Hasan Arslan – Bilge Kelebeğin Söylemediği

Hasan Arslan – Bilge Kelebeğin Söylemediği

Cevher Muhammed Akif Arslan’a

Evladım; Babamın bana öğrettiği şudur: İki iyiliksiz dünyadır bu dünya Hasan’ım. Üzülme. Hamur tavını bulur ocak biter. İşler yolunu bulur ömür biter. İki iyiliksiz dünyadır bu dünya Hasan’ım. Üzülme. Evladım;  Benimse sana öğretmeye çalışacağım ama ömrünün hangi çağında öğreneceğini henüz bilemeyeceğim kelamım şudur: İnsanlar ikiye ayrılırlar; Hayata iyi olarak başlayıp iyiliğin ağır bedeli olduğunu anlayınca yollarından dönenler ile hayata iyi olarak başlayıp iyiliğin ağır bedeli olduğunu anlamalarına rağmen yollarından dönmeyip yürüyüşlerine devam edenler.

Bilge kelebek iyiliğin  bedeli ağırdır dedi. (Kulaklarında bir ses vardı. Huzur yayan, yaydığı huzurla birlikte bir o kadar endişeye boğan bir ses. Ayrımına vardı: Yasin şehrinde, şehrin sokaklarından koşuşturarak gelen mü’min adamın soluk soluğa kalmış hırıltılı soluğunun, ıtırlı nefesinin sesiydi bu ses.) Her kıymetli kelamın başına gelen bu sözün de başına geldi. Genç kelebekler işitmediler bu sözü. İnsanların hayatına anlık da olsa kısa da sürse, tatlı, nezih, zarif bir heyecan gelsin dediler kendi aralarında hayat çırağı genç kelebekler. İnsanların yüzünü şehrin buğusu ve büyüsü kuşatmıştı. Çoğunu endişeli, azını da azgın ve şımarık gördüler. İstanbul’un insanları için iyi niyet beslediler. Tüm istedikleri insanların neşelenmesi idi. (Henüz masumdular. Büyümemişler, kirlenmemişlerdi.)

Tanrı buna güldü. (Bandı geriye sardı. Yahya’nın diri diri başı kesilirken çıkardığı sesi bir daha işitti.) O’nu kimse görmedi. (Gördükleri, görmesi gerektirdiklerini perdeledi, engelledi onları. Gördükleri oyaladı meşgul etti onları, onlar da bile isteye oyalanıp meşgul olmayı severeksevmeyerek tercih ettiler ve zaman su gibi akıp gitti avuç içlerinden. Avuç içlerinden akan sadece zaman değil, masumiyetleri, halisane niyetleriydi aynı zamanda.)

Rengârenk kanatlarımızla, çeşit çeşit desen ve güzelliklerimizle insanoğlunu coşturalım tebessüm etmelerine vesile olalım, yüzlerini güldürüp gözbebeklerinin ışıldamasını sağlayalım dediler kendi aralarında hayatın acemisi genç kelebekler topluluğu. Şehrin robotlaştıran hissizleştiren anlayıştan şehrin insanını bir an da olsa uzaklaştırıp gönüllerine yaklaştırmaktı yapmak istedikleri.

Aralarındaki  en  hakîm kelebek hiç ses çıkarmadı. İstedi ki sessizliği her zamanki gibi yankı bulsun. İstedi ki sessizliği bir çığlık olsun. (İçinde bir sessizlik çığlığı duydu: Neslini, geleceğini, filizini, fidanını, yitirmiş, yitirmiş de içindeki vicdanı yitirmemiş Yakup’un sessizliği çığlık çığlığa yükseldi minik bedeninin bütün uzuvlarında.) Bu sefer istediği gibi olmadı. Bu bilgenin sessizliği başka zaman olsa dikkati çekerdi belki. Ama bu olayın heyecanıyla kimse önemsemedi bu sessizliği. Öğreteceğim son öğretiyi henüz bilselerdi yine aynı şeyleri, iyilik yapmayı, insanlara iyilik yapmayı düşünürler miydi acaba diye düşündü bir an.

Genç kelebekler karar ve rip harekete geçtiler. İstanbul’un her köşesinde uçacak yoksul zengin ayırt etmeden şehrin bütün insanlarına çocuğundan yaşlısına, memurundan generaline gözükecek, etraflarında kanat çırpıp onları ruhun serinliğine çağıracak, bu çağrıyı hisseden yüreklere tatlı bir serinlik duygusu yayılacak, şehrin insanının gözleri hayretten büyüyecek, sevinçten gergin yüzleri tatlı bir hal alacak diye düşündüler. Bulvarlara, varoşların çamurlu sokaklarına sevinçle karışık bir telaşla yayıldılar. Uçar gibi vardılar varacakları yere, havada yüzer gibi yüzdüler ve ulaştılar ulaşacakları yerlere. Şehri rengârenk kelebek sürüsü kuşattı. Boğazın serinliği bir kenara zarif ve düşünceli kelebeklerin kanatlarının oluşturduğu serin rüzgâr bir tarafa. Sultanahmet’in şadırvanından, Fatih mahallesinin sarıklı çocuklarının oyun oynadığı ara sokaklara kadar yayıldılar. Nişantaşı’ndan, Beyoğlu’na kadar kanat çırptılar. Şehri baştan aşağı kelebek bulutu sardı.

