Dergi Büroları DosyasıDosya

Halit Özdüzen – Dergicilikte Mavera Mektebi

Halit Özdüzen – Dergicilikte Mavera Mektebi

Mavera dergisinin, mutfağını oluşturan ofisine geçmeden önce derginin çıkışında beslendiği kaynaklar ve yayın politikasına kısaca değinmemizde yarar bulunmaktadır.

Sebül’lül Reşat’la başlayan İslami dergicilik an­layışı, Büyükdoğu, Serdengeçti ve Diriliş dergile­ri ile aksiyoner yayınlarını sürdürmeye devam ettirirler. 1969 yılında onların çizgisinde, fakat edebiyat alanının daha geniş yelpazesini kap­sama iddiası taşıyan “Edebiyat” dergisi yayın ha­yatına başlamıştır. Nuri Pakdil’in yönetiminde­ki Edebiyat dergisinin yazar kadro çekirdeği­ni Maraş ekolü sayılabilecek yeni edebiyatçılar oluşturmaktaydı. Gerçi önemli yazarları arasın­da Urfa mektebinden yetişmiş Akif İnan gibi bir yazar olmasına rağmen. Lise yıllarından itiba­ren onunla da Maraş’ta birlikte oldukları düşü­nüldüğünde tamamını Maraş ekolü olarak nite­lemek mümkündür. Ancak yine de İnan’ın Urfa ekolünün hamasi, aruz ve lirik normunu yazım yaşamının sonuna kadar koruduğunu söyleye­biliriz. İnan daha sonra büyük bir memur sendi­kasının genel başkanı olacaktır.

Nuri Pakdil diğerlerinden birkaç yaş daha bü­yük olduğu için onların ağabeyi konumunda ve edebiyatta örnek aldıkları önemli bir idolleriydi. İstanbul’daki üniversite yıllarında ve Ankara’daki çalışma yaşamlarında birliktelikleri hep devem etmiştir. Bu birliktelik edebiyat sohbet arkadaşlı­ğı yanında, aralarında önemli bir grup dinamiz­mi oluşmasını da sağlamıştır. Grubun Pakdil’in dışında, iki ağabeyleri daha vardı ki, sadece on­ların değil İstanbul’da üniversite eğitimi almış veya Marmara Kıraathanesi çevresinde bulun­muş, belirli bir kesimin tamamının ağabeyleriy­di. Bunlar Türk düşünce yaşamında oldukça bü­yük etkisi bulunan iki dost, Fethi Gemuhluoğ­lu ve Sezai Karakoç’tur. Büyük bir düşünsel güç, değerli bir sohbet adamı ve hatip olan Gemuh­luoğlu sanat ve edebiyat çevrelerinde üzülerek söylemek gerekirse fazlaca tanınmamaktadır.

O, bütün bu güzel özelliklerinin yanında, 1950 ve 60’lı yıllarda İstanbul Üniversite gençliğinin önderi olarak pek çok eylem ve öğrenci hareke­tine katılmıştır. 1960’lı yıllarda İstanbul’da Üni­versite okuyan Nuri Pakdil ve diğer genç edebi­yatçı Maraş grubu ondan ve Sezai Karakoç’tan oldukça yaralanmışlardır. Gemuhluoğlu daha sonraki Ankara yıllarında da onlarla beraber ol­muştu. Beraberliklerinde sabahlara kadar süren sohbetleri, edebiyat ağırlıklı olmak üzere Sosyo-kültürel, ekonomik ve siyasi gündemin tamamı kapsamaktaymış!

Nuri Pakdil, “Bağlanma” adlı eserinde onunla olan dostluğunu anlatmaya çalışır. Kitabın ba­şında İstanbul`da bulunduğu 1964 yılında, yurt­dışında bulunan Fethi Gemuhluoğlu’ndan aldı­ğı bir mektuptan bahseder, “Onurlandığım mek­tuplarının birinde, bir sanat dergisi çıkartma­mı, birtakım arkadaşlarla bu derginin çevresin­de toplanmamızı buyuruyordu (Edebiyat der­gisinin tohumu belki de 1964`lerde düşmüş oldu içime).” der. O yıllarda Diriliş dergisi yayı­nına ara vermiştir. Fakat Pakdil’in bu arzusu­nu gerçekleştirmesi sosyo-ekonomik nedenler­le Ankara’da bulunduğu yıllara sarkacaktır. Yine “Bağlanma”da, “Gemuhluoğlu kişi düştüğü yer­den ayağa kalkar, derdi bana, sanatla başladı yurdumuzda yabancılaşma, gene sanatla atıla­cak yurt dışına.” der ve ekler, “Sanatla kalkacağız ayağa.” (s.25)

