Gökçe Özder – Tanpınar Gözüyle Yahya Kemal Poetikası

Gökçe Özder – Tanpınar Gözüyle Yahya Kemal Poetikası

Ölümünden kısa bir süre önce yazdığı günlüğünde, “Az iş yapmadım. Fakat yaptıklarım beni tatmin etmiyor.“ (Günlüklerin Işığında Tanpınar‘la Başbaşa 333) diyen Tanpınar, kısa sayılabilecek ömrüne sığdırdığı eserlerin yanı sıra, yarım kalmış eserleri bağlamında da Türk edebiyatının tartışmasız en önemli figürlerinden biri. Tanpınar‘ın yarım kalmış eserleri; kimi şiirleri, 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi ve Aydaki Kadın romanıyla sınırlı değil. Tanpınar‘ın en az bilinen eserlerinden biri olan Yahya Kemal de, ölümünün ardından notlarının arasında bulunarak, öğrencileri ve dostları tarafından yeni harflere aktarılarak hazırlanmıştır.

Bu kitap, her ne kadar Tanpınar‘ın ölümünden sonra hazırlanmış ve basılmış olsa da tam olarak yarım kalmış sayılmaz. Kitap bitmiştir fakat kitaplarını yayımlamadan önce yaptığı gibi bu kitabı da dostlarına okutup gerekli eleştirileri dinleyerek –belki de dinlemeyerek-düzenlemeye Tanpınar‘ın ömrü vefa etmemiştir. Bu açıdan bakacak olursak Yahya Kemal tamamlanmış bir kitap olarak kabul edilebilir.

Kitabın ilk bölümü “İlk Karşılaşma“ başlığını taşır. Adından da anlaşılacağı üzere Tanpınar bu bölümde hocası Yahya Kemal‘le ilk karşılaşmalarını anlatır. Bu bölüm daha çok, Yahya Kemal‘in eserlerinden bağımsız olarak, onun kişiliğini görmemize yardımcı olur. Tanpınar‘ın hocası ve daha sonra yakın dostu olacak olan Yahya Kemal hakkındaki “Ne kendisini, ne etrafını olduğu gibi alıyordu. Kendisine durmadan bir takım sualler soruyor ve onların cevabını bütün hayatta arıyordu. Biz neyiz? Ve kimiz?“ (25) gibi çıkarımları, Yahya Kemal‘i, en yakını tarafından tanımamız açısından önemlidir.

Yine ilk bölüm, sadece Yahya Kemal‘i değil, dönemin edebiyat ortamını, diğer şairlerini, Dergâh dergisinin durumunu ve edebiyat fakültesini, bizzat içinde bulunmuş bir kişi tarafınca görmemiz açısından ilgi çekici:

(Yahya Kemal‘le) (a)ra sıra Bayezıt‘ta, sonradan Hasan Efendi adında birinin bakkal dükkanı olan ve o zamanlar Dârüttalim Heyeti‘nin haftada bir kere musiki konseri verdiği derince bir kıraathaneye de giderdik. İktisadi çöküşler ve İstanbul‘un bitmez tükenmez imarı, şehri henüz kahvesiz bırakmamıştı ve genç edebiyatçılar da bira ile sandviç yiyerek konuşmaya alışmamışlardı.

Kız arkadaşlarımız da kahvelerde de beraber bulunamadıkları için bayağı üzülürlerdi. (20)

Tanpınar‘ın bu gibi anılarını samimi bir şekilde anlatması, okuyucunun, hem dönemi hem de Yahya Kemal‘i ve Tanpınar‘ı daha iyi anlaması açısından çok faydalı olmuştur.

Kitabın son bölümü haricinde kalan bölümlerinde Tanpınar, Yahya Kemal‘i ve onun zihniyetini, şiirlerinden yola çıkarak okuyucuya sunar. Bu bölümlerde dikkati çeken nokta Tanpınar‘ın Yahya Kemal‘den ziyade kendi poetikasını anlatıyor oluşudur. “Hiç kimsenin, Yahya Kemal hariç, tesiri altında kalmadım.“ (Günlüklerin… 332) diyen Tanpınar bu kitabıyla, bu tesiri açıkça gözler önüne serer.

Nurdan Gürbilek Kör Ayna, Kayıp Şark kitabında şöyle der:

Tanpınar okurları Yahya Kemal‘de Tanpınar‘ın kendisine model aldığı şairi kendi ‚ şahsi masal‘ına yaklaştırma çabasını sezmiş olmalıdırlar. Yahya Kemal‘in yüksek ve gür sesindense, en azından Kendi Gök Kubbemiz‘de belirgin olan, bütün yenikliğine rağmen heybetinden hiçbir şey kaybetmemiş muzaffer ve mağrur, coşkun ve cihangir ses tonundansa öksüz, mahzun, yaslı yanını öne çıkarmıştır. (108)

Gürbilek bu noktada çok haklıdır. Kitabın bütününe baktığımızda en çok üzerinde durulan meselenin Yahya Kemal‘in annesini kaybedişi ve bunun onda yarattığı Ophelia kompleksidir. Yahya Kemal‘in en önemli meselesi olan mazi hususunda bile Tanpınar tarihsel maziden ziyade Yahya Kemal‘in şahsi mazisi üzerinde durmuştur.