Ömürlerinde hiç kelebek görmeyenler önce seyrettiler kelebekleri zevkle. Daha sonra sıkıldılar. Rahatsızlık duymaya başladılar. Bir müddet sonra hastalık yayabilirler diye düşündüler. Ellerine  aldıkları sinek öldüren plastik araçlarla öldürmeye başladılar kelebekleri.

Şehrin büyük bir bölümü bu kelebeklerin gelmesi beklenen büyük depremin habercisi olabileceğini düşünerek korku ile baktılar bu kelebeklere. Kelebek ve korku dünyada yan yana gelmesi en son düşünülecek iki kelime olmasına rağmen İstanbul’un alışveriş merkezlerinde müşteriler ile satıcılar arasında paylaşıldı bu ortak korku.

Ve şehrin zenginleri güneye, tatil kentlerindeki yazlık evlerine taşındılar. Yoksullar kaderlerine sığındılar ve bu kelebeklerin artık sıkıntı verdiğini düşünmeye başladılar.

Şehrin yeteri kadar ilaçlanmadığını düşündü bir bölümü. İş başındaki belediyelerinin yeteri kadar çalışmadığını söylemek için fırsat kollayan insanlar bu olayı çok iyi değerlendirmeliyiz diyerek çeşitli kararlar aldılar karar mercilerinde. Aldıkları bu kararlar netice verdi ve halkın büyük bir bölümü şehirde yeteri kadar ilaçlamanın yapılmadığı için şehre kelebek doldu diyerek gelecek seçimde oylarını verecekleri farklı partiler üzerine kafa yormaya başladılar.

Göğün süsü, hayatın mucizelerinden biri olan kelebeklerin İstanbul sokaklarında uçmaları sonucunda Kelebek filmi (Papillon) konuşulmaya başlandı sanat çevrelerinde. Seneryo yazarı Henry Carriére övgüyle söz edip, Steve McQueen ve Dustin Hoffman’ın gösterdikleri performanstan sitayişle bahsettiler. Kelebeklerin iç içe geçmiş olağanüstü renkleri İstanbul’da yaşayan insanların gri renkli ruhlarının rengini boyamaya yetmedi. Kanatlarının hafiflikleri gam yüklü ruhları hafifleştirmeye yetmedi. Uçmaları, yerin çekim gücüne bağlı insanları yerin gündeminden uzaklaştıramadı.

Afrika sıcağı, eriyen buzullar, tsunami, kuraklık, felaket, dünyanın sonu kelimelerinin geçtiği nice endişeli konuşmalar yapıldı. Dünyanın en büyük şehirlerinden bir tanesi olan İstanbul’da insanlar kelebeklerden dolayı tedirginlik yaşamaya başladılar.

“Bilim adamları devreye girip yağmurun bol yağması yüzünden ortalıktan kaybolan dişi kelebekleri aramak için şehri karış karış dolaşan bu kelebeklerin dişilerini arayan erkek kelebekler olduğunu! Açıklayarak endişeye mahal olmadığını bildirdiler.”

Olayı felsefi açıdan değerlendirmeyi ilke haline getiren azınlıktaki bir gurup ise kelebek etkisi üzerine tartışmalara girdiler. Ne de olsa ‘Amazon ormanlarında bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilirdi’. “Bugün Pekin’de kanatlarını çırpan bir kelebeğin havada oluşturduğu dalgalar gelecek ay New York’ta fırtına sistemlerine dönüşebilirdi.” “Bir kelebeğin kanat çırpmaları bile bir süre sonra atmosferin durumunu tümüyle değiştirebilirdi”

Şehre dağılan kelebek sürüsünden geriye dönen olmadı.

Bilge kelebek iyiliğin bedeli vardır. Bu bedel ağır bir bedeldir dedi kendi kendine konuşurken…(Yasin şehrindeki adam kalabalığın ortasında kanlar içinde son nefesini veriyordu… Gözbebeklerindeki sönmekte olan ışıktan bir neşe yayılıyordu çevreye… Sanki kendisine bir şey denilmiş, denilmiş de denilenler onu memnun etmiş gibiydi…)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>