Sonunda Maraş grubu, Diriliş dergisinin yayı­nına ara verdiği dönemlerinin birinde araların­da tartışarak, Edebiyat dergisini çıkarmaya karar verirler. Bize göre Türk dergicilik yaşamında bir kavşak noktası olan Nuri Pakdil’in Edebiyat der­gisi, önemli işlevler yüklenmiştir. Yazının forma­tını aşacağından, o konuya burada girmeyece­ğiz. Ancak şunu belirtmemizde yarar var. Diriliş dergisi yazarlarının baba ocağı, Edebiyat dergisi de kaba bir benzetmeyle Mavera dergisinin ana rahmi olarak tanımlanabilir.

Tekrar başa dönecek olursak, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergileri, birbiri içlerinden doğmuştur. Ondan sonraki yayın yaşamına gi­ren yeni kuşak dergilerde de Mavera’nın genle­rini görmek mümkün. Ancak kesin yargıyı, iler­de karar verecek edebiyat tarihçilerine bırak­mak en doğru yöntem olacaktır.

Mavera Dergisinin Doğuşu ve Akabe Kitaplığı

Edebiyat dergisi de aynı misyondaki kendisin­den önceki dergiler gibi tek-elden yönetilen dergilerdendi. Pakdil’in arzusu ve ilkelerine göre yayımlanırdı. Bu nedenle yayın yaşamı çoğun­lukla ekonomik bazen siyasi konjonktür, bazen de bilinmeyen nedenlerle son bulurdu. Bu ko­num okuyucu üzerinde olumsuz etkiler bırakır, -deyim yerindeyse- okuru boşluğa düşürürdü. Okuyucu bundan şikâyetçi olduğu gibi konu­yu karşılaştıkları yazarlara da aksettirmekteydi. Şikâyetler çoğalıp Ankara dışından da mektup­lar gelmeye başlayınca yazarların yeni arayışlara girmeleri kaçınılmaz olur.

İşte böyle bir süreçte Rasim Özdenören, Akif İnan, Erdem Bayazıt ve yazar olmayıp Maraş gu­rubunun sohbet arkadaşları olan Hasan Seyit­hanoğlu bir araya gelerek konuyu tartışırlar. Bir­kaç görüşmeden sonra yeni bir dergi çıkarma konusunda görüş birliğine varırlar. Askerlik dö­nüşü İstanbul’a geçerken Ankara’ya kendilerini ziyarete gelen Maraş Lisesinden arkadaşları şair Cahit Zarifoğlu’na açtıklarında o da bu girişimi memnuniyetle karşılar. Böylece üniversite yılla­rında dağılmış olan Maraş grubu, yeniden bir­leşmiş olur. Yazarlar hazır olmasına hazırdır ama dergiyi çıkarabilmek için gereken finansma­nı memur bütçeleriyle nasıl karşılayacakladır? Geceler boyu bunu düşünmeye başlarlar. Gru­bun niyetini Rasim Özdenören’in DPT’den arka­daşları Bahri Zengin ve Ersin Gürdoğan’a açtı­ğında onlar da memnuniyetle karşılarlar. Acele­ce Cahit Zarifoğlu’nu Ankara’da tutabilmek için Kamu’da bir iş bulunur.

Haftalar boyu grup üyeleri parayı bulmak için çabalar, fakat bulamazlar… Bir akşam, buluştuk­larında Cahit Zarifoğlu “Derginin idare yeri için bir mekân buldum.” cümlesi ile söze başlayınca, arkadaşlarının yüzünü sevinçle hüzün arası bir ifade kaplar. Zarifoğlu eş dost yardımıyla, Kızı­lay Bayındır Sokak’ta bir yer bulmuş, anahtarı da eline almıştır. Mekânı gördüklerinde, büyük bir sevinç yaşamaya başlarlar. Sağdan soldan topla­nan masa ve sandalyelerle büro döşenir. “Bir nal bulunmuştur, sıra gelir üç nal ve bir at bulma­ya…” Sonunda pamuk eller ceplere atılır, küçük küçük birikimler toplanarak mütevazı fakat be­reketli bir miktara erişirler.

