Ev Dosyası

Hasan Harmancı – Hüzün ve Kahkaha Arasında Öğrenci Evleri

Hasan Harmancı – Hüzün ve Kahkaha Arasında Öğrenci Evleri

Gurbette üniversite okuma sürecinde karşı­mıza çıkan öğrenci evleri hayatımızdaki ev tiple­ri arasında bir köprü ev veya bir geçit ev olarak görülebilir. Anne babanın yanından ayrılınmıştır; üniversiteden mezun olduktan sonra gidilecek yer muhtemel eşin ve çocukların yanı, yani kendi evi­miz olacaktır. Çok daha sabit olan kendi evlerimi­ze yaptığımız büyük yatırımlar öğrenci evleri için gerekli değildir. Dolayısıyla yaşadığımız dünyanın “hep daha iyisine / daha yenisine sahip olma de­liliği” öğrenci evlerinde geçerli olmaz. Uzun yıl­lar boyunca kalmayacağımız için -farkında olalım ya da olmayalım- bir şeyler satın almak zorunda olmamanın huzurunu yaşarız. Modern dünyadaki bu öğrenci evlerinde bir tüketici olarak çok daha fazla hürsünüzdür.

Nihayetinde ikinci elden alınan veya bir tanı­dıktan temin edilen bu eşyalar yeni değildir. Bu yeni olmama hali evin ihtiyacı olup yapılmayan ba­kımlar için de geçerlidir. Mesela kirlenmiş boya­larla devralınan öğrenci evlerini boyatmak diye bir şey söz konusu olamaz. Bir öğrenci evine girdi­ğinizde bu geçiciliğin, eskiliğin, beyhudeliğin hu­zurunu hissedersiniz. Evin herhangi bir eşyasına veya boyasına verilebilecek zararlar kelimenin tam anlamıyla önemsizdir. Hijyen takıntınız yoksa mi­safiri olduğunuz öğrenci evinde banyoyu rahatça kullanırsınız. Karın doyurma işi bir şekilde halle­dildiyse oturacağınız köşenizi seçip sınırsız çay ve sohbetle sigaranızı da yakabilirsiniz: Sonuçta öz­gürsünüz.

Gelip geçiciliğin yoğun bir şekilde hissetti­ren ev ve eşyaları, eğer kıymetini bilirsek hayatı­mızın ileriki dönemlerinde kalıcı olacak düşünce­lere ve duygulara sevk eder bizi. Evli ve çocuklu hayatlarımızda hayatın ortasına oturan rutin, öğ­renci evinde söz konusu değildir mesela. Gecenin her bir ayrıntısını keşfetme imkânı verir gündüz uyumaları. Gecenin bir vakti şehrin sokaklarını ar­şınlama imkânı hayatımızın bu evresi için olduk­ça elverişlidir. Veyahut bir tren istasyonu, bir oto­gar aracılığıyla başka şehirlere yelken açmak… So­nuçta üniversite okuduğumuz şehre çakılı değiliz­dir. Her okul döneminde bir ay kadar devamsızlık imkânımız vardır. Gerekirse biraz daha aşılır bu devamsızlık hakkı. Veyahut ihtiyaç duyulursa okul bile uzatılabilir. Nihayetinde rutini bozma özgür­lüğüne sahibizdir… Bu özgürlük uzun okumala­rımızın bozulmamasında da geçerlidir. Elimizde­ki kitaba gark olduğumuz vakit, bu güzel süreci bölecek şeylerin sayısı oldukça azdır. Bir roman okurken mesela içinde bulunduğumuz edebiyata elverişli ortam eserin içine girebilmemize müsaa­de eder en baştan. Vakit gecenin bir yarısı, tüm şe­hirle birlikte ev arkadaşları da uyuyordur. Zaman ve mekândan soyutlanıp eserdeki serüvene dâhil olma, edebiyatın da bizden beklediği asıl şey de­ğil midir zaten?

Çoğunlukla kahkahaların yükseldiği öğren­ci evlerinde zannedilenin aksine neşeden ziyade hüzün daha ağır basar. Üniversite öğrenciliği yıl­larındaki gelgitli ruh haline ek olarak yaşadığımız yalnızlık, tarifi zor hüzünleri de yaşatır bize. Ço­ğunlukla kendi kendimizi dinlememizle, meşga­lelerimizin azlığıyla, genç yaşta yaşanan bir başı­nalık tecrübesiyle açıklanabilecek bir hüzün var­dır ortada. İnsanın o en yakınlarına duyduğu ihti­yaç, örneğin bir hastalık veya bir sıkıntı anında be­lirir. Ama esas sorun insanın o an ihtiyaç duyduğu bir yakından veya onun şefkatinden uzak kalmak­tan öte hayatımızın kalan kısmında artık bizi hiç terk etmeyecek olan yalnızlığımızla ilk tanışmanın verdiği şoktur.

Etiketler
Devamı

Hasan Harmancı

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı