Etiket: Meşk

Fatih Özkafa – Zor Bir Başlangıç

Fatih Özkafa – Zor Bir Başlangıç

Henüz, kalem nasıl tutulur; mübtedi’ bunu dahi bilmezken meşklerin en çetiniyle terbiyeye başlanır. En ağır ilaç, en başta verilir. En zorlu imtihan, en acemi devreye rastgelir. Henüz kalem, kâğıtla ve mürekkeple yeni tanışmışken, yazılması hiç de kolay olmayan bir ibarenin ahenkli bir tavırla satıra dizilmesi istenir:
“Rabbi yessir ve lâ tu‘assir Rabbi temmim bi’l-hayr…”

Hattat olmak isteyen iştiyaklı talebe, bir müddet arandıktan, cehd ü gayret sarf ettikten sonra, nihayet ehil bir üstada vâsıl olursa kendisine verilecek olan ilk vazife, bu bereketli duayı kaidelerine riayet ederek yazmak olacaktır. Talebe, eline yeni aldığı ucu eğri kesilmiş kamış kalem ile belki düzgün bir çizgi çekmeyi dahi beceremeyecek durumdayken, ondan zor bir metni satıra dizmesini istemek, ilk bakışta mantıklı görünmez. Çünkü, klasik “Rabbi yessir” meşkı yüzyıllardır yazılagelen bir ibare olduğu için, estetik değeri en yüksek, en mütekâmil yazı örneklerinden biridir.

Hâl böyleyken, yeni başlayan bir hat talebesinin meşk hayatına bu yazıyla başlatılmasının önemli gerekçeleri vardır. Zira, gelenekte saçmalığa rastlamak nerdeyse imkânsızdır. Bir şey genellikle fıtrata uygun, tecrübe edilmiş, ma’kûl ve münâsıp olduğu için gelenek olmuştur; yüzyıllarca süregelmiştir. Hattâ bunlar o kadar kadimdir ki; “vâzı-ı kanun”u belli değildir. Bu durum, kaidelerin saygınlığını bir kat daha arttırmaktadır.

“Rabbi yessir” duasının telâffuzu ve ezberlenmesi kolay sayılır; yaşlısı genci, okumuşu cahili bu cümleyi dilinden düşürmeyebilir; ama bu kısacık kelâmı, estetik inceliklerine dikkat ederek kağıda dizmek, bir başka tabirle “kürsüsüne oturtmak” aylar, hattâ yıllar sürecek bir gayretle mümkündür.

Kalemin nerede nasıl tutulacağını, harfin ne kadar uzatılıp hangi açıyla döndürüleceğini, incelmeleri, kalınlaşmaları ve sâir yüzlerce kaideyi tatbik etmeden güzel bir “Rabbi yessir” yazmak mümkün değildir. Talebenin, mükemmel olmasa da iyi sayılabilecek bir “Rabbi yessir” meşkı çıkartabilmesi için her bir harfi özenerek belki en az bin kerre yazması icap edecektir. Sonra bu harflerin satırdaki duruşlarına ve birbirleriyle tenasübüne çalışması, her meşkını de hocaya takdim edip hatalarını görmesi gerekecektir.

“Elifba” yazmamış; müfredat, mürekkebat (birleşimler) meşk etmemiş bir talebeye işte böylesine çetin, böylesine çetrefilli bir vazife yüklenir. Münferit bir harfi bile hat sanatının inceliklerine riâyet ederek henüz yazmamış olan talebe, “yessir” kelimesindeki yâ, sin ve ra harflerini birleşik olarak yazacaktır. “Tuassir” kelimesindeki te, ayn, sin ve ra’yı yani dört harfi birleştirecektir. “Temmim” ve “el-hayr” kelimelerinde yine üç ve dört harfi birleşik yazmak durumunda kalacaktır. Üstelik bütün bu kelimeleri satıra düzgünce dizecektir…

Görüldüğü gibi; hüsn-i hat temeşşuku, alışılmış sanat eğitimi usûllerinden kısmen farklıdır. Çünkü bu eğitim, sadece elin ve gözün terbiyesinden ibaret değildir. Meşk serüveni, dua, niyaz, sabır, gayret, azim, sebat, tevazu’, teslimiyet, tevekkül gibi pek çok erdemden azıklanan bir kutsî yolculuktur. Talebe, “hele biz elif-ba’dan başlayalım da Rabbi yessir duasını dilimizle çokça söyleriz nasıl olsa” demek yerine, fiilî olarak dua etmektedir. “Rabbi yessir”i lisandan kaleme dökmekte, yani kuvveden fiile, “kal”den “hâl”e irca etmektedir. Duasını kalbiyle ve lisanıyla eda ederken kalemi ve mürekkebiyle de kâğıda tesbit etmektedir.

Hat talebesinin aylar veya yıllar sürebilen bu dua meşkı, yegâne iltica makamı olan dergâh-ı izzette makbûl ve mu’teber sayılırsa; yani ilk sabır imtihanı kazanılırsa asıl temeşşuk ve asıl yolculuk o zaman başlayacaktır: Elif, be, te, se, cim…