Kitaplık

İbrahim Demirci – Sıradışı Bir Ödül Töreni

İbrahim Demirci – Sıradışı Bir Ödül Töreni

Mustafa Kutlu’nun Sıradışı Bir Ödül Töreni adlı hikâye kitabı 2013 yılı mayıs ayında Dergâh Yayınları tarafından yayımlandı. Okuyucudan ilgi gören kitap, haziran ayında ikinci baskısını yaptı.

Anadolu Yakası’nda televizyon yayıncılığını merkeze alarak hikâyesini ören Mustafa Kutlu, Sıradışı Bir Ödül Töreni’nde anlatısını ödüller çevresinde kurmuş. 153 sayfalık kitabı bir oturuşta ve zevkle okudum. Yazarın kahramanlarına karşı beslediği muhabbet, şefkat, merhamet ve anlayışı memnuniyetle, sık sık gülümseyerek, arada bir hüzünlenerek ben de yüreğimde hissettim. Memleketimizin ve insanlarımızın güzelliklerini hayranlık ve takdirle, zaaflarını ve kusurlarını hayıflanış ve esefle bir kez daha dinlemiş, temaşa etmiş ve düşünmüş oldum. Bütün bunlar çok iyi, çok, hoş, çok güzel!

İyi, hoş ve güzel olmayan tek husus, Mustafa Kutlu’nun hikâyesini bitirdikten sonra bir kez olsun okumak ve gözden kaçmış olması muhtemel hataları düzeltmek işini ihmal edişidir.

Aşağıda bu ihmalin neticelerini –elbette bir okuyuşta görebildiğim kadarıyla- sıralamak istiyorum:

Kasabada çok güzel işler gerçekleştiren felsefe hocası Tufan Aktaş’ın adı, “Tayfun Hoca” oluvermiş (s. 23). Elbette sehven.

“Deniz önlerinde bütün haşmetiyle uzanıyordu. Hele mehtaplı gecelerde seyrine doyum olmazdı. Nezaket günün olaylarından, okuldan arkadaşlarından bahsetmez, Melahat’in sanki anlıyormuş gibi arada bir “Hı, hı” demesine aldırmadan çocuk zihninden, çocuk kalbinden taşan gizemli konuşlar açardı.” (s. 47) “konular açardı.” / “konuşmalar açardı.”?Kaymakam Ferdi’den söz edilirken: “Ama o kuyruğunu daima dik tutuyor, soran olursa, bana çok asılan var ama kızlara ayıracak vaktim yok diye efelenirdi.” (s. 55) “… dik tutuyor, … efeleniyordu.” yahut “… dik tutar, … efelenirdi.”

Hikâyenin bence en önemli kahramanı olan Nezaket Albeni, Ankara Olgunlaşma Enstitüsü “son sınıf ” öğrencisiyken, “Bir gece yarısı açacağı işyerinin adı parıldayıverdi:Albeni El Sanatları Merkezi.” (s. 64). Sömestr tatilinde kasabadayken Rumlardan kalan taş ambarın bu işe uygun olduğuna karar verir. “Binaya baktıkça neredeyse orada çiftetelli oynayası geliyordu.” (s. 65) Nezaket, okulunu bitirip kasabada öğretmen olarak çalışmaya başladıktan sonra, “Taş Ambar’ı yeniden keşfe”der. “İşte bu dedi, işte bu.” (s. 82) Hemen adını koydu: Albeni El Sanatları Merkezi.” (s. 83) Bu unutkanlığı, ne Nezaket gibi bir kahramana yakıştırabiliyorum, ne de Mustafa Kutlu gibi bir  yazara.

“… köylüler vaktinden çok önce tiyatroya doldurdu.” (s. 112)

“… hep kötü şeler düşünmemeli…” (s. 130)

“ – Biz işte tiyatrocular, bilirsiniz, seyirciyi gördü mü her şeyi unutuyoruz.” (s. 140)

Anadolu Yakası hakkında yazarken “Keşke, Mustafa Kutlu, yazdıklarını yeniden gözden geçirmek zahmetine katlansa!” demiştim.1Sıradışı Bir Ödül Töreni için de aynı cümleyi –gözden geçirerek!- tekrarlamam gerekiyor: “Keşke, Mustafa Kutlu, yazdıklarını gözden geçirmek zahmetine katlansa!”

1. Mahalle Mektebi,no.,7-8 sh, 82,83,84

Etiketler
Devamı

İbrahim Demirci

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker