İlhan Kayhan – Üşeyecek Geçmiş Zaman

İlhan Kayhan – Üşeyecek Geçmiş Zaman

Mustafa Çiftçi için

Silemezken uğuldayan gözlüklerimizi bir zamanlar asla
Sarıya çalan içecekler içemezken bakarak çıplak duvarlara
Acele yerdik yemeğimizi halkalanmış bir tutulma ile dilimizde
Nasıl da yaklaşırdı dinlediğimiz hışırtılı ezgiler yeni salıncaklara

Bir kanıksamak bir içlenme ile seyrederken o rutubetli dünyayı
Kovmak isterlerdi yarı aydınlık koridordaki çok sesli odayı
Ne tuhaf dururdu bu yarılanmış ajandalar masa üstlerinde
“Ne çok acı var” derken haklıymış şair o sendeleyen günlerde

Bir “Celal” görünce o gün alazlanmış gözlerde ilk defa
Uzaktan sezemezdik hem yaklaşıp gölgesine değemezdik
Yere düşen soğukkanlı yaprakları gördüğümüzde babamıza
İşte bak senin gibi ağlıyor mürekkep ağaçları diyemezdik

Ah aksıyorken ıslak ayağımız güneşin ışıklarına terutaze
Glikoza bulanmış üzülürdük münzevi kır saçlı adamlar
Küstürülen maharetli elleri titreyip tuhaf bir hal alırdı gene
Duyulurdu hep hıçkırarak ağlardı muşamba kaplı koltuklar

“Leyla”nın henüz doğmamış uzunca adı ve kıvrılacak saçları
Avluların göz aydınlığı mı olurdu yüksek binalara karşı
Olup üzerini örter miydi ovuşturulamayan eldivenlerin
Ve uzatmaz mıydı henüz söylenmemiş anlamını dönemeçlerin

Asfalt yollar on bir yıl gibi geçerken bozkırın solgundu adımları
Canı acır zannederdik tutulurken bir küstüm otunun yaprağı
Karayel neden üşütürdü tepeden inme sözcüklere karşı herkesi
Ve tutamazdı sütliman günlere kanat çırpan mağrur kelebekleri

Yeryüzü serinlerken depreşirdi yaralarımız yeniden tekdüze
Bir ömrün en “Songül”ü tedirgin ve sadık adımlarla yürürken
Kapanırdı kaygıların kepengi avucumuzda küçüle küçüle
Mevsimlik iki büklüm resimler içimizden hep usulca geçerken

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>