Fatih Özkafa – Sanatta Usûl-Vüsûl İlişkisi

Fatih Özkafa – Sanatta Usûl-Vüsûl İlişkisi

Her ilmin usûlu, o ilmin anahtarıdır. Tahsiline başlamadan önce, bir ilmin temel kavramları ve metodu öğrenilir. Bu temelden mahrum olanlar, karşılarına çıkan her mefhum hakkında istifham ederek bocalayıp durmaktan öteye geçemezler. Hoca ile talebenin anlaşabilmeleri, aynı meslek mensuplarının birbirleriyle sıhhatli bir iletişim kurabilmeleri, maksûda erişmeleri, ıstılahata hakimiyet ve metoda riâyet ile mümkündür.

Sanat dalları için de durum bundan farklı değildir. Her sanatın kendine mahsus yüzlerce, hattâ binlerce ıstılahı olduğu gibi bir de öğretim yöntemi vardır. Hat sanatı gibi köklü geleneklere sahip bir sanat dalında da harfiyyen uyulmadığı takdirde verim alınması çok zor olan kaideler bulunur. Talebe, bunların bir kısmını henüz ilk meşklerine başlarken öğrenir; bir kısmı ise ona zaman içerisinde zerkedilir. Böylelikle, bizzat yaşayarak ve sindirerek sanat usûlü de meşk ettirilmiş olur.

Yeni başlayanların meraklı, ihtiraslı, iştiyaklı sualleri çoğu zaman cevapsız bırakılır. Onlara, her şeyin bir anda öğrenilemeyeceği fark ettirilir. Çünkü zorlanmadan elde edilen şeyin kadr ü kıymeti bilinmez ve zaman, birçok soru işaretini sessizce ortadan kaldırır. O halde bir hat talebesi, klasik tabirle ifade edecek olursak “ğassâl elindeki meyyit gibi” olmalıdır. Eğer böyle kâmil bir teslimiyet olur; azim ile hüsn-ü niyet de birleşirse tevfik ve inayet biiznillah mukadderdir. O zaman cümle esrâr zamanla ona âşikâr olur ve “mine’l-bâb ile’l-mihrâb” her ne varsa önüne seriliverir.
Rivâyet edildiğine göre; klasik eğitim sisteminin içinde yetişen eski hattatların çoğu, talebenin meşkine çıkartma yaparlarken konuşmazlarmış. Çünkü talebe anlayışlı, zeki ve kabiliyetli ise zaten yapılan çıkartmadan hatalarını fark edecektir. Öyle bir talebe değilse de, dilediğin kadar konuşarak tarif et; bir şey değişmeyecektir. Zira, hâlden anlamayan kālden de anlamayacaktır.

Sanat, rikkat-i kalb içindir. İncenin de incesini görmek, hılkatteki güzelliği keşfetmek içindir. İlâhi kudretin tabiatta nasıl tecellî ettiğini kavramak içindir. Madde ve manâ güzelliğine bütün halinde erişebilmek içindir. Eğer bir kimse sanatta fiilen ilerledikçe insanî melekelerden uzaklaşıyorsa, ahlâken zayıflıyorsa, rûhen itmi’nan bulamıyorsa, gittiği yol yol değildir. Sanat serüveninde niyet ve usûl sıkça gözden geçirilmeli ve gerekiyorsa ta’dil edilmelidir. Bunun için, mümkün mertebe üstadların tavsiyelerine riâyet etmeli ve “ben a’lâsını bilirim efendim” tavrından vazgeçmelidir. Aynı şekilde, hoca da hiçbir zaman “oldum” zehabına kapılmamalıdır. Talebeliği devam etmeyen hoca bir müddet sonra sendelemeye başlayacağı için, öğrenme azim ve isteği hususunda hoca ile talebe birbirleriyle mestûren yarışmalıdırlar âdeta. Böyle olursa muvaffakiyet karşılıklı olacaktır; hoca talebesiyle, talebe de hocasıyla iftihar edecektir.

O halde usûl ve âdâb ile hareket etmek talebeye münhasır bir husûsiyet değildir. Ana-babanın, evlâdı üzerinde hakkı olduğu gibi, evlâdın da ana-baba üzerinde hakkı vardır. “Hoca ne yaparsa haklıdır” mantığı, sağlam bir mantık değildir. Hoca çok kaprisli olursa talebesine öğrettiği en iyi şey, kaprisin nasıl yapılacağıdır. Dolayısıyla, usûle ve hakkāniyete riâyet karşılıklıdır. Her işte başarı, yöntemin sıhhatine bağlıdır. Hâsıl-ı kelâm; usûlsüzlük vüsûlsüzlüktür.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>