Kitaplık

Gökçe Özder – Edebiyat ve Siyasete Marksist Yaklaşımlar

Gökçe Özder – Edebiyat ve Siyasete Marksist Yaklaşımlar

Yaşayan en önemli marksist eleş­tirmen olarak kabul edilen Terry Eagleton, geçtiğimiz ka­sım ayında Devrimci Sosya­list İşçi Partisinin düzenledi­ği Marksizm 2012 (güz) toplantılarına katılmak üzere İstanbul’a geldi. “Marks Neden Haklıy­dı?” ve “Marksizm ve Edebiyat Eleştirisi” başlık­lı iki sunum yapması beklenen yazar, her ne ka­dar “Marksizm ve Edebiyat Eleştirisi” başlıklı su­numunda konuya ilişkin konuş(a)masa da izle­yenlere din-kültür algısı üzerine zevkli bir bildiri sundu. Sunumuyla aynı adı taşıyan ve 1976 tari­hinde yayımlanan kitabı, ‘biraz’ geç de olsa Türk­çeye 2012 yılında İletişim Yayınları tarafından çevrildi. 100 sayfalık bu ince kitap, marksist ede­biyat eleştirisinin sadece belli temel noktalarına değinmekle yetinse de içeriğiyle okuyucuyu do­yurmayı başarıyor.

Dört bölümden oluşan kitap, dört temel so­run etrafında şekilleniyor. Bunlarla birlikte kita­bın 2002’de yazılmış ikinci baskıya ön sözü bizi diğer bir sorunla daha karşı karşıya bırakıyor: Marksizmin etkilerinin kısmen devam ettiği bir dönemde ilk baskısını yapan kitabın 2002’de ya­pılan ikinci baskısına dek, değişen dünya siya­seti elbette ki kitabın güncelliğini sorgulama­mıza sebep oluyor. Yani marksizmin pek çokla­rına göre öldüğünü söylersek, marksist edebi­yat eleştirisi salt tarihsel bir çaba olarak mı kala­caktır? Eagleton ön sözünde işte bu soruya ce­vap arıyor ve “öldü” gözüyle bakılan Marx’ın gö­rüşünün bir buçuk yüzyıl sonra bile son kullan­ma tarihine yaklaşmaktan çok uzak olacağı so­nucuna varıyor.

“Edebiyat ve Tarih” başlıklı ilk bölümde Eagleton öncelikle Marx ve Engels’ın edebiyatla olan iliş­kisini sorguluyor. Bu noktada siyaset ve ekono­mi yazılarıyla tanınan bu iki öncü figürün ede­biyatla aslında bire bir ilişki içerisinde olduğu­nu görüyoruz. Eagleton’ın sorguladığı bir diğer husussa marksist eleştirinin ne olduğu ve ne ol­madığı sorusu. Bilinen algının dışında mark­sist eleştirinin “edebiyat toplumbilim”den çok daha fazlası olduğunu açıklıyor yazar. Birinci bö­lümün temel sorunu ise ideolojilerin edebiya­tın/sanatın neresinde olduğu. Bu noktada ide­olojik içerikten tamamen yoksun bir sanat ese­rinin olamayacağını peşinen kabul eden Eagle­ton, temelde iki karşıt görüş çerçevesinde sana­tın ideolojiyle bağlantısının “ne” olduğunu sor­guluyor.

Kitabın “Biçim ve İçerik” başlıklı ikinci bölümün­de adından da anlaşılacağı üzere Georg Lukács ve Fredric Jameson’ın da üzerinde çok fazla kafa yordukları biçim ve içeriğin, ideolojinin uyumu, uyumsuzluğu sorunsalı ele alınıyor. Eagleton; Lukács, Goldmann ve Pierre Macherey’in görüş­leri çerçevesinde ideoloji ile biçim arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Tabii bu sorgulamada edebi­yat eleştirisi ve eleştirmenin de konumu, bu gö­rüşler çerçevesinde ortaya konuyor.

“Yazar ve Bağlanma” başlıklı üçüncü bölüm pro­leteryanın sanatın neresinde olduğunu sorgu­layarak meseleyi daha da özele indirgiyor. Eag­leton bu soruya cevap bulmak üzere öncelikle Lenin ve Troçki’nin görüşlerini ortaya koyuyor. Sonrasındaysa meselenin esas noktasından sos­yalist gerçekçilik öğretisinin kaynağı olarak gö­rülen Marx ve Engels’ın görüşlerinden bahsedi­yor. Fakat bundan önce bir hatayı düzeltme ih­tiyacı duyuyor. Sosyalist gerçekçiliğin asıl taşı­yıcılarının Belinski, Çernişevski ve Dobrolyubov olduğunu belirten Eagleton, öncelikle bunla­rın proleterya ve sanat ilişkisine bakışına açıklık getiriyor. Eagleton’ın bu bölümde ele aldığı bir başka alt sorun ise sosyalist gerçekçilik ile yan­sıtmacı kuramın birbirinden ayrılan ve birbiriy­le benzeşen noktalarının neler olduğu. İngiliz marksizminin edebi bağlanmaya bakışının orta­ya konduğu son alt başlık ise bölümün son so­rununu açığa çıkarıyor.

Dördüncü ve son bölüm belki de kitabın en ilgi çekici kısmını oluştruyor. Bu bölümde edebiya­tın estetik ya da toplumsal konumu bir tarafa bırakılarak, sanat eserine meta ya da ürün ola­rak bakılıyor. Marksist görüş çerçevesinde yaza­ra “işçi” ürününeyse “meta” olarak bakılması şa­şırtıcı değil. Peki edebi yapıtın üretim ilişkile­ri içindeki konumu ne? Bu soruya Walter Benja­min bağlamında cevap arayan Eagleton konuyu Brecht’in epik tiyatrosuna bağlıyor. Bu bağlam­da sosyalist gerçekçiliğin yeniden ortaya kon­duğunu görüyoruz.

Kitabın birinci baskıya önsözünde “İdeoloji­leri anlamak, aynı anda hem geçmişi hem de şimdiyi derinlemesine kavramaktır ve böy­lesi bir kavrayış özgürleşmemize katkı ya­par.” (9) diyen Eagleton kitabı şu sözlerle biti­riyor: “Marksist eleştiri, yalnızca Kayıp Cennet ya da Middlemarch’ı yorumlamak için alterna­tif bir teknik değildir. Baskıdan kurtuluşumu­zun bir parçasıdır ve işte bu nedenle de bir ki­tap boyunca tartışmaya değerdir.” (92) Bu cüm­leler Eagleton’ın bu kitabı salt marksist edebiyat eleştirisini açıklamak için yazmadığını açıkça or­taya koyuyor. Bu incecik kitap sadece bir edebi­yat kuramı kitabı olarak okunmamalı. Aynı za­manda marksist siyaset bağlamında da önemli bir fikir kitabı olarak görülmeli. Kitap her iki açı­dan da kısa fakat doyurucu bilgiler içermesi ba­kımından önemli bir başvuru kaynağı.

Etiketler
Devamı

Gökçe Özder

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı