Öykü

Faruk Yazar – Masanın Üstünde Bir Kurşun

Kimseler yok. Her yer o kadar tenha ki, cinler ve periler bile bunalmış olmalı. Bu şehirde ak­şam ve karanlık evlere ne kadar çabuk geliyor böyle. Makarna yaptım yemedim. Evin odalarında dolaşan ses­sizliği kolaçan edip, duvardaki film afişinde bir şeyler söyleyecekmiş gibi bakan aktrisle konuş­tum. Çok uzun süre kimseyle konuşmamıştım. Bir süre sonra insan, bir başkasıyla konuşmaya mecbur olduğunun farkına varıyor.

Duvarlar, insanın düşüncelerini ve var olma az­mini emen bir heyula gibi. Bugün her günkü ak­şamdan daha farklı bir sızı dolaşıyor karaltılarda. Her karaltı, insanın ruhuna saplanmış anılarla doğruluyor yerden. Sonra belli belirsiz bir imge olarak karanlığa karışıyor.

Radyoda Kıraç var. Makarna, kıraç ve evin içi­ne dolan bir ürperti. Odada masanın üstünde bir kurşun duruyor. Kurşuna paralel olarak yata­ğa uzanıp, takvimdeki resim şiirini mırıldanıyo­rum. Yeni hayat filminde Tom Hanks, mağarada bir beyzbol topuyla konuşuyordu. Bende duvar­daki aktrisle konuşuyorum her akşam. Yalnız bir insan için akşam, ölümlü olmanın acı bir resmi­dir. Akşam bir hırsla insanı tüketir. Şehrin ışıl ışıl yanan lambaları geride kalmış bir umudu dirilt­mek için artık yeterli değildir.

İstanbul, kendini yalnızlıklara bölüyor her ak­şam. Koskoca apartmanın ıssız merdivenlerin­den hiçbir ses duyulmuyor. Küçük adacıklar içinde Robinson Kruso’lar yaşamaktadır bu ev­lerde. Her aile bir çeşit Kruso. Radyonun cızırtı­ları anıların hayal perdesini açmaktadır. İnsan, içinde yaşarken etrafını kuşatan duvarların im­gesel baskısını fark edemiyor. Duvarlar, insanın kendisi için ördüğü bir çeşit hapishanedir. İçin­de kaybolarak varlığını erittiği bir soğuk mekan­dır apartman duvarları.

Masanın üstündeki kurşun senaryoda patlamak zorunda olan bir tabancanın soğukluğu ile pa­rıldıyor. Makarnanın yalnızlık duygusu ile olan zorunlu ilişkisi bütün iştahımı kaçırıyor. Odanın dağınık hali, eylülün dağınık yaprakları gibi sere serpe uzanmış ve kasvetli. Bergman, yaşamak bir incinmedir demişti. Ancak, hikayesi olan in­sanlar incinebilir hayattan. Hikayesini kaybet­miş sokaklar, özlemin ne olduğunu unutmuş yalnızlar kadar büyük ve ıssız bir incinme olu­yordu kurutulmuş gül mevsimleri.

Şimdi her şey bir bardak su içip başını yastığa koymuş bir hasta gibi mecalsiz. Bugün afişteki aktris de konuşmuyor, radyoda çalan nihavent şarkılara rağmen. Sessizlik müthiş bir gürültüye dönüşüyor sonra…

Etiketler
Devamı

Faruk Yazar

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı