltip açıklama yapmaları ge­rekir: Eşeği seçeceğiz. Fakat yaşayanlar seçim sandıklarına gitmediler. Hayır hayır, lapa lapa kar yağdı­ğından değil; şehir halkına ansızın geliveren felç yüzünden. Pencerelerini açtıklarında karda evlerini kuran örümcekleri görüp kör oldular. Ne olduğunu anlamak için kulak verdiklerinde, yabanıl sesleri­ni tanımadıkları fırtınalar koptu, onlar da sağır oldular. Müneccimler, kıyametin eşiğindeki kaosun olu­şumudur bu, dediler. Talihimizden veya bahtsızlığımızdan, hayatımızın ve sözlü tarihimizin uzmanı ya­bancı tarihçiler, burada değillerdi, onların bize bulduğu çözümü öğrenemedik!

Hışırtı

Bir hışırtının esinine kulak verir gibi, yaz ağaçlarının yapraklarından çıkan sesi işitmek için kulak ka­bartıyorum… Uykunun ötelerinden dökülen uyuşuk çekingen bir ses… Taşraya özgü bir uzletten ge­len donuk kokulu solgun bir ses… Usul bir esintinin tellerindeki doğaçlama taksimlerden dağılan ke­sintili bir ses… Uzayıp fasıllara ulaşamıyor. Yaz mevsiminde ağaçların fısıltı olmakla yetinen, ünleyiş olmaktan uzak duran bir sesi var. Bu ses sanki sadece benim için, beni maddenin ağırlığından koru­yup ışıltının hafifliğine taşıyor: işte tepelerin ardında, hayalin ötesinde, zahir ile bâtının eşitlendiği yer­de, güneşsiz bir ışığın içinde, benliğimin dışında yüzüyorum. Uyanıklığı andıran bir bilinç uyuşmasın­dan sonra veya uyuşmayı andıran bir bilinç uyanıklığından sonra ağaçların hışırtısı kendime döndürü­yor beni, kuruntulardan ve kuşkulardan arınmış, huzura ermiş bir benliğe. Bu sesin anlamı nedir diye sormuyorum. Bir yaprağın şu boşlukta kız kardeşine fısıldayışı mıdır, yoksa havanın öğle uykucuğunu özleyişi midir? Sözsüz ses, salıncağında sallıyor beni, masaj yapıyor bana ve kendisinde de, kendisin­den de olmayan bir şeyi sızdıran bir damara döndürüyor beni. Sanki benim duygusal eğilimlerimi ara­yan bir eğilim… Sanki!

 

Kelebek Etkisi ’nden

Mahmut Derviş: 13 Mar t 1942, Al-Birwa – ö. 9 Ağustos 2008, Houston), Filistinli şair.

Son dönem Filistin şiirinin en önemli şairlerinden olan Mahmut Derviş, 1948 yılında henüz çocukken, doğduğu köy İsrail tarafından işgal edilerek yıkılınca, ailesiyle Lübnan’a göç etmek zorunda kaldı.

Şiir yazmaya, iki kilometre uzaklıktaki okuluna yürüyerek gittiği ilköğretimi sırasında başladı. İ lk şiirlerinin yayımlanma sürecinde, “El-arz ” ( Toprak) cephesinde etkinlik gösterdi. “El İ ttihad” gazetesi ile “El Cedid” dergisinin yazı işleri müdürlüklerini yaptı. Şiirleri 20’den fazla dile çevrildi. Şiirleri ve yazıları nedeniyle birçok kez tutuklanarak cezaevinde yatan şair, Filistin halkının yaşadığı zorlukları dizeleriyle anlatmasıyla tanınmaktaydı. 1970 yılında İsrail ’den sürgün edilen sanatçı, iki yıl süreyle bir çok Arap ülkesinde dolaşmak zorunda kaldı. Derviş, geçirdiği bir açık kalp ameliyatı sonucu yaşamını yitirdi. Filistin ulusal marşı Neşîd el-intifada’nın da söz yazarıdır.

Alişan Demirci – Kamilya Jubran

Alişan Demirci – Kamilya Jubran

Kamilya Jubran 1963 Filistin köyü Celile doğumlu. Babası Elias Jubran udî ve müzik öğretmeni. Rum kökenli Ortodoks bir aile. Kamilya dört yaşından itibaren kanun ve udu, klasik Arap ve Mısır müziği repertu­varını öğrenmeye başladı. Henüz 19 yaşında iken Sabreen grubuna katıldı ve yirmi yıl boyunca 1982’den 2002 yılına kadar bu grupla çalıştı.

Sabreen grubu geleneksel ola­nı günümüz çalgılarıyla icra ediyor ve şarkı sözlerinde şiddet söylemle­rinden özellikle kaçınıyor. Kudüs’te; direnişin, özgürlük için mücadele­nin, ümidin, barışın, Filistin’in, mo­dern bir karşı koyuşun müzik alanın­daki en büyük temsilcilerinden olan grup, sözlerini özenle seçiyor; “sa­vaş”, “taş”, “asker” gibi sözcükler­den kaçınıyor. Grubun şarkıcısı Ka­milya, Mahmud Derviş, Fadva Tu­kan gibi Filistinli şairlerin şiirlerini alıyor. 2003’te kanserden ölen genç şair ve romancı Hüseyin el-Bargusi de gruba eşlik edenlerden biri. Grup 1989’da çocuklar ve amatör yetişkin­ler için sanat eğitimi derneği kuruyor. 1994’te Oslo antlaşmasının imzalan­masıyla oluşan iyimser hava içinde “İşte güvercin zamanı” (Here come the doves) albümünü çıkarıyorlar. Sabreen, ilk İsrail Filistin ortak ya­pımı olan Roméo ve Juliette eşliğin­de Fransa’da konser veriyor. Sonraki yıllarda Kamilya Jubran Filistin top­raklarındaki çocuklar için müzikli ta­til kampları düzenlemiş. “Herkes için müzik” adını verdiği etkinlikler geliş­tirmiş.

