Deneme

Hüseyin Güneş – İdeolojilerin Futbol Üzerinden Kendilerini İfade Biçimleri

Hüseyin Güneş – İdeolojilerin Futbol Üzerinden Kendilerini İfade Biçimleri

Bir spor aktivitesinin ku­rumsallaşmış hali olan futbol kulüp­leri, belli fikri kalıpların ve ideoloji­lerin kendilerini ifade ediş biçimi/sembolü haline gelme eğilimindedir. Şüphesiz ki bu spesifik bir tespittir ve genele teşmil edilemez. Bu olgu, insan fıtratında var olan, insanın kendisini bir taraf(lar)a meyyal his­setmesiyle yakından alakalıdır. Yeri ve zamanı düşünülmeden bir süreç­ten sonra oluşmuş sembolleştirme ve karşı sembolleştirme, herhangi bir kulübün fikri ve ideolojik olarak kendisine dominant kimlik(ler) atfe­dilmesiyle başka bir kulübün buna karşı bir fikri bütünlük oluşturması futbol kulüplerinin, ideolojilerin ilgi alanlarına girmesine neden olmaya başlamıştır.

Malum olduğu üzere futbol yapısı gereği mücadelecidir. Sahada oynanan oyunun temel karakteristiği “cebelleşme”dir. Futbolun bir tema­şa sanatı olduğu üzerine vurgu yapıl­sa da, bu temaşayı cazip kılan yönün mücadelecilik ruhu olduğunu itiraf etmek gerekir. Futbol takımları ara­sında yaşanan rekabetin, takım taraf­tarlarına sirayet etmesi ise kaçınıl­mazdır. Takımlar, taraftarlarıyla bir “bütünsellik” oluşturdukları zaman rakiplerine karşı avantajlı bir pozis­yona geçebilecekleri düşüncesinden hareketle, takım-taraftar monizmine ayrı bir önem atfederler.

Taraftarlık olgusunun üzeri­ne oturduğu zemin nedir? Veya bir tarafın kendisini tanımlaması ile di­ğer tarafın “karşı tanımlama” geliş­tirmesinin en önemli psikolojik ve sosyolojik amilleri nelerdir? Bu ya­zının konusunu, zikredilen sorula­rın cevapları oluşturacaktır. Fakat bilinmesi gereken bir hususu zikret­mek yerinde olacaktır. İrdelediğimiz meselenin sosyal bir vaka olması ve futbol kulüplerinin idare biçiminde­ki hususiyetler ile bireysel tepkilerin farklılığı nedeniyle, serd edilecek fi­kirlerde tezatların oluşması bekle­nen bir durumdur.

Belli taraftar gruplarının, futbol kulüpleri üzerinden sembol­ler çatışması şeklinde yürüttükleri ve şiddete dönüşen rekabetin psiko­lojik temeli, bireylerden oluşan top­lulukların kendilerini tanımlamaları­nın bir ifade biçimidir. Bir gruba ait olma hissiyatıyla şekillenen bu olgu, psikolojik bir tatmin kaynağıdır. Ta­raftarlık, bir anlamda da, geniş halk kitlelerine dayatılan çaresizliği unut­ma biçimi olarak da okunabilir. Sem­boller üzerinden yapılan meydan okumalarda kazanılan zafer, yaşam­sal yenilginin bir rövanşıdır.

Futbol taraftarlığına sos­yolojik bir olgu olarak bakıldığın­da ise, şu değerlendirmeleri yap­mak mümkündür: 1. Bir futbol ku­lübü taraftarları, sosyolojik jargon­da bir grup’a denk düşer. Belli birta­kım amaçlar etrafında bir araya gel­miş bir grup insanın oluşturmuş ol­duğu bir topluluktur. Fakat, haya­li bir gruptur, zira bu grup içerisin­de ve bu gruba ait olduklarını ifade eden bireyler, diğerlerini tanımaya­cak, tanışmayacaklardır. Bir bütün olmalarını sağlayan ana saik, sadece her bir taraftarın zihninde var olan ve yaşatılan grup bilincidir. 2. Aşa­ğıda çeşitli ülkelerden seçilen örnek­lerde de görüleceği üzere, taraftarlık; dinsel, mezhepsel, etnik ve kültü­rel farklılığın kendini açık veya giz­li ifade biçimi olarak kullanılmakta­dır. Burada dikkat edilmesi gereken hususlardan biri, bu kutuplaşmış ta­raftarlığın yeni nesillere nasıl akta­rıldığıdır. Özellikle bu farklılığın gi­zil olarak dışa vurulduğu sosyal ta­bakalarda bunu sağlayan ana etkenin toplumsal hafıza –toplumsal bilinç­dışı- olduğu düşünülebilir.

Bu durum ve değerlendir­meler, bütün futbol kulüp ve taraf­tarları için geçerli olmasa da üst dü­zey rekabetin yaşandığı kulüp taraf­tarları için kullanılabilir bir argü­mandır. Çatışmanın temelini oluş­turan fikri ve ideolojik yapı ülkelere göre farklılıklar göstermektedir. Ön­celikli olarak dünyanın farklı ülkele­rindeki kulüp ve taraftar rekabetinin temelini örnekler üzerinden sorgula­dıktan sonra, meseleyi Türkiye özeli­ne indirgeyerek irdeleyelim.

Futbolun ideolojik bir ken­dini ifade biçimi olarak kullanıldı ğı en açık örnek, İskoçya’da Celtic ve Glasgow Rangers rekabetidir. Bu iki kulüp ve taraftarlar arasındaki çatış­ma iki yönlüdür. Birinci yön, Celtic takımının taraftar kitlesinin umumiyetle Katolik, Glasgow Rangers taraf­tarlarının ise Protestan olmasıdır. Meselenin bu boyu­tu ile bu iki takımın her maçı âdeta bir Katolik Protes­tan çatışmasına/savaşına dönüşmektedir. Tarihsel ola­rak insanlık tarihinin en çok rastlanan savaş nedeni din ve mezhep olgusudur. Meselenin ikinci yönü ise Glas­gow Rangers’a, Kraliyet ailesi başta olmak üzere İngilte­re tarafından sempati beslenmesine karşın, Celtic taraf­tarlarının genellikle ülkede yaşayan İrlandalılar, yaban­cı kökenliler ve kendilerini anti-faşist olarak tanımlayan­lardan oluşan sempati beslenmeyen bir grup oluşudur. Celtic taraftarlarınca, Glasgow Rangers kulübü işbirlik­çidir ve İngitere’nin İskoçya’daki etkinliğine razıdır.

Arjantin’de futbol zenginlerle, orta sınıf ve va­roşların çatışma sembolüdür. Ülkede River Plate Kulü­bü, zenginlerin ve aristokratların ifade ve çatışma sem­bolü iken Boca Juniors, gelir seviyesi düşük halk kitlele­rinin âdeta kutsallaştırdıkları bir semboldür. Boca Juni­ors taraftarları, popüler kişilerin ve zenginlerin –yaban­cı olsalar dahi- takıma sempati beslemelerinden hoşlan­mazlar.

İtalya’da Musollini ve faşistlerin tuttukları takım Lazio’dur. Bugün halihazırda İtalyan milliyetçileri Lazio Kulübü’nü desteklemeye devam etmektedirler. Kulübün bu yapısını kanıksamış olan bazı futbolcular, zaman za­man bu misyonu alenileştiren davranışlar sergilemekte­dirler. (Birkaç yıl önce Dick Hanio’nun, bir Roma ma­çında taraftarını Nazi selamı ile selamlaması bu kabilden bir harekettir.) Faşitlerin Lazio sembolüne karşılık ola­rak anti-faşistler ve liberaller Roma Kulübü’nü destekle­mektedirler. Bu rekabet biraz Türkiye’dekine benzer bir karakter göstermektedir. Türkiye ile ilgili olan bölümde bu durum daha net bir şekilde görülecektir.

