Etiket: Osman Bozdemir

Osman Bozdemir – Cark Curk

Osman Bozdemir – Cark Curk

– Oh! oh! Mahallenin çocukları toplanmış yine. Merhaba Kubilay, nasılsın? Arkadaşların bugün biraz daha kalabalık, neredeyse tüm mahalle burada.

– Evet Hasan Amca. Sayenizde. Öğrettiğiniz oyunu her yerde oynuyoruz, birlikte olmanın keyfine yeni varıyoruz.

– Eyvallah, hayır olsun her şeyiniz. Siz nasılsınız çocuklar?

– Sağ olun Hasan Amca, iyiyiz.

– Hepiniz hoş geldiniz. Beni çok mutlu ettiniz. Bu mahalle sizin, bu ev, bu bahçe… Ne zaman isterseniz gelebilirsiniz.

– Bize hangi oyunu öğreteceksiniz Hasan Amca?

– Vakit kış, havalar soğuk. O zaman size aynı zamanda evinizin bir köşesinde oynayabileceğiniz bir oyun öğreteyim.

– Yaşasın! Dışarıda nasıl oynayacağız. Annelerimiz izin vermez diye üzülüyorduk, çok iyi oldu Hasan Amca,

– Peki, o zaman, hele yaklaşın bakalım sobanın başına. Abdullah, kestaneleri yakmayasın ha! Evet, çocuklar oyunumuz “üçtaş” (cark curk) oyunu.

–  Nasıl oynanıyor bu oyun?

–  Sevgili canlar, bu oyunumuzu ister evde, ister sokakta oynayabiliriz. Yalnız iki arkadaşla oynanabilen oyunumuzu isterseniz dörderli oyunculardan oluşan 2 takım halinde de oynayabilirsiniz. Şimdi anlatacağımız oyunu iki kişilik oyun üzerinden anlatalım. Kim oynasın?

– Akif ve Mehmet, ne dersiniz?

– Elbette Hasan Amca!

– Elimize bir karton alalım, büyükçe bir kare çizelim ve çizgilerle dörde bölelim. Böylece dokuz köşemiz olsun. Her bir köşeye yaşadığımız şehrin kültürel değerlerinden isim verelim. Söyleyin bakalım bizimkilerin isimleri ne olsun?

–  Hıımm…

– Evet, Müzeyyen, sen söyle bakalım ne olsun.

–  Bir köşesi Hz. Mevlana Türbesi olsun, Bir köşesi Alaaddin Camii olsun.

– Vural sen ne dersin?

– İplikçi Camii olsun bir tarafı, sonra bir tarafı Üsküdar…

– Tamam. Başka?

– Üçler Mezarlığı olsun, Meram Bağları olsun, İnce Minare olsun bir köşesi de, Hacıveyiszade Camii olsun mesela ortası.

– İsmail, neden çekingen duruyorsun? Sonuncusunu da sen söyle bakalım.

– Şey, Hasan Amca, sonuncusu bizim köy olabilir mi? Gökyurt Köyü?

– Olsun İsmail’im. Eski adı Kilistra olan bu antik kent, erken Bizans devrinde doğal kayalara oyularak kurulmuştur. Bu köyümüzde, bir kısmı keşfedilmiş bir kısmı ise yerin derinliklerinde ve tarihin gizemli sayfalarında bulunup keşfedilmeyi bekleyen tarihî, dinî, mitolojik, zenginlikler bulunmaktadır. Köyünün kıymetini bil, sahip çık. İyi oldu İsmail, köyüne dair birçok hatıralarım vardı. Anılarım tazelendi sayende. Eh artık bir çay içmeye davet edersin bizleri.

– Ne demek Hasan Amca, başım gözüm üstüne.

– Gelelim oyunumuza.

– Her bir oyuncumuz ellerine farklı ebat ve renklerde üçer adet taş alsın. Sonra bir sayışma yaparak bu taşları ilk dizecek ve oynayacak oyuncuyu belirleyelim. Zafer sen sayar mısın?

– Tabii Hasan Amca! Birem ikem!

Kamçı dikem! Saram sakız, Doram dokuz! Tamam otuz!

– Akif sen çıktın. Diz bakalım taşları.

