Feyza Yarar – Bir Acayip Âdem: Ali Ufkî Bey

Feyza Yarar – Bir Acayip Âdem: Ali Ufkî Bey

“Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Azrail’in kastı canadır inan
Uyan ey gözlerim gafletten uyan”

Zikredilen eseri dinlemeyen, bilmeyen pek yoktur herhalde. Güf­tesi III. Murat’a ait bu nefis nutk-u şerif’in bestekârı kimmiş diye merak edip de bakmak için geriye döndü­ğümüzde epey eskilere gitmek gere­kiyor. Saz semailerinden, peşrevler­den, murabbalardan geçerek ilerledi­ğimiz bu yolun ucu 17. yüzyıla bağ­lanıyor ve nihayet eserin bestekârı ile karşılaşıyoruz: Ali Ufkî Bey.

17. yüzyılın kendine has karmaşasından nasiplenmiş olan bestekârın adı literatürde muhtelif şekillerde geçiyor. Ama en çok ka­bul göreni Albertus Bobovius. Aslen Leh olan Bobovius 1610 yıllarında Polonya’nın Lwow kentinde dünyaya gelir. Soylu bir ailenin çocuğu olma­sına rağmen savaşta esir düşüp tak­riben 1630’lu yıllarda İstanbul’a ge­tirilir. Büyük Saray’a (Topkapı Sara­yı) içoğlan olarak yerleştirilen Bobo­vius Müslüman olduktan sonra “Ali Beg” adını alır. 20’li yaşlarında sara­ya girdiği tahmin edilen Ali Ufkî ül­kesinde iyi bir eğitim almıştır. Lehçe, Fransızca, İngilizce, Almanca, Latin­ce, Eski Yunanca bilen Ali Ufkî Os­manlı coğrafyasında yaşamaya başla­ması ile Osmanlıca, Arapça ve Farsça da öğrenmiştir. Yine henüz ülkesin­de iken edindiği enstrüman ve nota bilgisi sayesinde sarayda sazendeler arasına katılır. Burada Türk Musiki­si ve santur öğrenmeye başlar. Daha sonra da Santuri Ali Ufki Bey olarak anılır.

Ali Ufkî Bey’in Enderun’daki hizmetinin ne kadar sürdüğü yönün­de tevatürler mevcutsa da sazende olarak yaklaşık 20 yıl kadar saray­da kaldığı bilinmektedir. Daha son­ra bir süreliğine Mısır’a gidip orada yaşayan bestekâr saraya ikinci kez, bu defa dilmaç vasfıyla dâhil olup İstanbul’a dönmüş olur. Nerede öl­düğü ve mezarının nerede olduğu hususunda hiçbir belge olmamasına rağmen yaptığı yazışmalardan ölüm tarihi 1675 olarak belirlenmiştir.

Devrinin en ilginç adamla­rından olan Ali Ufkî Bey’in şöhre­ti daha kendisi hayatta iken Osman­lı sınırlarını aşar. Zira Enderun mek­tebini, saray yaşantısını, günlük ha­yat işleyişini anlattığı 1665 yılında kaleme alınmış olan “Saray-ı Ende­run” metnini Almanlar 1669 yılında, İtalyanlar 1679, Fransızlar 1785 yı­lında yayımlamıştır. Biz ise bu metni “Topkapı Sarayı’nda Yaşam” adı ile 375 sene sonra Fran­sızca çevirisinden okuyabildik.

Ali Ufkî Bey Enderun Mektebi’nde sazendeli­ğe ve çevirmenliğe devam ederken bir yandan da dev­rinin müziğini kayıt altına almaya başlar. Batının nota yazılım sistemine vâkıf olduğu birikimi, mûsikiye olan istidâdı ile birleştirip öğrendiği eserleri ve kendi bestele­rini “Mecmua-i Saz ü Söz” başlığı altında derlemiştir. Kay­naklar bilhassa belirtmektedir ki; Mecmua bir evrad de­ğil, bir antolojidir. Hatta “Müsvedde” sıfatından da an­lıyoruz ki bu metinler Ali Ufkî’nin evrak-ı metrukesidir. Zira bütün bunların yanında bir de Türkçe öğretmenli­ği yapan bestekârın en sadık öğrencilerinden olan ayrı­ca “Binbir Gece Masalları”nı ilk kez Arapçadan bir Avru­pa diline çevirmesiyle ünlü Galland, Fransız Kraliyet Kü­tüphanesi için İstanbul’dan elyazması kitap toplamakla görevlendirildiğinden Ali Ufkî’nin ölümünden sonra bü­tün elyazması eserlerine el koymuştur. Dolayısıyla Ali Ufkî’nin metinleri, sırasız ve dağınık biçimde bir ara­ya getirilen Mecmua (Mecmua-i Saz-ü Söz’ün müsveddeleri), Mezamir (Mezmurlar) ve Saklı Mecmua elyazmalarının tek nüshaları Bibliothèque Nationale de France’ta Şark Yaz­maları Bölümü’nde bulunmaktadır.

