Etiket: Rıdvan Ünal

Rıdvan Ünal – Anlaşılması Uzun Sürmüş ve Sürecek Çocuklar İçin

Rıdvan Ünal – Anlaşılması Uzun Sürmüş ve Sürecek Çocuklar İçin

Ses derilerini kaldırıyor çocuklar
Ay etleri sarsılıyor içlerinde
Mavi
Ama masmavi kemiklerinin yeşile kayan yanları
Az sonra kaybolacak.
Bu kabuk öncesi rahle kuran
Bu birazdan az evvel dünya

Kırk binlerce kemik arasında
Saçını bir başka toprakta bulmuş güzel kız
Vücudunu tamamlamaya çalışan çocuk
İşte burada anne sırtları
Ağır ve yokuş
Gün eşlerin dirilecek
Çocuk
Et hizasından uzak
Bu birazdan kemik
Bu birazdan gözler arasında

Ama sesimin
Kaburga kemikleri arasındaki sesimin
Peçeli kadınlar taşıyan sesimin
Üstünde kubbe gibi duran baba sesinin
Altından ırmaklar akan
Yani altından ırmaklar akan
Ve bağlacına gerek kalmadan
Gittin.
O nehrin beline dolandığı kuşak
İşte alnında kırmızı

(Medine)

Rıdvan Ünal – Gözatlıları

Rıdvan Ünal – Gözatlıları

Ve elbet
Dünyanın eklem yerlerinde aşk vardır

Koklanabilen bir ses olarak
Alnını ve omzunu kaybeden çocuklar
Görünür bir dağ sesinde buldukları ateşe doğru
Gün ışığını yontarak içlerine
Koşmuştular
Darağaçlarında
Boynunu unutan babalar

Kımıldayan bir yaranın ilk tashihini
Genç bir ölümlünün haberi olarak
Düzelten seyis
Gözatlıları yaklaşıyor
Tenha
Artık ayrı bir uzvudur zamanın
Bak yavrum
İşte burada
Çiçeğin dirilişi başladı
Kından, alın çıkaran çocuklar burada
Dağ aralarına indirilmiş gündüzlerden
de diri
Çocuklar
Ama
Herkesçe deniz sanılan bir zamanda
Saçlarıyla güpegündüz
Bir bulutun havarisi olarak
Buralardan ayrılan
Alnını taş duvarlardan ayıran genç bir adam
gibi dururken güneş
Ceketi önden iliklenmiş
Yürüyordu
Alnından kan akıyordu
Uzayıp giden gölgeler arasında
Kısa ama keskin ve sert
Ama ruhlarının dipçik tarafıyla vurulmuş
Boğazlanmış bir gece ölüsü orada
Öylece uzanmaktaydı
Gözatlıları yaklaşıyor

(Dikkatini gökyüzünden bir an olsun çekersen, yeryüzüleşiyorsun)

Biz bir dağ kaybettik evet
Kabul
Ama onlar da görmediler.
Biliyorsun yazmaya ihtiyacım var
Görüyorsun kaç gündür aç ve susuz toprak

Yavrum
İnsan.
Bilinenin aksine
Bir çiçeğin son çırağı olarak
Yaşamayakaldı

Rıdvan Ünal – Sessiz Ağaç

Rıdvan Ünal – Sessiz Ağaç

I.
Dudaklarında ispinoz kuşları çocukların
Gözlerinde eskimeyen güneş
Tarıyor saçlarında kalan son rüzgârı
Bir buğday tanesi kadar sessiz köşelerde

Unutulmuş ikindi yağmurları saçlarında
Ruhumun hazirelerine saklanan
Adının giz harfine açılan sandukaları
Bir duanın def gibi yükselen sesi
Türbelerinde kuru otlar yanınca
Koca bir mabet yalnızlığında hurma ağaçları

Başak tenli gerdanlığından geçiyor gemiler
Denize yanaşmış limanlar gibi
Omuzlarına yaslanınca dağlar
Görkemli tabut gibi ellerinde çocuklar
Annelerin kalbinde yağmur sağanağı
Çocukları meleklerin sağ yanağı
Çiçek ellerine sahip hüznüyle
Ölünce anneler ve çocukları
Rahman ve rahim
Kalır
Bir çocuk ve kolları

II.
Çocukların saçlarından düşerdin kar yağınca
Çehrende binlerce yıl kadın ve binlerce yıl adam
Gelirdi öpüşlerimizi kutsayınca mavi
Ellerimizi tutunca yeşil
Sükûnet yüzümüzde ilmihaldi

Sabahı beklerdik
Alnımızda güneş yüzümüzde ezan sesleri
Analar mum ışığında kutsal kitap gibi
Yanınca kandil gibi içleri
Hiç gülmemiş bir ağaç
Yapraklarını dökerdi

Rıdvan Ünal – Anaekruh

Rıdvan Ünal – Anaekruh

Bir dağ sarsıldı
Göğsünden içre ayaklarını sakladı
Yalpaladı
Yalpaladı
Yalpalandıkça bir ağrı
Yalın bir çocuk
Ek almış haliyle parantez içinde bir adam
Ham ve arî
Saf kumaş derili
Dağ-ı çarptı
Özkemikleri çatı tuttu
İnsanlık otağı o insanlık çadırı
Çarp-ım tablosunda hep anılan
Hem çarp-ım hem çarp-ılan
O büyük rakam (odağı)
Ki onların sırtlarında
Bir şelale ordu-su
Taşır sızının kavmini
Dağ “sızıkavmi” suyun ruhu.
Rahmi suyun bengisu
Nice seneler su yonttu sular taşladı
Çağı çağlarla biledi
Ölçtü biçti kesti
Sularla kurula-n-dı
Durula-n-dı
İlk aşı zamanı sabahçağı
Göğsünden önce sabaha kalktı
Maya tuttu toprağın kavı
Ezeli kav ebedi
Maya tuttu su
Tutuştu o su
Dibace:
Dağ köküne eklendi
Doğ köküne ek ruh
Anaekruh
Ana + ek + ruh

Ve artık o büyük kuşlar tünedi içimde
Kırık kemiklerim
Artık kırık kemiklerinle kaynamaya hazır

Bir insan sarsıldı
Dağ olduğu yerde kalakaldı
Sessahibi bir ses
Bir ses ki iyelik ekiyle ses
Ki o ses
Ufkun baş treni
Rayları medeniyet bekçili
O ses ki
Göğe hizalı susuşun şekli
Göğe hizalı çağrının şekli
Beş vaktin şekli
Şekil değil özün şekli
Ol cümlenin ruh şekli
Şeklin dış şekli
Kapsayan kavrayan parmak
Avuç içre pınar
Müebbet kaynak

İnsan sarsıldı? İnsan sarsıldı? İnsan sarsıldı?
İnsan sarsıldı mı? İnsan sarsıldı mı? İnsan sarsıldı mı?
Sarsılsaydı insan sarsmaz mıydı? Sarsılsaydı insan sarsmaz mıydı? Sarsılsaydı insan sarsmaz mıydı?
İnsan sarstı mı? İnsan sarstı mı? İnsan sarstı mı?

Sükûneti Arapça
Dil kökü
Kaygısız imla Telaşlı ve telaşsız
Bir tespih gibi çekilen yol
Bit
Me
Di
Su dağlardan inmedi
Gök sarsılmadı
Sükûneti Arapça
Dil kökünde Allah
OL
MA
DIK
ÇA
Sürgün verecek çiçek kimindir?
Anaekruh
Ana + ek + ruh

Ve artık o büyük kuşlar tünedi içimde
Kırık kemiklerim
Artık kırık kemiklerinle kaynamaya hazır

Rıdvan Ünal – Suevi

Rıdvan Ünal – Suevi

Rahmetli Kayınpederim Muhammed Yazgan’a…

İçinden o büyük dağı kaldırdı
Koydu başucuna
Sıralı dağların hemen yanına
Sonra bir kibrit çakıp yaktı şehri
Ve başladı bir su
Yüce bir kaynaktan
Ağır ağır sızmaya
Sızdıkça büyük su
Şehre aktı sızı

Ayakuçlarından başlanarak yıkandı su
Avret yerleri örtülerek gizlendi
Gizli bir mabedin
İlk bilineni olarak yetişti
Suyun şeyhi:
Suevinde bir çocuk
Suevinde şelale yüzlü
Suevinde gövdesi kırılgan
Mızrak gözlü
Çerağı!

Bir alıntı olarak anıldı su
Şerh oldu Yunus’a
Dert oldu
Su, kürek kemiklerinden
Kaburga kemiklerine doğru aktı

Doğruca akarken bulundu
Su!
O tennureli sabahta
Sadakat ehli bir dağdan inerken
Binlerce yıllık çocuklar büyüdü
İlham edildi sabaha
Sabaha kadar akan su
Hiç dinmedi

Kim bilir
Kaç suevinde ölü bulundu
Kaç ölünün koynunda sabahladı
Ve oldukça yağız bir gök altında
Beyaz
Ama maviden oldukça uzakta
Alnı hicap görmüş
Kumru gerdanında siyah bir halka
Eğildi yunus ağaç dallarına
Dertli bir çark gibi çekilirken dünyadan
Konuştu.
Şüphesiz doğunun
Ve doğumun en büyüğü olarak
Akarken bulduğu yolu
Dert belledi
Belli ki
Her suyun alnında bir su daha gizli

Şehre aktı sızı
Sızdıkça büyük su
İçinden o büyük dağı kaldırdı
Sıralı dağların hemen yanına
Koydu başucuna
Sonra bir kibrit çakıp yaktı şehri

