Etiket: Mücteba Atçeken

M.Mücteba Atçeken – Bir Zamanlar Erdim

M.Mücteba Atçeken – Bir Zamanlar Erdim

Ermek için, önce tohum olduğunu kabullenmek lazım, kendinin farkında olmak lazım. Sonra toprağa düşmek lazım. Toprakla hemhal olmak lazım. Gururu, kibri bırakıp toprak olmak lazım, aslına dönmek lazım. Toprak gibi sakin ama kaynak olmak lazım.

Gani gönüllü olmak lazım. Sonra toprağa kök salmak lazım. Toprağı iyice benimseyip toprak fıtratını yelekten ziyade, beden gibi giymek lazım. Köklerini sağlamlaştırmak lazım. Sonra yavaş yavaş boy vermek lazım. Kendini gösterip ben de varım demek lazım. Rüzgârda sallansa da yılmadan yıkılmadan ayakta durmak lazım. Günü gelip de kendini göstermeye başlayınca yapraklarını vermek lazım. İçinde yanan ateşle üşüyeni ısıtmak lazım. Sonra dallanmak lazım.

Elini kolunu dosta, muhabbete uzatmak lazım. Ama aslını unutmadan, toprağı unutmadan. Kökünün de sonunun da toprakta olduğunu unutmadan. Gurura, kibre kapılmadan, toprağın tevazuunu bürünerek. Güneşle pişmek lazım. Güneşle olgunlaşmak lazım. Hakikatin kaynağından önce içini, sonra dışını, sonra elinin uzandığını ısıtmak lazım. Vakti gelince meyve vermek lazım. Meyvelerinin kızardığını görmek lazım. Onların hakikat nuruyla nasıl da günbegün güzelleştiğini, olması gerekene ulaştığını müşahede etmek lazım.

Dalıp gitmek lazım öylece. Sonra durup geriye bakmak lazım. Tohumken toprak edeni, kara kuru bir fidanken boy verdireni, güneşle tanıştırıp meyveye durduranı düşünmek lazım. Sonra da bu heyecanın, bu muhabbetin lezzetine dalıp ermeyi de ölmeyi de unutmak lazım. Vesselam…

Mücteba Atçeken – Filistinli Ahmet’e Açık Mektup

Mücteba Atçeken – Filistinli Ahmet’e Açık Mektup

Açıkçası benim hissettiklerimi hisseder misiniz bilemiyorum. Çün­kü o çocukların, en büyüğü on yaşın­da olan o çocukların gözlerine ben baktım. Dünyanın neresinde olursa­nız olun, hangi çocuğun gözüne ba­karsanız bakın görebileceğiniz saf­lıktan bahsediyorum. Ders yapıyor­duk, çok yoruldular. Zaten hava sı­cak, ben de fazla zorlamadım. Onla­ra Filistinli Ahmet’in hikayesini an­lattım. Babası bir gece yarısı evi bası­lıp götürülen, annesine türlü eziyet­ler yapılan, kolları kırılan, oyuncakla­rı olmayan mesela, sokağa çıkıp top oynayamayan, okula gidemeyen, di­ğer ülkelerdeki çocuklar gibi bir tür­lü mutlu olamayan Ahmet’in hikaye­sini anlattım onlara. Fazladan hiçbir şey katmadım, onları daha da duygu­landırmak için acındırmadım. Sadece olanları, tüm dünyanın gözü önünde olup bitenleri anlattım onlara. Ve bi­rer mektup yazmalarını istedim Ah­met kardeşlerine. Şimdi ben de size o mektuplardan birkaçını sunuyorum. Dediğim gibi hissedecekleriniz, sizin Müslüman kardeşlerinize olan hassa­siyetinizi gösterecek olabilir belki de. Vesselam…

“ Filisitinli Sevgili Kardeşim,

Senin ne kadar büyük acılar çektiğini az çok tahmin edebiliyo­rum. Ahmet neden öldürülüyorsun? Sadece Müslüman (burayı büyük yaz­mış) olduğun için mi? Bence bu dün­yada herkes özgür yaşamalı. Ama Al­lah muhakkak ki onların cezasını ve­recek. bununla ilgili sana bir ayet ya­zacağım. Kötülüğün cezası, onun gibi bir kötülüktür. Şüphesiz O, zalimle­ri sevmez. Allah’a emanet ol…” (Fur­kan Köstekli)

“ Sevgili Ahmet,

Selamün aleyküm. Nasılsın? Ne durumda olduğunu biliyorum. Allah inşallah bir yol gösterir.elimiz­den geldiği kadar yardım etmeye ça­lışıyoruz. Bende olan şeylerin sende olmadığı için üzülüyorum. Orada ye­mek bulmak bile zormuş. Askerlerin çocukların kollarını kırdıklarını öğre­nince çok üzüldüm. Allah’a emanet olun. Allah sabır versin… ” (Mehmet Karaşahin)

“ Sevgili Ahmet,

Selamün aleyküm. Orada nasılsın? İsrail askerle­ri hala sizi dövüyorlar mı? Siz de keşke Türkiye’de olsay­dınız. Burada sizi koruyabildiğimiz kadar korurduk. Ben de ailem de size yardım ederdik. Senin acını da paylaşır­dım. O askerlere karşı elinizden gelen bir şey yok; ama bi­raz sabredin Allah size yardım edecektir. Biliyorum, sade­ce elinizden dua geliyor.Allah inşallah yardımcınız olur. Onlar kötülükten çıkmışlar. Sizin ne acılar çektiğinizi de biliyoruz. Kıyafetiniz, yiyeceğiniz olmadığı için üzülüyo­ruz. Sevgilerimle…” ( Mustafa Samet Çil)

“ Sevgili Ahmet,

Senin neler çektiğini az çok biliyorum. Şu anda ak­rabaların yaşıyorlar mı bilmiyorum. Ama inşallah yaşıyor­lardır. Keşke sen şu anda bizim yanımızda olsan da oyun oynasan, gün yüzü görebilsen. Ama şu anda ordasın, yağ­mur yerine bomba yağan yerdesin…” ( Mehmet Kuz)

“ Sevgili Ahmet,

Senin ne acılar çektiğini biliyorum. Çok acı çeki­yorsun. Burada hiç birimiz o acıyı çekmiyoruz. En son ne zaman havayı, dışarıyı gördüğünüzü bilmiyorum. Sadece Müslüman olduğunuz için bu acıları çekiyorsunuz. Mavi Marmara gemisi ile yardım gönderiyorduk. Ama izin ver­mediler. Ne kadar acımasızlar… Size yardım göndermek istiyoruz; ama izin bile vermiyorlar. Her yeri yakıp yıkıyor­lar. Onlar cehennemde cezalarını çekecekler. Yeter ki sab­redip dayanın. Sokakta top oynarken, israil askerleri gelip kollarınızı taşlarla eziyorlar, bu yüzden sokağa çıkamıyor­sunuz. Hiçbir şeyiniz yok. Annenizi babanızı gece gelip öl­dürüyorlar. Selamlar adaşım…” ( Ahmet Esat Ünal)