Hasan Arslan – Masal

Hasan Arslan – Masal

Murat Kapkıner Ağabey’e

Bir varmış ve bu bir var edermiş varlığıyla her şeyi… hem insanı… hem taşı… hem dağı… hem sevdayı… var etmek onun asaletinden bir izmiş, belirtiymiş… sürekli imiş var edişi… öfkeyi var eden de o imiş… gözyaşını akıttıran da ‘güldüren de o imiş… ağlatan da’… bulduran da o imiş, kaybettiren de… O’nun varlık kokusunu duyanlar var olurlar, anlamlı olurlar, kıymet  li olurlarmış…derken efendim şehirlerden bir şehirde… zamanlardan bir zamanda genç ve güzel bir peri yaşarmış, var edenin var edişiyle varlık bulan… onu görenler gözlerine inanamaz, böyle bir güzelliği var ettiği için hemencecik şükür secdesine kapanırlarmış tanrıya bulundukları yerde… kiminin gözleri donar gözbebekleri büyür büyür dolunay halindeki ay şeklini alır, sarıya yakın ışık hüzmeleri yayılır bakışlarından, başka bir yere bakamaz olur, kiminin dili tutulur hiç bir kelam edemezken, kiminin de ayağının bağı çözülür olduğu yerden hiç bir yere kıpırdamaya mecali kalmazmış…

Bir yokmuş ve bu bir yokluğu ile yok edermiş  her şeyi. Hem aşkı… hem vefayı… hem merhameti… hem izzeti… yok etmek onun şerefinden bir izmiş, belirtiymiş… sürekli imiş yok edişi… geceyi yok eden de o imiş… gündüzü yok eden de… baharı yok eden de o imiş… kışı yok eden de… kelimeleri yok eden de o imiş… ruhumuzu yok eden de… O’nun varlık kokusunu duyamayanlar yok olurlar, anlamsız olurlar, kiymetsiz olurlarmış…

Derken efendim şehirlerden bir şehirde… zamanlardan bir zamanda genç ve güzel peri bir rüya görmüş gecelerden bir gecede… rüyasından aklında kalan, dimağında yer eden tek şey doyumsuz bir koku imiş… tadı ruhunda kalan, zihnine işleyen, yüreğine nakş olan…

O geceden sonra rüyasında tattığı kokunun peşine düşmüş genç ve güzel peri… kıldığı namazlarda vardığı secdelerde o kokuya yakın bir koku aldığını hissetmeye başlamış, sonra kafasını kaldırıp göğün bulutlarına baktığında derin bir nefes çektiğinde yaklaşır gibi oluyormuş aradığı o kokuya… bir cüzzamlı komşu kadının dudaklarına merhemini sürerken de o kokuyu andıran bir koku almış cüzzamlı yaşlı teyzenin nefesinden… ama hiç biri tam olarak aradığı bu tadın tam kendisi değilmiş…

Şehrin en bilge kişisi aksakallı bir pir-i fani imiş… onun huzuruna çıkmış genç ve güzel peri… anlatmış rüyasındaki tadına doyulmaz kokuyu ve yorumlamasını istemiş hikmeti duruşunun sakinliğinden, bakışlarının derinliğinden anlaşılan yaşlı adamdan…

Rüyanda gördüğün… duyduğun… dokunduğun… hissettiğin koku tanrı kokusudur demiş ihtiyar bilge… ve tanrı kendi kokusunu paylaştırır evrene… bazen bir serçe kuşun gözbebeklerinden yayılır bu koku… bazen de mazlumun gözyaşlarından… ama en çok Mecnun yüreğinden yayılır bu koku Leyla’ya hayat veren… Ferhat kalbinden yayılır bu koku Şirin’e can bahşeden…

Şehrinde aramış bu kokuyu genç ve güzel peri… Başka şehirlerin yollarına revan olmuş… Yabancı ülkeler dolaşmış…

Bıkmadan… Usanmadan… Ümitsizliğe düşmeden…

Aramış bu kokuyu taşıyan birisini… Yüreğinde saf aşkı taşıyan bir eri… Tanrının ılık nefesini…

Her seferinde yaklaşır gibi olmuş bu kokuya… bulur gibi olmuş… avuçlarının içinde tutar gibi olmuşsa da, yıllar yıllar boyu erişememiş tadı damağında kalan bu kokuya… en sonunda ülkelerden bir ülkede…şehirlerden bir şehirde…bir ihtiyar tanımış… ihtiyarın dillerinden yayılıyormuş rüyadaki erişilemez kokudan… gözbebeklerinden akıyormuş rüyadaki insanı sarhoş eden bu koku… uzun parmaklı buruşuk ellerinden dokunuyormuş bu koku artık genç olmayan güzel perinin ruhuna… uzun yaşayamamışlar birlikte… ölüm girmiş aralarına ve alıp götürmüş ihtiyarı başka diyarlara… güzel peri duymuş sadece… ihtiyarın kabrinden yükselen ve toprağın kokusuna karışan kokuyu… ve bir daha ayrılamamış kabrin başından… havasız kalanların nefessiz kalacağı gibi bir duygu gelip yerleşmiş gönlünün tam ortasına… bu kokudan mahrum bir hayata tahammülü olmadığını düşünerek terk etmemiş ihtiyarın kabrini…

Yıllarca elinde su kovası…

Gül yetiştirdiğini düşünmüşler güzel perinin… Yolu mezarlığa düşen insanlar…

Ve bu gül kokusuna hayran olanlar… Sıkça uğrar olmuşlar kabristan yanına…

Gökten üç elma düşmüş… üçü de genç ve güzel perilerin ellerine…

Birisi muhabbet imiş elmalardan, kokusu dillere destan olan…

Bir diğeri arayış imiş hikmet yolunun başlangıcı olan…

En sonuncusu ise vefa imiş dünya kadınlarında nadir bulunan…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>