Ancak bu proje, başbakan Rabin’in öldürülmesin­den sonra, çıkmaza girmiş.

2002 yılından bu yana kendi başına hareket eden Kamilya çeşitli sanatçılarla uluslararası konserler vermek­te, festivallere iştirak etmekte ve turnelere katılmaktadır.

Edindiğim izlenimlere göre Kamilya bu işi gerçek­ten sevdiği için yapıyor. Şan, şöhret, para gibi maddi bir­takım kaygılarla bu işi yapmıyor. Yaptığı müziklere ve bir­likte konser verdiği müzisyenlere bakıldığında aslında üst düzey bir müzik yaptığı söylenebilir. Sadece ilgililerin, bu anlamda dertleri olan birtakım duyarlı dinleyicilerin ön sı­ralarda olduğu bir dinleyici kitlesine sahip olduğunu dü­şünüyorum. 20 yıl Filistin’in direnişine destek veren bir müzik grubunun, protest müzik popülaritesinde arka sıra­larda kalmasını başka bir şekilde izah edemiyorum. Sanı­rım dünya şiddet içeren ya da şiddete, zulme karşı sert ta­vırlar koyan sanatçıları daha çok öne çıkarıyor. Bir de Ka­milya, İsrail pasaportuna sahip olduğu için bazı Ortadoğu ülkelerine giriş yapamıyor. Dolayısıyla mesela Beyrut’ta Kamilya Jubran konseri dinleyemeyeceğiz.

Saçlarına aklar düşmüş Kamilya’nın sesinde sanki yılların yankısı var. Üzerinde bir tişört ya da gömlek ama mutlaka siyah renk. Ve elinde ud. İnanılmaz sade bir ka­dın ama lirik bir ses. Şarkıları dinlerken içimde bir ümit yeşeriyor, farklı bir manevi haz alıyorum fakat bütün bun­lar kahırlı bir ruh hali içinde gerçekleşiyor. Çünkü ses saç­ları beyazlamış bir kadından geliyor. Gerçi babası Elias, Kamilya’nın şarkılarını dinlemek istememiş ama Ümmü Gülsüm’den söyleyince “İşte müzik bu” demiş. Ümmü Gülsüm’ü yazmak ise çok zor görünüyor benim için.

Albümlere gelince; Sabreen grubunun Smoke of the Volcanoes (1984), Death of the Prophet (1987), Here Come the Doves (1994), Al Fein (2000), Maz’ooj (2002) ve Al Zeir Salem (2003) ulaşabildiğim albümleri. Kamil­ya Jubran’ın ise; Wameedd (2006-Werner Hasler ile bera­ber), Makan (2009) ve Wanabni (2010-Werner Hasler ile beraber) olmak üzere üç albümü bulunmakta.

Kamilya’nın, bu güçlü ve içli sesin mesajı çok basit: “Bu halk, bu kültür, bu tarih, yok edilmek istense de ye­rinde kalacak!”

Smoke of the Volcanoes albümünde yer alan Mah­mud Derviş şiirinin çevirisi ile bitirelim:

İnsana Dair

Ağzına zincirler vurdular
Ölüler kayasına bağladılar ellerini
Sen bir katilsin dediler
Yemeğini elbiselerini ve bayraklarını aldılar
Ölüler zindanına attılar onu
Sen bir hırsızsın dediler
Bütün limanlardan kovdular onu
Küçük sevgilisini aldılar
Sen bir mültecisin dediler
Ey gözleri ve avuçları kanayan
Elbet bitecek gece
Ne tutuk odası kalacak
Ne zincirlerin halkaları
Neron öldü ama ölmedi Roma
Gözleriyle çarpışıyor
Bir başağın taneleri kurusa da
Vadiyi başaklar dolduracak yakında

(Mütercim: İbrahim Demirci)

Mahmud Derviş – Doğsaydın

Mahmud Derviş – Doğsaydın

Avustralyalı bir anneden
Ve Ermeni bir babadan doğsaydın
Doğum yerin Fransa olsaydı
Kimliğin ne olurdu bugün?
-Üçlü olurdu tabii
Uyruğum
Fransız
Haklarım
Fransız hakları
Sonuna kadar…
-Annen Mısırlı olsaydı
Anneannen Halep’ten
Doğum yerin Yesrib
Baban ise Gazze’den
Kimliğin ne olurdu bugün?
-Arap bayrağımızın renkleri gibi dörtlü olurdu tabii
Siyah, yeşil, kırmızı, beyaz
Ama uyruğum laboratuarda mayalanıyor olurdu
Pasaportuma gelince
Filistin gibi çözümlenmemiş bir sorun olurdu hâlâ
Hâlâ çözümlenmemiş bir sorun! Sonuna kadar…

(Bu Şiirimin Bitmesini İstemiyorum,
s. 151-152, Beyrut, 2009)

*Mahmud Derviş (Lübnanlı Şair)

Çeviri: İbrahim Demirci