Nurdan Gürbilek Tanpınar‘da geçmiş algısının daima ikili, karşıt anlamlar içeren bir deneyimin adı olduğunu belirtir. Gürbilek sözlerine şöyle devam eder: “Yalnızca bizi kendine çağıran, idealleştirilmiş bir ‚mazi gülü‘ değil, aynı zamanda zalim çevresiyle de beliren, öykü ve roman kahramanlarının iç dünyasını istila etmiş, çoğu zaman iradi bir çabayla değil, gayri iradi olarak hatırlanan bir ölü geçmiş, bir uğursuz mirastır.“ (121)

Tanpınar kitabında, Yahya Kemal‘in geçmişini bu bağlamda ele alır. Bir nevi Yahya Kemal‘e ‘roman/öykü kahramanı’ gözüyle bakar. Bu da onun Yahya Kemal‘i objektif olarak ele almadığının göstergelerinden biridir. Tanpınar kitap boyunca Yahya Kemal‘i neredeyse bir “mitoloji kahramanı“ gibi anlatır. (122) Hatta Gökhan Tunç‘un “Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın Poetikalarının Değerlendirilmesi” başlıklı yazısında da belirttiği gibi Tanpınar, Yahya Kemal‘i bir kurtarıcı yani Mesih olarak görür. (Karadeniz Araştırmaları, Cilt 6, Sayı 21, 96) Tanpınar‘ın kitap boyunca Yahya Kemal‘in sadece olumlu taraflarını anlatması ayrıca devrin diğer şairlerini olumsuzlaması bunu doğrular. Tanpınar‘ın Yahya Kemal‘e duyduğu hayranlık onu neredeyse ilahlaştırmasına sebep olur.

Kitabın son bölümü Dergâh Yayınlarının bir eklentisinden oluşuyor. “Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın Hatıraların‘dan” başlığını taşıyan bu bölüm, Tanpınar‘ın günlüklerinden Yahya Kemal‘le ilgili olan bölümlerin bir kısmı derlenerek oluşturulmuş. Günlüklerden 26 Teşrinisani 1958 tarihli ilki, Yahya Kemal‘in ölümünü Tanpınar gözüyle görmemizi sağlıyor. Devamında gelen günlük parçaları ise yine Tanpınar‘ın Yahya Kemal hakkındaki gerçek düşüncelerini ortaya koyuyor. Kitapta kendini gösteren‚ hayranlık belirtileri, bu bölümdeki yazılanlarla iyice perçinleniyor.: “Halbuki bende Yahya Kemal‘in genişliği yok. Bir bakıma o benden birkaç misli iyiydi.“ (178), “Ben kendi santimantalizmimle -ki Yahya Kemal‘inkinden çok ayrıydı- Yahya Kemal kendi hayatı dediği santimantalizm ve romaneskle bir noktada o zamanlar o yazdığı için onun şiirlerinde birleşmişti.“ (179) Ayrıca bu bölüm, kitabı tamamlayıp bütünlemiş olması açısından önemlidir. Tanpınar‘ın Yahya Kemal‘le tanışmasıyla başlayan kitap yine Tanpınar‘ın Yahya Kemal‘i ve onun ölümünü anlatmasıyla sona erer. Bu da kitabın eksik sayılabilecek taraflarının da tamamlanmasına yardımcı olur.

Özetleyecek olursak Tanpınar, Yahya Kemal‘e beslediği büyük hayranlık sebebiyle onun olumsuz ya da kendisini etkilememiş olan yönlerini ele almayıp, sadece olumlu yönlerinden bahsederek onu bir bakıma “beklenen adam“ ilan etmiştir. Bunu yaparken dönemin diğer edebiyatçılarını olumsuzlaması objektifliğine biraz daha gölge düşürmüştür. Şunu da belirtmemek olmaz: Tanpınar‘ın Yahya Kemal‘le olan etkileşimi tek taraflı değildir. Nurdan Gürbilek‘in de ifade ettiği gibi, “Yahya Kemal onu tarihe, ulusun macerasına […] taşımıştır taşımasına ama o da Yahya Kemal‘i kendi su ve rüyalarına […] taşımıştır.“ Yahya Kemal‘in, sadece Tanpınar‘ın hocası olmadığını, aynı zamanda çok yakın dostu olduğunu da düşünürsek bu etkileşimin kaçınılmaz olduğunu görebiliriz. Bu kitap, her ne kadar Yahya Kemal‘i ve onun poetikasını anlatıyor gibi görünse de, bundan çok daha fazlasını, dönemin hem Doğu hem Batı edebiyatı ortamını, daha da önemlisi Tanpınar‘ın poetikasını okuyucuya sunar. Bu açıdan baktığımız zaman kitap, Tanpınar‘ın ve Yahya Kemal‘in ortak bir biyografisi ve poetikasını ortaya koyması açısından önemlidir.

Kaynakça:
1. İnci Enginün ve Zeynep Kerman, Günlüklerin Işığın­da Tanpınar‘la Başbaşa, İstanbul : Dergâh Yayınları, 2008. 332-333.
2. Nurdan Gürbilek, Kör Ayna, Kayıp Şark, İstanbul : Metis Yayınları, 2004. 97-138.
3. Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, İstanbul : Dergâh Ya­yınları, 2011.
4. Gökhan Tunç, “Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın Poetikalarının Değerlendirilmesi“, Karadeniz Araştırmaları Cilt: 6 Sayı : 21 (Bahar 2009) : 95-111.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>