Etiket: Mahmut Sami Aldur

Mahmut Sami Aldur – Bin Fersah

Mahmut Sami Aldur – Bin Fersah

Bir apartman boşluğunda düşürdüğüm ütopyalarım var benim. İnerken ya da çıkarken, beton zemine çakılarak parçalanmış. Parçalanırlarken çıkan yankılı ses, çınlıyor kulaklarımda. Ütopyam düşünce bir düşten uyandım, tadı damağımda kalan. Genişleyen ve daralan yollar sabırla kafilelerin geçişini izliyor. Meğer ne uzakmış insan kendinden ve ne yakın ölümler insana. Keyif de veriyor, belki de acı, sevinç ve hüzün safları sıklaştırıyor. Saf kalpli adamlar ve pak idealler gündelik hesapların elinde pespaye. O kadın bunun için ağlıyor sanki ve diğer ağlayışlar olsa olsa buna. Kimsenin hayra yormadığı, kimsesiz ve yorgun yolculuklar, peşi sıra. Bir fikirden diğerine atlarken toprağa cinnetin hıçkırıkları sızıyor. Başaklar ve aşklar küsüyor bana, bir arpa boyu yol vermiyor fırtınalar. Zaman, zevkin doruklarında bir ressam, resmettikçe eskiten. Fırçasını ustalıkla sallarken yüzümüze çizikler savuruyor. Her darbede bedeni iri, zayıf karakterler devleşiyor. Delirmeden yaşanmaz ve aşkı devşirmeden. Kabirdeki kadar ıssız, mahşer gibi kalabalık sokaklar. Su birikintilerinde kâğıttan gemiler, ortalı defterler, sorarsan. Hayra yorarsa hayır bulurmuş ya hani insan. Aşk korkutmuş bir kere, gözümüz korkmuş yaşamaktan. Kabul ve belki boşluklardan düştüler, yoktu suçun, olsun. Acılar birer düş, keyifler sancı ve ergenlikler zerdüşttüler. Ne kadar hızlı koşarsan koş, yetişilmez geçmişe. Yakanı bırakmaz sorular ve aşk en çok insana benzer. Bütün karaları aklayan koca bir büyü vurmuş iyi niyetleri adeta. Geceyi ve günü zehirleyen boşluklardan bedenler düşecek. Bir tohum daha düşüyor,akıyor zaman salkım saçak. Kaçak güreşir olduk ilkelerimizle, işte asıl büyük çarpışma. Kaç satır yazarsan yaz, her hatıra ve ruh bin fersah uzak.

Mahmut Sami Aldur – Yolculuk

Mahmut Sami Aldur – Yolculuk

Hayatın içinden içimizden geçenleri söylemeden geçmek yakışmazdı bize.

Yakışmazdı yaşamadığını anlatan, anlattığını yaşamayan vaizlerden olmak.

Daralan, genişleyen patikalar atlarken söze gelmez duygular paylaştık.

Bir âmâ gibi yoklayarak tanıdık yolu, yolcuyu gözünden tanır olduk.

Biri diğerine şekil veren, aynı kapta eriyen doğrular bulduk.

Baş döndüren bir filmin başrol oyuncuları gibiyiz.

Bir merakın tam ortasına düştük, döndü başımız.

Nefes nefese hissettik, gırtlak gırtlağa yazdık.

Boğazımıza kadar aşka ve arayışa battık.

Hiç savrulmadık, ilkeleri hırslara kurban vermedik.

Doğru yönü gösteren işaretleri, izleri kaybetmedik.

Nefsin ateşiyle mum gibi eriyen sahte devler yok aramızda.

Umutsuzluk çalmadı kapımızı, hiçbir neden bizi arayıştan alıkoymadı.

Hep olduğumuz yerden hiç olmadığımız yerlere vardık.

Yüzümüzde tebessüm, damarımızda aşk, ruhumuzda serinlikler.

Tanımadığımız, bilmediğimiz adreslere, gönüllere vardı yolumuz.

Göç eyledik, taş attık, taşlandık, kendimizden taşındık.

Betonda secdeye durduk, zaman durdu, vicdan konuştu.

Yokuşa vurduk yolumuzu, yolumuzu yok oluşa vurduk.

Tırmandıkça aştık kibir dağlarını, yarı yolda koymadık kimseyi.

O anı asırlardır bekleyen bir yanardağ gibi püskürdü heyecanlarımız.

Yarım kalan hiçbir şey tamam olmadan çekip gidecek cesaretimiz yok.

O kadar çok tırmandık, dönemeyiz geriye, bu mahalle bizim kalemiz artık.

Aşkla kavrulup avuçlarında yağmur biriktiren çöl çocukları var yanımızda.

Küçük çıplak ayaklarıyla ruhumuzda adımlıyor, içimizi ısıtıyorlar.

İçimizdeki volkan gençlerle el ele deviniyor.

Buradan masumiyet doğar, vicdan burada konuşur.

Niyetimiz kavi, aşkın narına yanmaya talibiz.

Yolculuk yeniden başlıyor.

M. Sami Aldur – Vareste

M. Sami Aldur – Vareste

Sokaklarında eskicilerin adımladığı şehirler artık hayli gerideler.

Firavun’un Musa’nın Allah’ını aradığı kuleleri andıran devler mesken tuttu şehrimizi, üzerimize düştü gölgeleri, üşüdük ve ürperdik.

Arada bir durup soruyoruz her birimiz.

Elinde James Bond çanta, aklında sayısız soru, kuşlara yem atmak için meydana inerken çarpıştığımız ne bir bakış, ne bir kelam, ardına bile bakmadan telaşla çekip giden adam biz miyiz? Köprü altlarında yatan adamlar, kirli yataklardan kalkan kadınlar, birbirinin boğazına çökenler bizim mi?