Rıdvan Ünal – Kavis

Rıdvan Ünal – Kavis

rakım: insan
rakım: insan
rakım: insan

insan
rakımının birimi
rakamı
matematiğin şahı
parantez içinde bir
allah asla teğet geçmez

aşk bilendikçe çocuklar parlar
ki yükselti görmüş alınlardır
su çıkmayan parmak uçlarının
boyun eğmiş
ilmihâl çiçeklerinin adıyla bir
bir okunur
o dağ kıraatli mesnevileşen kadınlar

ve şiirlenir
o tütsü

ve yanık derili
—hayır, yanık derili
uçları kıvrık
dirsek yaralı adamlar gelir
başköşesine evlerin kokular bırakır
öldürülmeyen kokular
la
denir başlangıç olarak
büyü:insan
büyü:insan
büyü:insan

saatlere üflenen ruh
çarmıhta.
gerdek gecesi zaman
parantez içinde
allah asla teğet geçmez
bunu unutma

sesin gürbüz yanaklı aşk çocukları
çoğul eki takınarak yüzlerine
gelecek çağlardaki yüzlerine
alınlarından taze bahar kokuları getirmiş
babalarının saçlarından çığ gibi
düşmüş
gibi taze
ve derun haberlerle
inip aşk yeleli dağlardan
aşk yeleli denizler ülkesine geçip
bir haberi bir haberle bertaraf etmiş gibi
dev kanatlı
aşk rekâtlı
zamanlardan açılır
o coğrafyaların en kutsanmış topraklarına

ki öldürülmeyen kokularla
aşkın tartılan
ve ölçülen yarası
kavis çizer
bir bedenlik denen o toprağın üstüne
öğüt:insan

öğüt:insan
öğüt:insan

gölgesi öğüt vermiş adamların ardından
koşarak büyülenmiş
o yaşlı ve efsunlu ağaçlar gelir
babası nalbant
amcası çoban
dedesi yorgan

parantez içinde bir
Allah asla teğet geçmez
bunu unutma

çiçeklerin kilidini açan anahtarlar gelecek
zırhlı birlikler gelecek
demir atlara binmiş
ham köleler gelecek
su uyanacak
sıcak bir nefes olacak
yaşlı bir bilge diyecek
hani nerde
o tutunduğunuz yosunlar
kılcal damarlarına kadar bir orman
saf dizili ağaçlardan oluşan bir orman
konu:orman olacak
saf dizili ağaçlardan oluşan bir orman

Rıdvan Ünal – Doğum Lekesi

Rıdvan Ünal – Doğum Lekesi

Beni kış gecelerinden habersiz bekleyen
Uzun nehirlerin seslerine yaslanarak
dünyaya
Mavi yıldızları çok uzaklardan selamlamış
Çocuklar karşılardı
Esrimeyle mağrur, mağlup ellerinden
Dolunaya tutulmuş gözlerine dek
Giz sürerek
Bir sırrı ayıklayarak sırlarından
Bir el inerdi
Yaşlı ağaçlarca anılan
Göğe zeval vermeye

Ve yıllarca korkutan korkuluklarıyla
Üzünç doğurarak doğrulmaya yüz tutmuş
Bir üzüm tanesinde bulunarak ben
Geçtim meyve vermemiş
Ağaçlarca beklemeye alınan güz tarlalarına

Geçtim ve sonra
Sus payı verilmiş mucizevî güzellikler karşısında o şehirler
Ağaçlarını keserek değiştirdiler gölgelerini
Gölgelerde yaşlanmış binlerce kuş
Binlerce kanat sesinin arasında
Bir tüy olarak düşüyordum gökten
Nefesimizi kuşatan
Azizliğimizi alıp başkalarına dağıtan
Kuşkusuz bir güzellik yerine
Kuşkusuz bir güzel olarak
Kuşkusuz bir güvercin kanadında
Terk ettim kenti lisanıyla
Terk hiç bu kadar
Hiç acı gelmemişti bana

Ey beni kış gecelerinden habersiz bekleyen
Kıtalar arasında yersiz
Ve yurtsuz karanfiller bağışlayarak göğsüme
İliştirilen yıldızları saydı anneler
Kutsayarak bir diğerinden öbürüne

Su serptiler
Su serptiler ve
Nice ağaçlar yetişerek büyüdüler bana
Uykuyla tecimevleri arasında
Bir büyü olarak

Bir ses olarak her sabah
Yeni uyanmış çocukların gözkapakları arasında
Araladım günleri
Her güne ayraç konmuş
Bir geceydim ben
Geceydim genç olarak
Sabahlayarak karanlıkta bir başak tarlasında
Doğuşumu muştulardı
Kutsal peçeli kadınlar

Ah kutsal peçeli kadınlar sarardı etrafımı
Ah çok önceleri beni
Bir doğum lekesi olarak beni
Keskin bir koku olarak
Damıttılar

Baş koyduğum yastıkta bir rüya yerine
Erken gelen ölümle uzandım
Gölgelerle bahşedilen geniş bir avluda
Anne dedim
Havlu getir sıcak su getir
Kalk bu gece de doğur beni
Çağla nehirler arasında okşa başımı