Artık bir mekânları vardır, orada toplanarak planlama yapmaya başlarlar. İlk görüştükleri konu derginin isminin ne olacağıdır. Uzun mü­zakereler sonunda, Rasim Özdenören’in teklifi olan “Mavera” ismi kabul edilir. Yayınevi ismi ola­rak da “Akabe” öne çıkar. İslam kültüründe her iki isim de önemli simge konumundadır. Bu ne­denle büyük ve iddialı mesajlar taşımaktadırlar. Kurucuların amacı o mesajların toplumsal bel­lekte yer etmesini sağlamaktır. Ankara’da ve dı­şında bulunan bütün tanıklarına durumu anla­tan mektuplar yazarlar. Gelen cevaplar olumlu olunca rahat nefes alacaklardır.

Şirket kurulduktan sonra Mavera 1 Aralık 1976 tarihinde ilk sayısı ile okuyucuyla buluşur, ilgi beklenenden fazla olur. Bu durum dergi yöneti­mine büyük cesaret verecektir. Yönetici dedim­se yazarlar aynı zamanda derginin hem yaza­rı hem de yöneticisidir. Erdem Bayazıt Muhase­be işleri ile meşgul olurken Cahit Zarifoğlu so­rumlu Müdürdür. Rasim Özdenören de editör­lük ve yazı toplama işlerini yürütmektedir. Der­gide sahip yönetici egemenliği bulunmadığın­dan kararlar demokratik yöntem ve ikna sonu­cu alınmaktadır.

Dergi kurucuları gerek yazdıkları yazılardan ge­rekse Akabe’de yayınlanan kitaplardan gelir beklemedikleri gibi, ortaya çıkan acil masrafları, çoğu zaman çoluk-çocuklarının ekmeklerinden kestikleri paralarla karşılarlar. Kar amacı gütme­den sonuna kadar tüm mesailerini vererek ama­törce çalışmayı da kendilerine ilke edinmişlerdi. Bu nedenle Cahit Zarifoğlu’nun yazdığı Yedi Gü­zel Adam şiiri, yedi kurucunun üzerine tam otur­muştur.

Dergi dizini şiirle başlayıp, öykü ve denemey­le devam ediyor, son bölümünde de serbest ya­zılar yer alıyordu. Okuyucudan gelen mektup, şiir ve öyküler çoğalınca 1978 yılında Cahit Za­rifoğlu dört yıl sürecek Okuyucuyla dizisini oluş­turarak derginin okuyucuya daha yakın olması­ nı sağlamıştır.

1979 yılına kadar künyesindeki “Aylık Edebiyat ve Düşünce Dergisi” kimliğini koruyan dergi, bu tarihte Yazar Erdem Bayazıt’ın gerçekleştirdiği İran, Pakistan ve işgal güçlerine karşı gerilla sa­vaşının verildiği Afganistan gezisi sonrası, yeni bir misyon yüklenecektir. Dergi değişen kon­septiyle Afgan Mücahitleri başta olmak üzere İs­lam coğrafyasındaki kanayan yaralara parmak basacak o bölgelerle ilgili özel dosyalar yayımla­yacaktır. Bununla da yetinmeyerek Afgan Müca­hit liderlerini davet ederek Mavera okuyucusu, ve diğer cemaatlerle tanışmalarını sağlayacaktır. Ayrıca Adapazarı’nda Müslüman halkların daya­nışmasını sağlamayı amaçlayan uluslararası “Sa­karya Mitingi”ne Yazar Akif İnan aktif görev üst­lenerek konuşmacı olarak katılacaktır.

Akabe Kitaplığına gelince, o yıla kadar kendi ya­zarlarının kitaplarını yayımlayan Akabe Yayınevi, yeni konseptle pek çok Müslüman âlim ve yaza­rın önemli eserlerini yayımlamaya başlamıştır. O güzide eserlerle Akabe kitaplığı oluşmuştur.

Maveranın Mutfak ve Ofisinin Özgün Yapısı

Mavera dergisi ile tanışmam 1977 yılının ilk aylarında sanırım 4. sayı ile olmuştu. O yıl İstanbul’da B.Ü son sınıftaydım. Dergiyi üniver­site kütüphanesinin “süreli yayınlar” bölümünde gördüm. Elime alarak incelediğimde yazarların pek çoğunun Edebiyat dergisi yazarı olması, zih­nimde Edebiyat Yayınlarının yan ürünü olduğu hissini uyandırdı. İncelemeye koyulduğumda yeni bir dergi olduğunu anlayarak sevinç duy­dum. Okul sonrası Adıyaman’daki görevimin yo­ğunluğu nedeniyle kitap ve dergi okuma fırsa­tı bulamadım.