–  Meram’a, Üçler’e, Gökyurt köyüne…

– Mehmet?

– Üsküdar,  Hacıveyiszade  Camii  ve  İplikçi Camii’ne…

– Her bir oyuncu sırayla boş olan yere taşları hareket ettirir ve kendi taşlarını aynı hizaya getirmek için çalışır.

– Akif sayışmada sen çıkmıştın. Başla bakalım.

– Üçlerdeki taşı Hz. Mevlana’nın türbesine çektin, öyle mi? Güzel.

– Mehmet, Hacıveyiszade   Camii’nden Üçler Mezarlığı’na gitti.

–  Akif, Meram’daki taşı Hacıveyiszade Camii’ne çekti.

– Mehmet, İplikçi’den İnce Minare ’ye… Hıımm!

– Akif, Gökyurt’tan İplikçi Camii’ne…

– Mehmet, Üsküdar’dan Gökyurt’a…

– Eyvah! Akif, Mehmet’in İnce Minare’deki taşını göremedi ve yanlış bir hamle yaprak Hacıveyiszadeki taşını Meram’a çekti.

–  Aferin   Mehmet’e.        Arkadaşının yanlışını gördü ve İnce Minare’deki taşı Hacıveyiszade’ye çekerek üçlü sırayı oluşturdu. Sonuç olarak oyunu Mehmet kazandı. Tebrik ederim.

Gördünüz mü çocuklar, bu küçücük oyun bile hatayı affetmiyor. Hayat da öyledir. Üzülmek istemiyorsanız atacağınız adımı ona göre atmalısınız. Abdullah, kestaneleri getir artık, hak ettik. Afiyet olsun, gönlü güzeller. Hayır olsun her şeyiniz, güzel olsun.

Osman Bozdemir – Dombili

“Şangırt!”

– Eyvah!

– Ne oldu hanım?

– Ne olacak bey, yaramaz hay­talar yine camı kırdılar.

– Hay Allah. Ne yapalım, sağ­lık olsun hanım, canları sağ olsun. Mahallede çocukları bir araya getiren tek oyun futbol kaldı. Onu da araba­lardan daralan küçücük sokaklarda oynamaya çalışıyorlar. Her taraf be­ton yığını… Ne yapsınlar, takım ne­dir, paylaşma nedir, oyun nedir, bil­mediklerinden, oyunları topa düzen­siz ve dengesiz vurmaktan ibaret ka­lıyor. Ee bir de saha olmayınca… Ka­çınılmaz son, camlar şangır şungur iniyor. Gerçi şimdikilerin oyundan anladıkları bilgisayar oyunları, pay­laşma dedikleri facebook. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha, internet başında sohbetler edip sanal oyun­lar oynuyorlar. Sanal yaşıyorlar ha­nım, sanal!

– “Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık!” desene…

– Biz değil de böyle giderse bu çocuklar yanacak. Ülfet, ünsiyet, gerçek dostluk yenilecek. Bir şeyler yapmalı.

– Cam için?.. Değil tabii, anla­dım. Ne yapılabilir ki?

– Ha tamam buldum. Hanım, şu bizim baba yadigârı ev var ya, di­yorum ki, oranın genişçe olan avlu­sunu ve o mütevazı bahçesini oyun alanı yapalım, ne dersin? Mahallemi­zin oyun yeri olsun. Güzel olsun her şey, hayrolsun.

– Tamam, Hasan Bey, sen nasıl istersen öyle olsun.

………

– Kubilay, Abdullah, Vural, Akif… Neredesiniz?

– Neredesiniz oğlum, saatler­dir sizi arıyorum. Bilgisayarın başın­da Ogame, Ikariam. Travian, Knight, Fifa oynamaktan sıkıldım arkadaş. Birbirimizin yüzünü “webcam”den görür olduk.

– Haklısın Mehmet, biz de aynı dertten muzdaribiz. Ama ne ya­palım oynayacak yer mi kaldı? Fut­bolu bile şu daracık sokaklarda oy­nuyoruz. Kaç oldu cam çerçeve kırdı­ğımız. Valla babam ‘bir daha olursa sokağa salmam’ diyor. Biz de başka oyunlar oynayalım, pencereleri kır­mayacağımız. Mesela çamurdan ka­leler yapıp kendi köyümüzü kuralım Travian’deki gibi.

– Hem hepsi tamam da Ab­dullah, bizler sanal oyunlardan baş­ka oyun bilmiyoruz ki. Kim öğrete­cek bizlere eskiden oynanan mahal­le oyunlarını, çocuk oyunlarını arka­daş. Koca mahallede yok mu oyun bilen?

-…………………………………………….?

– Buldum. Hasan amca var. Hasan amca bizlerle konuşmayı se­

ver, bizlere oyun misali bilmeceler sorardı. Ona gidelim. Belki de daha başka oyunlar vardır zihninde, bize öğre­tir. Ne dersiniz, gidelim mi?

– Tamam, bize uyar, gidelim.

– Hasan amca, Hasan amca, selamün aleyküm.

– Aleyküm selam çocuklar, hayırdır?

– Hayır, Hasan amca hayır. Bu gidişe bir hayır de­mek lazım. Oynayacak yerimiz yok koca mahallede. Apartmanların arasına sıkışıp kaldık. Bir tek sizin şu eski ev kaldı. O da giderse eskiye dair bir şey kalmaya­cak. Hem yer bulsak da oyun bilmiyoruz futboldan baş­ka. Onu da… Size karşı çok mahcubuz. Siz bize oyunlu sorular sorardınız. Düşündük ki amcamızda başka oyun­lar da vardır. Bizlere öğretir.

– Estağfurullah, tevafuk oldu çocuklar. Sabah da aynı konuyu yengenizle konuştuk. Biz de üzülüyoruz sizlere. Bunun için de orayı siz yeşeren fidanlara tahsis edip oyun alanı yapmaya karar verdik. İster futbol oynar­sınız ister sizlere öğretmeye çalışacağım oyunları.

– Yani kabul ediyorsunuz, öyle mi?

– Elbette çocuklar, şeref duyarım çocukluğumu­zun oyunlarını sizlerle paylaşmaktan. Arkadaşlığı dost­luğa götüren, paylaşmayı öğreten, kaynaştıran o güzelim oyunlar, ‘Yerden Yüksek, Köşe Kapmaca, Mendil Kap­maca, Dombili, Mors’ ve daha niceleri. Merak etmeyin hepsini öğreteceğim sizlere. Hadi gidelim eski eve.

– İlk olarak Dombili oyunundan başlayalım. Bazı yerlerde bu oyuna dokuz taş oyunu da denir. Oyun sayış­mayla belirlenen iki takımla oynanır. Oyun alanına çizil­miş ve tam ortasına üst üste dokuz taşın dizili olduğu bir daireye, on, on beş metre uzaklıkta bir çizgi çizilir. Oyu­na ilk başlayacak takımı belirlemek için, yeniden bir te­kerlemeyle sayışma yapılır.

“Ooooo

İğne iplik

Derme diplik

Çelik çubuk

Al çık, balçık

Sana dedim

Sen çık.”

(Seçilen takım, çizginin ardında yerini alır. Di­ğer takım ise dairenin arkasına sıralanır. Seçilen takı­mın oyuncuları, sırayla ellerindeki topla atış yaparak da­ire içerisinde dizili olan taşları devirmeye çalışır. Oyun­cu sayısı kadar ve taşlar devrilinceye kadar atış yapılır. Tüm oyuncular attığında taşlar devrilmemişse, oyunu ebe olan takım kazanmış olur ve diğer takımla yer de­ğiştirir. Taşlar devrildikten sonra ebe takım ellerindeki topla diğer takımın oyuncularını vurmaya çalışır. Tüm oyuncular vurulana dek mücadele devam eder. Burada amaç, vurulmadan taşları üst üste dizmektir. Bunu ba­şaran takım oyunu kazanmış olur ve yeniden taşları de­virme hakkını elde eder. Taşları dizemeden, takımın tüm oyuncuları vurulursa da, oyunu ebe takım kazanmış olur ve atış yapma hakkını kazanır.)

– Nasıl beğendiniz mi?

– Eveeet…

– O zaman, doooğru oynamaya… Hayrolsun her şeyiniz, güzel olsun. Bir dahaki oyuna görüşmek üzere çocuklar…