İlkin makinelerini saldılar üstümüze, sonra her bir insan sanki makine. Çiçekler saksıda, kuşlar kafeste ve hüzünler şehrimizde eğreti duruyor şimdi. İnsan nefesleri azalıyorken etrafımızda kornalara karışıyor dişli çarkların dehşetengiz sesleri.

Dünyanın diğer ucuna hiç bu kadar yakın olmadık ve en yakınımızdakine hiç bu kadar uzak belki. Bir telefon kadar yakın olduklarımıza bir ömür kadar uzaktayız bil ki.

Ağaç doğallığında soylu bir geçmişin patikalarından soğuk metal serüvenlere savruluyoruz asfalt dönemeçlerde. Balkonlar camla çevrili, pencerelerde panjur yalnızlıkları.

Çocuk bakışlarla seyrederken âlemi ‘biz bu değildik, bize bir şey oluyor’ diyen büyüklere mahsus bir evham sanırdık o sözleri. Zaman aktı, yıkıldı köprüler, biz büyüdük ve bin evham saplandı gönüllerimize şimdi.

Çıkmaz sokaklara saptı yolumuz, vakit varken çıkmalıydık saplantının sokaklarından.

Oysa vakit var. Vakit var ki söz var dilimizde. Var ki vakit, buluştuk burada işte!

Bir mevsim değsin bünyemize, şehrimize ılık bir rüzgâr essin.

Sussun motor, dursun dişliler, çarklar.

Sandallar uğrasın mavilere, kürekler aheste çekilsin. Bugün duracaksa madem dursun burada.

Düne gidelim biz, dün gelsin bize.

Bir kıyam bulalım, şehrimiz olsun o kıyam, sevgiyle karalım harcını, yeniden bulalım kendimizi.

Dokunmasın tenimize karaltılar.

Aşklarla avunsun gönlümüz, acılardan ve ahlardan vareste.

Mahmut Sami Aldur – Derviş Zikri!

Mahmut Sami Aldur – Derviş Zikri!

Bir umut yeşerir evvela. Ço­cuk gülerse renk gelir baharın yüzü­ne. Ressam boyar, terzi diker, derviş zikreder ki doğar güneş.

Fikredene açıktır kapılar.

Çocuk gülüşündeki masumi­yet dokunsun sayfamıza. Yeni sayfa­lar bulsun bizi. Sarılmadık yara kal­masın gönüllerde, umulmadık acı­lar yaşatmasın yaratan. Bir yağmurla gelsin vuslatı bu demin, en derinden sarsın kelimelerimizi.

Eskidiler eskiciler, eskimezdi sevinçlerimiz, şimdi bile yeniler.

Piercing takan küçük hanım ve âşığı mücahitler. Size anlatıldı­ğından farklıdır mesele. Mesela dı­şarıdan göründüğü gibi değildir her şey gibi bu şey. İçerden bakınca ek­sik gördüğümüzdür hayat. Dosttu dedeleriniz, dost öldüler.

Rüzgâr esti, yaprak kımıldadı. Düştük yola. Yolundadır yolcular. Ayrı safhalardan aynı saflara.

Yükte ağır pahada hafif sözler aldık yanımıza. Bayram gibi giyindik, harman gibi soyunduk. Yankı bulsun değil say ki bulsun istedik sözümüz seni. Say ki bulsun, sanki bulsun!

Yol varsa adımımız, ümit var ki adımız var.

Geç başlayan yolculuk, telaş­la yetişilen dost meclisi, yaşımıza düşülen notlar, bir yanımıza düşen sancı ve karşımızda bütün heybetiyle duran hayat, nasıl da hoyrat! Bırak­tık sizi ustalar. Çırak çıksın emek­lerimiz. Bırakın çıraklar çıksın yola. Adımız çıksın, aklınız çıksın.

Toprağa düşünce kendini bu­lur ya tohum, düşündükçe sırra yü­rür kulluğum.

Hoş gördük kusurları insa­na ve topladık meyveleri ağaca say­gımızdan. Sus deseler susmadık, küs deseler küsmeyiz. Barıştıran biziz kendimizde mevsimleri, kavuşturan biz, bir ayrılığı diğerine. Vazgeçsek yoldan, öksüz kaldı o vakit yol. Yo­lumuzdan geçmek değil, oklar düş­se de böğrümüze, o yoldan geçmek düşen bize.

Açıldıksa uzaklara, asıldıksa küreklere bin tohum düştü yürekle­re, coştu deniz, şehrin öte yakasın­dan koştu adam.

Bir adam isterse küçülür dün­ya, bir adam düşlediyse büyüktür. Anahtar kilide yakışır, acılar gülüşe. Harf aynı harf, kelimeler aynı. Söyle­yen dudak değişti, işiten kulak.

Hayır, sözümüz size değil ma­dam. Çünkü dilden değil özden dö­külür sözümüz.

Yeter çekin gölgenizi, karanlık yüzlü tiranlar çekilsin şehrimizden. Çocuklara kalsın meydanlar, bahçe­miz mahallemiz. Bizim kucaklaştığı­mız gün, sizin ayrılık deminiz.

Eşyaya verdiğimiz değer de­ğil hikmetine erdiğimiz kudret hük­mediyorken geceye ve gündüze, ha unutmadan.

Baharın yüzüne renk geldi. Güldü çocuk.

Demek geldi sırası söyleyelim madem, Âdem sevmişti Havva’yı, oğludur sevginin matem.

Şimdi diksin terziler.

Kâinatın esrarına boyasın şeh­ri ressam. Güneş doğacak şimdi. Zikre dursun dervişler…