Hacer Özdemir – Kapat Gözlerini

Hacer Özdemir – Kapat Gözlerini

Uçsuz bucaksız bir çölde serap görür gibi, delicesine bir hayale amansızca kanar gibi hatta ona dokunur gibi… Eller kalp hizasında, gözyaşları göz ve dudaklar arasında -elmacık kemiklerinden aşağı süzülmekte-… Yüreğimde huzur. Yazdığım tüm satırlarda aksi yönde hızla ilerleyen rehavet ve kalem bıkmadan yazıyor. Durup dinlenmeden sadece yazıyorum. “Çıt!” diye kırılıyor kalemimin ucu, ahh diyorum. “Çat” diye kırılırken kalbim içimde yankılanan sesin aksine duvarlara çarpıp geri dönen bir ses acıtıyor içimi. Kalbimden bir şeylerin sökülüşünün sesiydi sanki. Turuncu koltuğa oturmuşum gibi bir his. Öyle rahatlatıcı ve neden rahatlattığı öyle anlamsız… Geçen bahardan beri peşimi

bırakmayan yeşil yapraklar ve iri gözleriyle bana bakıp ne yaptığımı anlamaya çalışan Rabia. Saat gecenin iki buçuğu. Hislerim dağınık ve kendimi ifade edecek hâlde değilim. Susuyorum, susuyor. İçimden “ne karanlık” diyorum, içinden “iyi misin?” diyor. İçimden “aklından bir sayı tut” diyorum, içinden “iyi misin?” diyor. Dışımdan susuyorum, dışından “iyi misin?” diyor. “Çöllerde koştum, biraz yorgunum” diyorum, anlamsızca bakıyor. Su getiriyor. “Rüya mı gördün?” diyor. “Rüya görünce uyanmak gerekir, ya gerçek ya da hâlâ rüya görüyorum.” Suyu içerken gözlerimi kapatıyorum, açtığımda bir dağın tepesindeyim. Gülümsüyorum. Ben olamayacak kadar bir başkasıyım. Tebessümüm dudağımdan silinmemişti ki uçurumdan düşüyorum. Rabia’yı görüyorum. Rabia annem oluyor birden. Annem ağlıyor birden. Rabia geliyor, annemi teselli ediyor, “iyi misin?” diyor. Annem gülüyor. Ben gülüyorum. Ben annem oluyorum. Annem de benim aslında hep. İçimden korkuyorum, dışıma vuracak cesaretim yok.

Karanlığa alışmış gözlerimi açıyorum gün ışığına son sürat direnerek. Hızla atan kalbimi her şeyin bir rüya olduğuna ikna etmeye çalışarak yavaşlatıyorum. Benimki gibi seyrinde devam eden ve içinde pek nadir atraksiyon olan bir ömrün küçük kalp krizleri ancak rüyalardan gelir biliyorum. Bu ilk değil zaten… Gecenin en koyu saatlerinde bastıramadığım çığlıklarım var.Her neyse, rüyaları düşünme zamanı değil. Okula geç kalıyorum.

Kahvaltı etme alışkanlığımı hiç kaybetmedim, kazanılmayan bir şey nasıl kaybedilsin? Bunun yerine sıcak bir çay içip birkaç dakika gazeteye göz atmayı yeğlerim. Olan bitenden habersiz kalmayı sevmiyorum. Sayfalara göz atarken köşe yazılarının birinde rüyaların bilinçaltımıza ittiğimiz her şeyin bir yansıması olduğu ve beynimize kaydettiğimiz hiçbir şeyin yok olmayıp burada barındığı şeklinde bir yazı gördüm.

Unutmaya çalıştığım rüyam geldi aklıma. Uyandığımda çoktan unutmuş olurdum genelde fakat bu kez hafızama kazınmıştı adeta. İşin ilginç tarafıysa rüyamın sonunu bir türlü hatırlayamadığımı farkettim. Uçurum diye sayıklıyorum şimdi de. Hay Allah, ne olmuştu ki sonunda. Bilinçaltımın bana nasıl bir oyun oynadığı kafamın içinde dönüp dururken hazırlanıp okula gittim.Açılmayan uykumun verdiği etkiyle ilk saatler uyuklayan hatta uyuyakalan bir öğrenciyim. Yine tam dalıyordum ki cebimdeki telefonun titreşimiyle uyandım. Arayan annemdi. Her sabah erkenden dersim olduğunu bildiği hâlde arada unutup böyle aramasına aşinayım. Meşgule aldım ve kafamı tekrar sıraya dayadım. Tekrar titreyen telefon sinirimi bozdu biraz. Unuttuysa bile anlamalıydı şu an derste olduğumu yahut müsait olmadığımı. Tekrar meşgule aldım ve üçüncü çağrıyı önlemek için kısa bir mesaj attım: “Dersteyim annecim, çıkınca ben seni ararım.” Bunun üzerine artık aramaz diyip kafamı sıraya koymaya teşebbüs etmemle telefonun titremesi bir oldu. Birden kalbim hızla çarpmaya başladı. Bu kadar ısrarla aradığına göre bir şey oldu, hem de kötü bir şey… Panikle ayağa kalkıp hocadan müsaade isteyip dışarı fırladım. Telefonu açtım, karşımda tanımadığım bir ses… Tonu üzgün… O tonda “alo” dedikten sonra, sanırım kulaklarımdaki uğultunun etkisiyle, tüm sesler flulaştı. Ne dediğini anlayamıyordum, heceler duyuyor fakat birleştiremiyordum. Kalbimde tarifsiz bir boşluk… Ve gözlerime inen perde…Uçurumdan düşerken bir kız elmacık kemiklerinden süzülen yaşlarla; annem ve ben iyi değiliz. Saat iki buçuk. Israrla “iyi misin?” diyor, ısrarla gülüyorum.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>