Avrupa’da yaşayan Yahudilerin sempati duy­dukları ve sembolleştirdikleri takım Hollanda’nın Ajax takımdır. Bu sempati, Avrupa kıtasında, Almanya mer­kezli Yahudi karşıtlığını kırmanın bir yolu olarak görü­lebilir. Bugün bile Ajax, “Yahudi Takımı” olarak bilinir.

İspanya’da futbol birçok şeyi sembolize eder. Bunların en başında geleni “özerklik ve bağımsızlık”tır. Barcelona, Atletico Bilbao, Real Sociedad gibi kulüpler İspanya Merkezi Devleti’nden elde etmeye çalıştıkları özerk bölgelerin bir simgesel göstergesi olarak takımla­rına bağlılık gösterirler. Bu takım taraftarları, takımları­nı birer milli takım olarak görürler. Bazı kulüpler yaban­cı futbolcu almazlar, bazıları ise formalarına reklam al­mazlar. Ama yine de İspanya’da rekabet ve çatışmanın dozunun en yüksek olduğu mücadele Katalonya temsil­cisi Barcelona ile Real Madrid (kraliyet) arasındadır. Bar­celona Katalonya’nın özerkliğini ve bir anlamda kendisi gibi diğer bölgelerin de özerkliğini temsil ederken, Real Madrid İspanya’nın bütünlüklü (üniter) yapısını sembo­lize eder.

Türkiye’de ideolojilerin futbol üzerinden çatış­ması belirgin olmayan, örtülü bir biçimde yürümekte­dir. Bu gizliliğin nedeni Türkiye coğrafyasında yaşayan milletlerin toplumsal yapısında aranabilir. Türkiye’de çatışmanın tarafları Türk Milliyetçiliği (Fenerbahçe) ile ülkede yaşayan Kürt ve diğer azınlıklar gibi kendilerini milliyetçi olarak tanımlamayanlar (Galatasaray) arasın­da vuku bulmaktadır. Galatasaray Kulübü’nü kuranların Mekteb-i Sultanililer olması hasebiyle, her zaman bir ya­bancı (Fransız) etkisinden bahsedilir. Bu durumda Fe­nerbahçe, “yerlilik” argümanını daha rahat bir şekilde sahiplenmektedir.

Burada şunu belirtmek gerekir ki; Milliyetçi­lik, yapısal olarak bir “tahammülsüzlük” kültürü üzeri­ne kuruludur. “Benmerkezci bir yanılsama”dan hareket­le kendisini “yüce” olarak sınıflandırırken, kendi dışında kalanları “öteki”leştirerek dışlar. Benzeri bir tahammül­süzlük ve dışlama olgusu futbolun şirazesinde de mev­cuttur. Bu durumda milliyetçilik, kendini futbol üzerin­den ifade etmeye başladığı zaman ortaya cebelleşmenin, tahammülsüzlüğün birbirini tamamladığı katsayısı yük­sek bir şiddet kültürü ortaya çıkmaktadır.

Tabii olarak bu durum karakter farklılıkları göz önüne alınarak din ve mezhep ayrımları ve tanımlamala­rına da teşmil edilebilir.

Son bir not: 1996 yılında oynanan Türkiye kupa­sı final maçında Fenerbahçe’yi eleyerek kupayı alan Ga­latasaray teknik direktörü Graham Sounees Fenerbahçe stadının ortasına bayrak dikmişti. Bu Sounees’in hiç de yabancı olmadığı bir davranıştı. Çünkü Sounees, bir ön­ceki sezon Glasgow Rangers’ın teknik direktörüydü!

Etiketler
Devamı

Hüseyin Güneş

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker