Fatih Turanalp – Düşağacı

Ağaç yaştı. Yağmurlu bir güne uyanmıştı. Yapraklarını silkele­di. Gökyaşları birikmişti. Ağacın içine akan bir nehir olmuştu. Bu yüzden hüznünü hep içinde tut­tu ağaç.

Yaşıtlarına göre oldukça büyüktü. Orman kadar­dı. İçinden kuşlar, rüzgarlar, mevsimler geçiyor­du. İçinden hep iyi şeyler geçerdi ağacın. Bin­lerce masal vardı mesela aklında. Ama hiçbiri­ni söylememişti. Sadece sonbaharda kopan ku­rumuş yapraklarına cümleler yazıp onları çocuk­ların düşlerine uçurmakla yetinirdi. Belki bunlar bir gün bir masal olabilirdi.

Geceleri yalnızdı ağaç. Üşüyordu da üstelik. Üşüdüğü zamanlar yıldızların şarkısını dinler ve hayaller kurardı. Buraya dair hayallerdi bunlar. Onun yeri burasıydı. Kökleri tutmasaydı da git­mezdi hiçbir yere. Gitmeyi hiç düşünmemişti. Hayalleri tüm dünyayı kuşatıyordu çünkü. Kök­lerinden gelen bu ılık düşünce yüzünü güldü­rürdü. Yerine daha bir yerleşir, içi huzurla dolar­dı. Bu şekilde uyuduğu çok olmuştu.

Bir gece köklerinden gelen bir alev hisset­ti ağaç. Canı yanmıştı. Daha önce hiç duymadı­ğı bir acıydı bu. Derinlerde bir şeylerin yandığı­nı hissetti. Simsiyah dumanlar bürüdü köklerini. Kötülüğün sesi açık bir kapıdan içeri sızmış ve yerin merkezini kanatmıştı. Ağacın kalbi sızla­dı. Can havliyle kıpırdadı yerinden. Yeryüzü sar­sıldı. Yıldızların şarkısı sustu. Ağaç o geceyi hiç unutmadı.

İşte o gecenin sabahı, yağmura yakalandı ağaç. Kaçmadı. Umutlarını besleyen nehirlerin kapıla­rını açtı. Gök susana kadar o ıslandı. Gök onun vefasına hayrandı. Bu yüzden yeryüzündeki tek dostu bildi ağacı. Ağaç da sırlarını içine gömdü ve dallarını güneşe doğru uzattı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>