Ahmet Sarı DosyasıDosya

Hasan Harmancı – Hafta İçi Öğleden Sonraları Ahmet Babayla

Hasan Harmancı – Hafta İçi Öğleden Sonraları Ahmet Babayla

2004 Aralık’ının günleri

ve devam eden günler…

Beğenmezsek her şeyi baştan alırız Ahmet Baba. Eğer kızarttığım patatesi beğenmezsen, eğer yaptığın pilav lapa olmuşsa, sabahleyin uyandığımızda tekrar patates kızartırım hem daha güzelini, sen akşama tane tane bir pilav yaparsın, olur biter. Salonun tavanındaki ampul patlaksa patlak, duvardaki sabit gece lambası kâfi nasıl olsa. Dışarıda her yer buz, şehir hep Erzurum. Bir yılın en dibi Aralık ayıysa İsa’nın doğuşuna göre, biz de en dipteyken, daha derine düşmeyeceğimizi bilmenin rahatlığını yaşarken, patatesler biraz fazla pişmiş, biraz da fazla tuzlu, fonda illaki Karaindrou illaki Ulysses’ Gaze, tatsız patatesler biraz daha uzaklaştırırken dünyadan bizi… Sonra sen bir film açıyorsun, hiç anlamadığım sahnelerden gölgeler gösteriyorsun, gölgelerin işaret ettiği anlamlardan bahsediyorsun. Karaindrou iyi Ahmet Baba hem ben sinemadan anlamıyorum, müzik çalsın yemek yemeye çalışalım. Sabah olsun istiyorum, Ahmet Baba. Sabahleyin, kahvaltıdan sonra çarşıya inelim. Gece yeterince gece, Ulysses’e söyle bakışlarını çeksin üstümüzden. Tam da günün ortasında, Ulysses gündüz gözüyle göremez bizi. Sonra çarşıya. Kaşkollar suratın etrafında; şehir merkezindeki insanlar tanımasınlar bizi diye. Şimdi kapıdan dışarı attık mı adımımızı, çarşı. Ahmet Baba bu kar hiç durmaz mı da böyle yağar? Mühim değil ayağımızda bot var, suratımızda kaşkol; şimdi ben senin sağında sen benim solumdayken, olmadı böyle ve sen benim solumda, sol kolunu benim sağ koluma atıp eldivenlerimiz de elimizdeyken zemheri bütün gücünü toplayıp gelse bir şey yapamaz bize. Şimdi sol kolunu benim sağ koluma atmışsın, şimdi burası hep çarşı; çay ocakları, sahaflar, lokantalar hepsi omuz omuza, şehir akıyor Ahmet Baba. Ait olamadığımız şehir bir yanda, biz bir yanda; caddenin karşısından kızlar geçiyor Ahmet Baba, sahibini bilmediğimiz, öğrenmek de istemediğimiz, yağan kardan dolayı yüzlerini tam olarak seçemediğimiz, yüzleri bembeyaz kızlar; caddenin karşısındaki kızların yüzleri kar beyaz, aksini kim iddia edebilir? Şimdi kolun kolumda kızlar hakkında açtığım muhabbeti kapatıp, başka diyarlarda kol kola gezen başka iki kişinin muhabbetini açıyorsun Ahmet Baba. Karnım acıkmaya başlıyor, eve gitsek diyorum yavaş yavaş, lapa da olsa bir pilav; pilav lapa olsa da yağan kar da lapa lapa, nimetle külfet yan yana değil mi şimdi; nekahetle kasavet! Tamam, ama bak bu çarşı bize göre değil. Hem insanın mağarası gibisi yok Ahmet Baba, insanın yarası gibisi yok; ikimizin de yarası var ama yerleri ve boyutları farklı. Yara, olmaması gereken yerde değil mi Ahmet Baba? Hayatımız da böyle paldır küldür; yani hep boz bulanık olmaz böyle, emin ol! Duduk dinlediğimiz zaman Djivan Gasparyan’dan, sonuçta adam kendi iklimini anlatmış kendi enstrümanıyla, bizim iklimimizi yani ve başka bir yönden bakarsak olaya, dünyada başka enstrümanlar da var. Mesela klarnet dinlesek, yan flüt dinlesek; önce Balkanlara sonra kıta Avrupasına yaklaşmaz mıyız biraz? Dünyada başka coğrafyaların, başka iklimlerin olduğunu kanıtlayan müzik bir tarafa; müziğe ilham veren başka coğrafyalar, başka iklimler bir tarafa yani diyeceğim bütün bu kombinasyonlar bir tarafa bırakılmalı değil mi bir yerden sonra! Yani ilhamın sahibi olan Allah; yani Evvel Allah, Âhir Allah ki evelallah. Gene kombinasyonlardan söz açtığım zaman sen bana, sustuğum zaman ben sana sabır dilerim olur biter. Yani sonuçta devamlı susmalı değil miyiz? Her sabırdan sonra bir şükür. Ama Allah’a şükür sonraları hep Ahmet Baba, daha sonraları yani şimdi, bir yol var önümüzde apaçık… Hazır kar da yağmışken, botlarının izlerinden yolun üzre takip ederim seni ve bu kolay… Bir çölde olabilir bu takip bir de Erzurum’da, her zordan sonra bir kolay. Ahmet Baba yaramız varsa var, sabredelim eve gidelim, Ali Baba gelir bizi bulamaz; biz yokuzdur evde hem de karnı aç. Bu gördüğün alana yıllar sonra karnı aç bir bina dikilir. Binanın, yıllar evvel arsasının üzerinden geçerken ki yaşadığımız mutluluktan haberi olmaz. Yıllar sonra yapılacak olan o binadan bizim haberimiz var ama. Her bi­nadan sonra Muammer Ağabey çıkagelir. Eğer bina bir şeye benzemiyorsa, çirkinse bina, Muammer Ağabey de yakışıklı ama. Her çirkinlikten sonra bir güzellik yok mu! Şimdi diyorsun ki bu yıl ne de uzun yıl… Sabredelim Ahmet Baba, hep Aralık olacak değil ya, her gece yılın en uzun gecesini yaşayacak değiliz ya! Diyorsun ki burası kuyunun dibi; ama çok şükür bir kulenin tepesinde değiliz. Bizimkisi en kötüsü değil. Yazgı, üzerinde yürürken kıpırdayamadan ilerlediğimiz bir çizgiyse Ahmet Baba. Boş ver şehir aksın… Nehir aksın boş ver. O nehirde yıkanan biz değiliz. Sınanan biz değiliz o şehirde. Mesuliyeti bizde değil, muhatabı biz değiliz ya. Eğer melûn şehir gazabı hak etmişse, emir arkamıza bakmamaksa kaçarken, arkamıza bakmadan ikimiz. Eğer laneti hak etmişsek şehir arkasına bakmadan bizden uzaklaşabilir de. Şehre gelen emir böyledir; bu olabilir, pek tabiî ihtiyat. Sana dedim; şehir bizi çok sıktı, eve gidelim dedim sana Ahmet Baba. Daha bina yapılmadı Muammer Ağabey de yok, daha gelmedi ki yanına gidelim çay içelim. Muammer Ağabey gelmedi daha dükkânının kapısına vardığımızda içerde namaz kılıyor olsun; masasının kenarındaki Kur’an, Muammer Ağabeyin hayatını kurmuş olsun. Muammer Ağabeyin namazını bitirmesini beklememizin âlemi yok, daha Muammer Ağabey ortada yok. Çünkü daha bina inşa edilmemiş; daha huzura kavuşacağımız yıl gelmedi, daha kuyu. Şimdi bir pilav yaparsan hiçbir şeyimiz kalmaz; uzun gece sonra sabah, gece bizi bekliyor. Tavandaki ampul patlaksa patlak Ahmet Baba, loş ışıkta Karaindrou, Godot bizi bekliyor. Pilavdan sonra bana Mavi Çiçek’ten bahsedersin olur biter. Eğer bir günah işlemişsek Ahmet Baba, ama şimdi senin sol kolun benim sağ koluma takılmış; bir başkasının işlediği günahı da biz gizleriz olur biter. Senin sağ elinin verdiğinden benim sol elimin haberi olmaz Ahmet Baba, olur biter. Lanet geziyorsa üzerimizde o laneti kaldırmak da bizim elimizde değil mi! Dükkânlar kapanıyor Ahmet Baba, poyraz iyiden iyiye esmeye başladı, biraz hızlı. Boş ver ne varsa pilavda var. Pilavdan sonra bi şükrederiz Allah’a, Allah günahlarımızı affeder; Allah bizden hoşnut olur inşallah. Nasıl olsa yazgımız Allah’ın elinde. Şehrin ucundan bir adamın gelme ihtimali var nasıl olsa; yıllar geçtikten, binalar dikildikten sonra Muammer Ağabeyin gelme ihtimali var. Onun gelişini kim engelleyebilir? Üzerine çökmüş olan paltoyu çıkarsan, poyraz gene seni üşütebilir mi üşümek alnına yazılmamışsa, paltonun sana ne faydası olur yazgındaki üşümekse! Hafta içi çıkmayalım çarşıya bir daha, insan bu halde ne çok kötü oluyor. Cumartesi mesela, yaraları gizleyip insanların arasına katılmak için daha iyi değil mi? Paltoyu çıkarmakla Akdeniz’e yaklaşmanın bir alakası olduğunu inkâr mı edeceksin? Coğrafyamızın kaderimiz olduğunu hepten yok saymayalım. O uzun gecede sıkılmışken, canın burnundayken, ben o halde gördüğümde seni, senin için ne kadar çok üzüldüğümü bilsen, üzülmekten canın sıkılırdı Ahmet Baba. Ama keder bâki değil ki niye üzülüyorsun bu kadar, neye üzülüyorsun keder kader değil mi şimdi! Şimdi keder deyip durma, daha önce benim halimi görüp üzüldüğün zaman senin de bana dediğin gibi: Kader. Kuyuysa kuyu Ahmet Baba, ikinci seçenek Hâman’ın inşa ettiği kulenin tepesinde Firavun olmaktansa; Yusufsa Yusuf, tercihimiz belli değil mi en baştan nasıl olsa! Karanlıksa karanlık, ben anlatacaklarını dinlerim, masalsa masal hepsini kulaklarımı açıp dinlerim. Eğer film karesinde bir hikmet varsa izlerim, önemli olan gölgelerse takip ederim gölgeleri. Loş ışık da olur, huzurumuzun varlık sebebi talep edilene rağbet etmemekse; yemek sorun olmaz yani pilav kâfi geliyorsa; Allah’ın işine karışmayalım, gücüne gitmesin söylediklerimiz. Hem sen masanın başına tekrar oturdun, bak ben de ayağa kalkabildim. Allah Kerim, Ahmet Baba. Pilavdan sonra şükrettik mi tamam bu iş. Pilavdan önce sabrettiysek, ne de olsa merhamet sahibi olan O. Allah’ın sahaveti peşinde değil mi bizim nedametimiz! Düştüğüm zaman kaldırdıysan, düşen de kaldıran da rahmete biraz daha yaklaşmadı mı! Düşürten de kaldırtan da O değil mi! Sol elini sağ koluma attığın da, bunu ne diye yaptığını fark etmediğim zamanlardı daha… Eve gittik mi şimdi; ne de olsa bir adımlık yer, ne de olsa Allah düşenlerle beraber… Yerler buzlu öyle yürürken, daha bir çömezken, buzun ne olduğunu bilmezken, ya yanında yürürüm ya arkanda, aksi mümkün değil. Yani büyük olan sensin; diyeceğim yani Ulysses hakkında, üstüne çöreklenmiş palton hakkında, Erzurum hakkında, çok pişmiş patatesler hakkında, yıllar sonra o güzelim boşluğa dikilecek olan bina hakkında, pencerenin kenarında lapa lapa yağan kara bakarken anlattıkların hakkında, şimdi evvela hep bahsettiğin Mavi Çiçek hakkında, mesela üniversite hakkında, beraber yol aldığımız üniversiteye giden cadde hakkında, caddeyi dik kesip istasyona inen yol hakkında, sonra istasyon hakkında, benim kaderim senin kederin hakkında ve de bizim Edebiyat Fakültesi’nin koridorları hakkında, yani o koridorlarda Ali Babayla karşılaşmalarımız hakkında, daha sonraları Fakülteden kol kola çıkarken ki halimiz hakkında, ne kadar yaşamışsak yaşantımız hakkında, şimdi sen ne diyorsan bunlar hakkında; kabulümdür. Ya kol kolayızdır daha önce dediğim gibi, ya da peşin sıra yürürüm, aksi mümkün değil. Ben tetikte senden cevap beklerken, senin o an gözün filme kaydığında, sessizlik ortada dolanıp dururken gözün filmden duvara kaydığında, duvarla tavanın birleştiği yerdeki örümcek ağına kaydığında gözün, ağdaki örümcek için merhamet dilerken, dünyada o an ne kadar bayağılık varsa böylelikle reddettiğin için, bunun için düştüm peşine. Ne de olsa büyük sensin, mevzu bahis yara taşımaksa, hem de yaran senden önce varsa, eğer olan biten buysa ben sustum mu eksiksiz susarım Ahmet Baba, bunu sen iyi bilirsin! Eğer konu liyakatse bu minvalde; liyakatim tamdır bunu da iyi bilirsin. Mesele silip atmaksa, eğer bunu diyorsan, yalanlıyorsan beni, seni inkâr etmem, kabul ederim dediğini. Ama şunu da sen iyi bil ki Ahmet Baba bugün salıysa, yarın da çarşamba. Hatta çarşamba geçer, en fazla birkaç gün sonra cumartesi bile olur, hem emir sabret diye gelmemiş mi! Allah Zaman’ın ta kendisi değil mi! Cumartesi de salı da Allah’ın değil mi! Şimdi ben üçe kadar sayarım, sabrederiz olur biter. Üç dedim mi, sabrederiz Ahmet Baba. Hepsi böyle ve olan biten ne varsa, her şey tamam da; gene de insan üzüldüğü zaman çok üzülüyor Ahmet Baba. Ahmet Baba ben her şeyi anladım da, hafta içi öğleden sonraları erkek adamın ne işi olur evinde?

(Hece Dergisi , Aralık 2011,Sayı 180)

Etiketler
Devamı

Hasan Harmancı

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı