Deneme

İbrahim Demirci – Kuş Bakışı Şiir, vs.

İbrahim Demirci – Kuş Bakışı Şiir, vs.

Şiir belki de bana, çocukken öğrendiğim o bilmecenin içinde göründü ilkin: Küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk: Kulağı okşayan sesler ve bilinen bir gerçekliği dolaylı yolla anlatmak. Olağan ve bildik gerçeklikleri, olağanüstü ve bilinmedik kılıklara sokarak sunmak. Demek ki, dolaşımdaki dil, doyurmuyor insanı. İnsanın açlığı mı, (açgözlülüğü mü?) yol açıyor buna; geçerli sayılan gerçekliğin yetersizliği mi? Sanırım, ikisi de.

 Bütün sanatların temelinde, verili toplumsal ve doğal ağları, bağları, bağlantıları yetersiz bulma, onları aşma veya değiştirme çabası yatıyor: İnsan  olmanın,  düşünebilmenin,  düşleyebilmenin  getirdiği,  neredeyse kaçınılmaz görünen bir imkân. Bu aşma ve değiştirme çabasının yöneldiği/yönelebileceği doğrultu(lar) da değişkenlik gösteriyor elbet. Birikim, ortam; bizi içimizden dürten ve/veya dışımızdan güdülemeye çalışan, adını koyabildiğimiz  ya  da  koyamadığımız  bin  bir  etken,  sanat  çabalarının niteliğini  de,  doğrultusunu  da  etkiliyor  olmalı.  Sanatların  tümü, insanın “yapma/yaratma”sıyla oluşuyor. (Sun’san’at; ibdâ’bedî’iyat) Dolayısıyla, sanatların tümü, insanın yaratılışındaki özden, tanrısal bilgelikten doğan, deyiş yerindeyse “zorunlu olumluluklar”ı da; varoluşuna neredeyse bitişik duran şeytan-nefs cephesinin kışkırttığı, fişteklediği azgınlık  ve  sapkınlıkları  da  içerebiliyor.  Genelde  sanatın,  özelde şiirin, “dokunulmaz/kutsal” bir insan etkinliği gibi görülmesi, bencil ve zalim bir yanılgı olmalı. Öğrenilmiş teknik-ustalık becerileriyle ya da tesâdüfün/tevâfukun bahşişleriyle ortaya çıkan göz kamaştırıcı, çarpıcı parıltılar, bu parıltıların çekiciliği, hakikati gözden kaçırmamıza ya da gözden çıkarmamıza yol açabilir ki, bu, sonu cehenneme açılan tehlikeli bir yoldur. (Cehennem derken yeryüzü cehennemini de, asıl cehennemi de düşünebilirsiniz.) Bir de insanın oyun ve eğlence düşkünlüğü var! Aman ne hoş! Sonra? Hakikati oyuncak etmek/edinmek, insanlık onurumuzu iyiden iyiye zedeleyen bir aşırılık sayılmalıdır. (Özgürlük yeniden tanımlanmak zorunda!)

Belki  söylemek  bile  gereksiz  ama,  çağımızın  ve  ülkemizin  güncel koşullarında  söylemek  yararlı  olabilir:  Sanatın  üretimi  de,  tüketimi de, insanın varlığını sürdürmesini sağlayacak zorunlu gereksinimlerinin  “sorun” olmaktan çıktığı ya da “aşılabilir bir sorun” sayıldığı ortamlarda serpilmiştir. Sanatın, örneğin “ekmek kavgası”na, “sınıf çatışması”na ya da “cinsel haz avı”na araç edilmesi, çok ciddî bir içerik alçalmasına, düzey düşüklüğüne, yürek daralmasına yol açmıştır. Günümüzde insanların zorunlu  gereksinim  algısı,  egemen  tekno-ekonomik  sistemin  sürekli baskısıyla inanılmaz ölçüde çarpıtılmış durumdadır. Bu çarpıt-ıl-manın hem somut gündelik ilişkileri, hem de bir “üst yapı” (üstün yapı!) kurumu olan sanatı/şiiri kuşatmaya çalışan bir tehdit olduğunu/oluşturduğunu söylemek, karamsar bir bakış mıdır, gerçekçi bir saptama mı? Ya da meselâ, ekranlara, reklamlara sığıştırılan, sıkıştırılan “şiirsellikler” gerçek şiir gereksinimini somurup tüketiyor mu?

Uygarlığımızın   ve   geleneğimizin,   insan-toplum-doğa-evren-Tanrı ilişkilerin sağlıklı, dengeli, verimli, yücelmeye açık ilkelere bağlamış olması; şiir konusunda (başka konularda da) bizi “iyimser” ve “umutlu” kılabilecek  bir  güç  kaynağıdır.  Birey  olarak  da,  toplum  olarak  da, insanlık olarak da, başıboş esin perilerini vahyin özgürleştirici ve derin göğünden geçirmek gibi bir imkâna ve ihtimâle sarılabilirsek ne âlâ! (Esin perilerinin esîri olanlar varsa, onlara söyleyecek sözüm yok.) Ahlâk, çok sayıda değeri içerir ama sanırım en önemlisi: Dürüstlük. Önce kendimize karşı dürüst olmalıyız. Ve bu, hiç de kolay değil. Sanat, seri üretime dönüşebiliyorsa “sanayi” oluyor. Şiir imâlâtçısı gibi çalışanlar da olabiliyor. Manzûmenin koşulları (ölçü, uyak) bu işe daha  elverişli  idi.  Ama  modern  şiiri  de  aynı  kolaylıkla  becerenlere rastlanıyor. Kuşkusuz, manzûmenin ya da şiir-gibinin de (okul) hayatımızda ve tarihimizde bir yeri var.

(Hece Dergisi (2001), Türk Şiiri Özel Sayısı, sf.455-456)

Etiketler
Devamı

İbrahim Demirci

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı