Etiket: Şiir

Yunus Taşdemir – Sisli Bir Sahne

Yunus Taşdemir – Sisli Bir Sahne

Burada böylece dururum
düşünürüm tasasız kuşun kanadını
içimde şarkıya nakarat oluşum
gibi uğurlanırım
göçerim orman ahalisi gelir peşimden.

Gövdemden sabaha salınışını bilseler
durup aldanır tüm baharlar
kırgınlığı azık yapan yolcuyu
ben nasıl unuturum
geçerim seyredendir yüreğim

Böyledir suyu taşlara dökenin mahareti
ırmağın bilgisiyle sınanırım
yosun tutan bir şey var aramızda
aramızda suyla uğurlanan bir dua
yiterim salınışın gelir aklıma

Geriye dönmenin beni yolda koması
tarihin tekrarı olur
dudakların bükülünce şehirleri ıslatırım
yağmur mu yağdı sorusuna
ben nasıl katlanırım

Merve Yaylacık – Sırf Seviniyorsun Diye Yağmurları Başa Sarıp Sarıp

Merve Yaylacık – Sırf Seviniyorsun Diye Yağmurları Başa Sarıp Sarıp

-alnındaki gül izine-
“BEKLEMEDİM. YENİLMEKTEN KORKMADIĞIMI SANDIM. YENİLDİM.
Hâlâ yağmur yağacak.”


tekilliği kıranların atlaslarında
seni çizdiler bir kağıda uzlaştı çeperim
üzgün yarım seslerin başarısızlığı yoktu
o bütün acıları yaşatırdı.

neşeliydi ev sahiplerimiz
yavaşlığı sevgide bulmasıyla neşeli
demir kanlarından ayrılmıştı
saydamlık bulunmuştu yüzlerimizde
bekletildi dünyada kaldıkça bir çizgide
bu bütün acılardan sonra yaşanmıştı.

atlasların dışında buluştuk
-aynı dağ durağında-
ne var ki plansızdık ve
kaynağı belirsiz
sulardan daha serin
bütün acılar yavaşladı.

hatırada usulca yenildim
merkeze çekilirken bir zaman biriktim
sırf seviniyorsun diye
yağmurları başa sarıp sarıp

Mustafa Abdullah Kebude – Hold On Arbor Vitae

Mustafa Abdullah Kebude – Hold On Arbor Vitae

“so she left Monto Rio,son
like a bullet leaves a gun”
Kathleen Brennan & Tom Waits


Çekersen ellerini birden tam burada
takılıp düşürülmüşüm
bravo bay modern dünya
taşlaşmış koşuşturmaca,
ve gecelenmiş şehrin telaş meydanları
durup durup, durulmalı.
mermerler ve mermi seslenmeleri
yani ardı ardına
Bizi niye vurmasınlar trafik ışıklarında
Sonra ve aslında daima
Yerdeyim, göğüs hizasında

Çekersen ellerini birden tam burada
çekerler emir ve tetik: nefes, karaborsa
vadilerde dereler yanlış saçaklanır
Dünyadan başka elmalarla dönerim, yaralar açıklanır.

Celâl Fedai – Eli Kulağında

Celâl Fedai – Eli Kulağında

Yarın uyandığımda diler misin bu uyku bana yaramış olsun
Trenin bir türlü çıkamadığı tünelden çıkıp da geldim ben;
Geldim ki kuzuların eğildiği gibi eğilip kalkmışlar secdeden
Dağılmış gibi yoksul bir mescidin avlusuna bir tespih iğdeden.

Dağılan bir cemaatin açılan kanatları dolaşacak şimdi avluyu
Köy yaşlanacak çocuk kılığında cıvıldayacak serçeler birden.
Serçeleri Anadolu’nun neden sayıya gelmez çoktur bilir misin
Bir batında ikisi ölü beş serçe yumurtlar burada her secde eden.

Müziğe gelmeyen bir coşku onlarınki hüzünleri de anlatılamaz
Çalgılar fazlasıyla bir başka çalgıyı gereksiniyor anlatılamaz
Çalaba diz gelmekle bükülmeyen bir zamanı sen de dile, gelsin
Gelsin, varayım sana ateşler içinden geçen o metruk köprüden.

Ali Oktay Özbayrak – Mahcup Derviş

Ali Oktay Özbayrak – Mahcup Derviş

Cengizhan Orakçı’ya

Sönmüştür köylerde isten kararmış bir çerağ
Boynu bükük kalmış hüzünlü bekleyişlerin
Ve bir gölgedir; gözlediğimiz şu dar patika
İzlerini taşır tarihten geçen bir dervişin
Hayata karşı mahcup
Hayat da ona karşı…

Bir postu vardı sırtında tecrit hırkası
Yağmaya hazır dolanırdı gözleri
Ve usulca koyulduğu şu yola
İstikamet mi koymuştu çilesini?
Yola karşı mahcup
Yol da ona karşı…

Kırılan insanlığın yorgunluğu kalbinde
Ve atmaya devam eder bir Eyüp sabrı
Bir Eyüp sabrıyla beklerdi tüm insanlığı
Dört yan talan, çatladı taşlar kalplerle
Taşa karşı mahcup
Taş da ona karşı

Yorulsa da indirmişti gökten ırmakları
Örmüş kuşlara masallardan bir çelenk
Ve uçuşan pamukçukları izleyerek
Tazelemiş abdestini akan suda
Irmağa karşı mahcup
Irmak da ona karşı…

Ve gönlünde dürülü bir masal bohçası
Azığını açmış, sofrasını sermiş ayrılığın
Gülümsemesini kurda kuşa pay ederek
Kederini omuzlamış, tenha yolların
Dünya hali bu ya, sırtında talaşı;
Taşıdığı, son tabutun, gitme telaşı
Dünyaya karşı mahcup
Dünya da ona karşı…

Yanmıştır bir kandil şimdi insanlığa
İnsan daima mahcup
Allah’a…

Ahmet Sarı – Demek Gidiyorsun

Ahmet Sarı – Demek Gidiyorsun

demek gidiyorsun yanına kuş seslerini de alarak,
vakitsiz bir mevsim gibi uğuldayarak gidiyorsun
demek gidiyorsun çam ağaçlarından kendine şemsiye yaparak,
gözlerinle bir enkaz bırakarak alelade gidiyorsun.

demek gidiyorsun ardından bulutları ağlatarak,
hercümerc edip gönül dağımı asude gidiyorsun.
demek gidiyorsun vücut iklimimi on ikiye yararak
ardına bakmayan bir nebi gibi çölde gidiyorsun.

Abdülhalik Aker – Bahê

Abdülhalik Aker – Bahê

Cercis Kaptan’a…

Şüphe duymadım anne, gelmeyeceksin diye
kulağımda son sözün: beni sen burda bekle!
yetmiş sene her bahar umut indi bu vadiye y
etmiş sene bekledim en imanlı yürekle

Bu eşiği tuttum hergün dönen dünyaya inat
ne ahdimi unuttum ne de ye’se kapıldım
esen her rüzgar ile değişirken kainat
kalbim ilk günkü gibi… Bahê’ye döndü adım…

Gidiyorum, ölmeye yani öbür tarafa
cehennem ateşinde kurursa gözşyaşlarım
bir daha beklemeye giderim ki Araf ’a
anneleri beklemek artık kalmasın yarım

İşte Deyrulzafaran, işte kadim manastır
Yetmiş altı yaşında bir çocuğu anlatır

Rıdvan Ünal – Anlaşılması Uzun Sürmüş ve Sürecek Çocuklar İçin

Rıdvan Ünal – Anlaşılması Uzun Sürmüş ve Sürecek Çocuklar İçin

Ses derilerini kaldırıyor çocuklar
Ay etleri sarsılıyor içlerinde
Mavi
Ama masmavi kemiklerinin yeşile kayan yanları
Az sonra kaybolacak.
Bu kabuk öncesi rahle kuran
Bu birazdan az evvel dünya

Kırk binlerce kemik arasında
Saçını bir başka toprakta bulmuş güzel kız
Vücudunu tamamlamaya çalışan çocuk
İşte burada anne sırtları
Ağır ve yokuş
Gün eşlerin dirilecek
Çocuk
Et hizasından uzak
Bu birazdan kemik
Bu birazdan gözler arasında

Ama sesimin
Kaburga kemikleri arasındaki sesimin
Peçeli kadınlar taşıyan sesimin
Üstünde kubbe gibi duran baba sesinin
Altından ırmaklar akan
Yani altından ırmaklar akan
Ve bağlacına gerek kalmadan
Gittin.
O nehrin beline dolandığı kuşak
İşte alnında kırmızı

(Medine)

Vural Kaya – Bu Mevsim Hatırlamadıklarım

Vural Kaya – Bu Mevsim Hatırlamadıklarım

Bu mevsim hatırlayamadıklarım için üzgünüm
Gelecek mevsimler için de üzgün olabilirim
Bu mevsim araya Ahmet girdi canım acıdı
Hatırlayamayacağım kadar Bağdat girdi
Batı girdi insanlığın hayatına bir uzun ara
Bu mevsim araya Şam’da ölümler girdi
Bir çocuk girdi araya Şamlı, Mağripli, Kudüslü
Ölürken şöyle diyordu: Her şeyi söyliyeceğim Allah’a
Bu mevsim nereye baksam baharla baktım
Baharlara kan karıştıran kuzgunlarla
Çiçekler açtı açacak bu mevsim yine de
Hiç kimsenin başkası olacak bir atlı bir umut
Umut uzun, ömür kısa böyle bir mesel girdi
Çiğdem, sümbül, menekşe belki biraz

En çok bu mevsim hatırlamadıklarım için
Sürekli Ahmet için sürekli Bağdat
Evleri kış gecesinde yanmış çocukların
Sokaklara sarılıp uyumaları girdi, parkların
Bombalarla dolu oluşuna artık ağlamayan
Çocuklar girdi aylarca Ahmet sesi doldu kulağıma
Bağdat’ı bırakıp Ahmet’e koşsam Bağdat yanardı
Ahmet’i bırakıp çocuklara koşsam Şam
Bu mevsim mabetlerim postallarla dövüldü
Bu mevsim araya dili gerçeklerden nefrete kaçan
Dili keçeleşmiş bir dünya girdi, bu mevsim
Naralarla öldü müminler, nidalarla
Bu mevsim kuklalar kuluçkadaydı
Kuklacılar kurna başında, ve daha bir sürü şey mesela
Bu mevsim hatırladıklarım için üzgünüm

Vural Kaya – Bu Mevsim Hatırlamadıklarım

Vural Kaya – Bu Mevsim Hatırlamadıklarım

Bu mevsim hatırlayamadıklarım için üzgünüm
Gelecek mevsimler için de üzgün olabilirim
Bu mevsim araya Ahmet girdi canım acıdı
Hatırlayamayacağım kadar Bağdat girdi
Batı girdi insanlığın hayatına bir uzun ara
Bu mevsim araya Şam’da ölümler girdi
Bir çocuk girdi araya Şamlı, Mağripli, Kudüslü
Ölürken şöyle diyordu: Her şeyi söyliyeceğim Allah’a
Bu mevsim nereye baksam baharla baktım
Baharlara kan karıştıran kuzgunlarla
Çiçekler açtı açacak bu mevsim yine de
Hiç kimsenin başkası olacak bir atlı bir umut
Umut uzun, ömür kısa böyle bir mesel girdi
Çiğdem, sümbül, menekşe belki biraz

En çok bu mevsim hatırlamadıklarım için
Sürekli Ahmet için sürekli Bağdat
Evleri kış gecesinde yanmış çocukların
Sokaklara sarılıp uyumaları girdi, parkların
Bombalarla dolu oluşuna artık ağlamayan
Çocuklar girdi aylarca Ahmet sesi doldu kulağıma
Bağdat’ı bırakıp Ahmet’e koşsam Bağdat yanardı
Ahmet’i bırakıp çocuklara koşsam Şam
Bu mevsim mabetlerim postallarla dövüldü
Bu mevsim araya dili gerçeklerden nefrete kaçan
Dili keçeleşmiş bir dünya girdi, bu mevsim
Naralarla öldü müminler, nidalarla
Bu mevsim kuklalar kuluçkadaydı
Kuklacılar kurna başında, ve daha bir sürü şey mesela
Bu mevsim hatırladıklarım için üzgünüm