Kantemir edvarından 50 yıl önce yazılan Mecmua-i Saz ü Söz, Mezamir ve Saklı Mecmua üçlüsü devri­nin tek repertuar arşividir. 17. yy Şark müziğine dair var­lığı bilinen başka bir eser olmaması Ali Ufkî Bey’in mü­zik kültürüne yaptığı önemli katkıyı açıkça ortaya koyar. Batı notalarıyla Doğu eserlerini kaleme alan bestekâr bu çalışmaları yaparken kendine özgü bir yazım sistemi de geliştirmiştir. Bilindiği üzere Batı alfabesi soldan sağa, Doğu alfabesi sağdan sola yazılır. Ali Ufkî notaları da sağdan sola yazarak, müzisyenlerin de kafasını karıştır­mayı başarmıştır. Batı notası bilen günümüz musikici­leri Ali Ufki’nin yazmalarını kolayca okumakta zorlanır. Enderun’da öğrendiği sözlü ve sözsüz eserlerin yanında kendi bestelerine de yer verdiği kitapta peşrev, murab­ba, varsağı, türkî, ilahî ve tesbihler yer almaktadır. Sa­dece Osmanlı müziğinin değil Doğu müziğinin en eski nota mecmuası olan eserde dönemin popüler formu kâr formunda eser olmaması dikkat çekse de mehter marşı olması dahi eseri müstesna kılmaya yeterlidir. Hüseyni, muhayyer, rast, nişabur, segah, neva, uzzal ve nikriz ise Mecmua’da bahsi geçen makamlardan bazıları.

Son 25 yıla kadar bizim için gizli bir hazine olan bu eserler ilk defa Ruhi Ayangil tarafından seslendirildi. Daha sonra Kudsi Erguner, Derya Türkan gibi isimler ta­rafından icra edildi. Fakat Ali Ufkî Bey’i bihakkın mey­dana çıkaran Bezmârâ grubu oldu. “Mecmûa’dan Saz ve Söz” isimli albümlerinde Ali Ufkî Bey’in eserlerine dö­nemin kendine has çeng, santur, kopuz, şehrud, mıskal gibi enstrümanlarıyla eşlik edildi ve ortaya arşivlik bir kayıt çıkmış oldu.

Avrupa dillerinden Doğu dillerine tercüme­ler yapan Ali Ufki’nin tarih ve kültür hayatımıza kat­kısı bu kadarla sınırlı değildir. Türkçe-Latince bir söz­lük yazdığını, ayrıca 1662-1664 yılları arasında Kitab-ı Mukaddes’i ilk defa Türkçeye çeviren kişi olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.

Yaşadığı devirde sarayın önde gelenleri, büyü­kelçileri, seyyahları, tarihçileri, musikişinasları ile sürek­li dirsek temasında bulunan çok yönlü bir entelektüel olan Ali Ufkî dil, din ve musiki alanlarında verdiği eser­lerle o günlere görmezden gelinemeyecek bir ışık tutu­yor. Batı ve Doğu arasında bir ara yüz konumunda olan bestekârın en revnaklı eserlerinden birisi olan Nikriz Peşrev ile yazıyı hitama erdirelim. Nakkaş Osman’ın o gûlguleli Sûrname minyatürlerinden birinde, sazende ve hanendelerin, kendilerini temaşa eyleyen hazırûna çaldı­ğı peşrev Ali Ufkî’nin Nikriz peşrevi olsa yeridir.

Kaynakça:

1- Saklı Mecmua, Ali Ufkî’nin Bibliothèque Nationale de France’taki [Turc 292] Yazması, Cem Behar, YKY, 2005.

2- Musikiden Müziğe, Osmanlı/Türk Müziği: Gelenek ve Modernlik, Cem Behar, YKY, 2008.

3- Topkapı Sarayı’nda Yaşam, Albertus Bobovius ya da Santuri Ali Ufki Bey’in Anıları, Çev: Ali Berktay, Kitapyayınevi, 2009.

4- İstanbul’un 100 Seyyahı, Nida Nebahat Nalçacı-Nazmiye Çetinka­ya, İBB Kültür A.Ş. Yay., 2011.

5- “Mecmua”dan Saz ve Söz, Bezmârâ, Kalan Müzik, 2004.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>