1979 sonlarında Eskişehir’e atanınca iş arkadaş­larından bir grup beni Mavera mektebinin Eski­şehir ekolüne yaklaştırdı. İşyerindeki arkadaşla­rın birinin elinde dergiyi görünce, oldukça se­vinmiştim. Onlar da eski bir Mavera okuyucusu bulduklarına sevinmiş olmalılar. Edebiyat üze­rine başlayan o günkü sohbetimiz, akşam me­sai bitimi Akabe Kitabevinde noktalandı. (İsmi daha sonra teknik nedenlerle Evs ve Hazrec ola­caktı.) Kitapçı dükkânı Eskişehir’in merkezinde­ki Yediler Parkı’nın karşısındaydı. Dükkânda Ma­vera ve diğer edebiyat dergileri yanında pek çok İslami yayınevinin çıkardığı yerli ve tercüme eserler pazarlanmaktaydı. Üniversite gençliği ve aydınların önemli bir uğrak yeri ve ayaküstü sohbet yaptıkları bir mekândı. O günden son­ra Akabe Kitabevi pek çok iş çıkışı ve hafta sonu uğrak yerim oldu.

Mekânın sürekli müdavimlerinden birisi de, Ma­vera yazarlarından Atasoy Müftüoğlu idi. Soh­betlerin çoğu onun çevresinde gerçekleşirdi. Mekân kalabalıklaşınca karşıdaki çay bahçesi­ne ( Yediler Kafe) geçilerek orada sohbete de­vam edilirdi. Müftüoğlu saf, doğal, ipek gibi, bir insandı. Edebiyat ve pek çok İslami konuda kendini yetiştirmiş bir ağabeyimizdi. Ankara’da oturan Mavera yazarlarından pek çoğu ile o mekânda tanışarak sohbet etme fırsatı buldum. Daha sonra Afgan mücahit liderleri Eskişehir’i ziyaret ettiklerinde de yanlarında Mavera yazar­ları bulunuyordu. Daha doğru bir ifadeyle kon­ferans ve sohbet toplantılarını Mavera ekibi dü­zenlemekteydi. Daha sonra 1 Nisan 1980’de dü­zenlenen “Sakarya Mitingi”nin de, düzenleyici­si ve konuşmacıları arasında Mavera dergisi ya­zarları bulunmaktaydı. Oldukça büyük bir katı­lım sağlanan mitinge, biz de Eskişehir’den bir­kaç otobüslük grupla katılmıştık.

Ankara’ya gelişlerimde fırsat buldukça Mavera’nın yönetim merkezine de uğrardım. Eskişehir’den geldiğimi söylediğimde söz Ata­soy Müftüoğlu’ndan açılırdı. Yazarından, oku­yucusuna herkes Müftüoğlu’nu yakından tanı­yordu. Uğradığım kısıtlı süreler genellikle öğ­len arasına denk geldiğinden büroda adım ata­cak yer bulunmazdı. Yine de bir sandalye bula­rak oturmama özen gösterirlerdi.

Yazarlar o kadar tevazu içerisindeydi ki dışarı­dan gelen birisi eğer onları tanımıyorsa kimin yazar, kimin ziyaretçi, kimin çaycı olduğunu an­lamakta zorlanırdı. Bazen hararetli tartışmala­ra tanık olacağınız gibi bazen de orada bulu­nan herkesi kahkahalara boğan şaka ve espriler yapılırdı. O küçücük bürodan reisicumhur, baş­bakanlar, milletvekilleri, bürokrat ve teknokrat­lar gelip geçti. Sayılarını tespit etmek oldukça zor. Bu nedenle oraya dergi bürosu demek yan­lış olur. O dergide yetişen yazarlar o kadar çok ki bugün, TYB ve diğer yazar vakıflarında kiminle karşılaşsanız ya o büroda fahri olarak çalışmış ya da sohbetlere katılmıştır. Yahut Mavera ve Aka­be Kitaplığı okuyucusudur. O nedenle Mavera dergisi İslamî kesimin yaşamında önemli bir dö­nüm noktası olmuştur.

Etiketler
Devamı

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı