Fatih Özkafa – Sarayın Bahçesi

Fatih Özkafa – Sarayın Bahçesi

Reşk etme görüp sürh pilavını ümerânın
Hûn-ı ciğeri ve gözü yaşıdır fukaranın

Eski bir kitapta, “krallarla arkadaşlık yapma” diye yazıyordu. Bu ağır nasihati böylece işitmiş bulundum. Bir teselli arayışıyla, bu cümlenin bir krala ait olup olmadığını yokladım. O esnada bir dostum bana şunu söyledi: Eğer o nasihat bir kralın ağzından çıkmışsa, asıl o zaman korkmak gerekir!

Anladım ki; söyleyen kim olursa olsun, bu bir hakikatti ve ok gibi saplanmıştı. Bu saatten sonra yapılacak en mantıklı şey, hayatımdaki kralları gözden geçirmek ve hepsiyle bir bir vedalaşmak olacaktı. Fakat adamı için için kahreden bir gerçek daha vardı ki; insan krallarla arkadaşlık kurmuşsa bi kere, öyle istediği anda çekip gidemezdi. Onları terk etmenin maliyeti, onlarla olmanın maliyetinden daha yüksek olabilirdi.

İkbalime ümit bağlayan herkes beni bir kralın kucağına bırakmış ve sonra da habire sırtımı sıvazlamıştı. Oysa ne mansıp peşinde ömür tüketmek ne de kralların sohbet akranından olmak geliyordu içimden. Bir şekilde kendimi onların meclislerinde buluvermiştim. Pek az kimsenin bildiği gibi; böyle muhitlerde bir yer işgal eden herkes, -başta kral olmak üzere- zehir zemberek sarhoş olurdu. Bu sarhoşların arasında benim de başım dönmüş ve etrafı bulanık görmeye başlamış idim. Kahkahalar birbiri ardınca patlıyor; yiyecek ve içeceklerin biri giderken öbürü geliyordu. Sefahatin ortasında birilerine makam ve derece dağıtılırken birilerine de vazifeden el çektiriliyordu. Üstelik tard edilenlerin cezaları hafif görülüyor ve vaktiyle öptükleri eteklerin hatrı dahi güdülmeksizin bunlar aforoza maruz bırakılıyorlardı. O meclislerdeki herkes krala yakınlığı ölçüsünde bir mevki elde ediyordu. En çok içki sunup kralın zihnini en çok bulandıran adam kralın gözdesi oluyordu. Bu bilindik seremoni yüzyıllardır alışılageldiği gibi kusuruzca icra ediliyordu. Şimdi nasıl edip de bu “seçkin” gürûha bir anda rest çekecektim? O zaman her kafadan bir ses çıkacak; yaptığım her hareket, ettiğim her söz bir başka mânâya çekilecekti. Girdabın ortasına düşmüştüm her nasılsa. Kendi çöplüğünde asıp kesen, esip gürleyen, uçup da konamayan krallarla etrafım doluyken tek başına kalmayı nasıl başarabilecektim ki? Hadi onlardan yalnızca bir tanesine intisap ettim diyelim; benim kralım, kendisinden bir miskal daha ağır gelen bir başka kralın karşısında ezilip büzülürken, eğilip yamulurken nasıl her şeyi görmezden gelebilecektim? İnce bir siyaset güderek kurtulmak lâzımdı bu cendereden…

Yine eski kitapları karıştırdım. Bilgelerden aman dilendim. Hikmet erbabına müracaat ettim. Arifler sohbetinden hissedar olmak diledim. Hasılı; sözleşmişçesine hepsi “nasihat talebinde geç kaldın” dediler: “Senin bu saatten sonra alacağın tedbirler göreceğin zararı bertaraf etmeye yetmez; belki hafifletmeye yarar.” Boynumu bükmüş geri dönerken bir feylesof eteğimden çekerek şunu söyledi: Çok eski bir kitapta “kralın çocuğuyla arkadaşlık yapma” diye yazar. Sen hiç onlardan birinin çocuğuyla samimi oldun mu?

Cevap dahi veremeden müsaade isteyince feylesof anladı durumu. Hatayı katmerli işlemiştim. Hal böyleyken bedelinin en hafifinden olmasına çabalıyordum. Kralın çocuğuyla arkadaşlık kurmak isteyen, mertlikten taviz vermeyi ta baştan göze almış sayılır. Eğer mert kalmaya niyetliyse de çok geçmeden kralla arası açılacaktır. Kaldı ki; kralın çocuğuyla ahbaplık kuranın ona bahşedebileceği bir lütuf, ona kazandırabileceği bir şeref yoktur. Kral zaten her şeyin sahibiyken çocuğunun başkasından bir şey talep etmeye ihtiyacı yoktur. İtibarını, kralın çocuğuyla kurduğu arkadaşlığa bağlayanın vay haline! Sarayın bahçesinde oyun oynamaktan hoşlananların vay hallerine!

Ne keskin virajlara ne cesurca bir süratla girmiş; ne derin uçurumların kıyısında ne tehlikeli oyunlara dalmıştım! Kralların dağıttıkları gülücükleri hakbayram bilip el çırpmalarını alkış zannetmiş idim. Eski kitapları bir kenara itip yenilerden medet ummuştum. Etrafımda kimse kalmayınca, cildi pörsümüş, çok ama çok eski bir kitabı elime alıp okumaya başladım. Karşıma çıkan ilk cümle şu oldu:

“Yalnızlıktan Allah’a sığın!”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>