İsmail Detseli – Annah Dimissim

İsmail Detseli – Annah Dimissim

Bu anlatacağım Konya ağzı ile an­latılan olayın üzerinden belki 50 yıldan fazla bir zaman geçti. Olay Konya’da o yıllarda köy olan, bu­gün şehir hudutlarının içerisin­de kalan köylerinden birinin bahçesinde geçi­yor. O zamanlar Altınapa Barajı henüz yapılma­mış, Meram Çayı’nın dağlardan süzülüp bazen sel olup akan, bazen durgun ve asude akan be­reketli suları Meram, Lalebahçe, Çalıklı, Kara­hüyük, Harmancık, Hasanköy Evdireşe( Yayla­pınar) Alakova, Karaaslan Saraçoğlu’nu sulayıp taa Aslım’a doğru iner giderdi Meram Çayı. Haa bu arada şehrin içerisine inen Uluırmak, Çakılır­mak, Alpaslan, Aymanas, Kovanağzı gibi yerle­rin de bağları, bahçaları sulanırdı. Organik mey­veler ve tadından yenmez mis gibi kokan seb­zeler yetişirdi hamarat Konya hanımlarının çalış­kanlığı ile.

Bu saydığım yerlerin birçok kısmı bizim köyü­müzü Konya’ya ulaştıran yolun üzerindedir. Gü­nübirlik ya da haftada en az iki defa odun ya da köyde yetişen kuru bakliyat ve patates soğanla­rı satmaya merkeplerle şehre gelinir bu yerleşim yerlerinin bağ bahçelerinin ve evlerinin arasın­dan geçilir, Konya’nın mihenk (merkezi yer) yeri yani çarşısına inilirdi.

Sene 1959, baharı yaza bağlayan günlerdi. Bir ikindi vakti şeherde mallarımızı sattık, köye doğru yol alıyorduk. Ben çocuğum, yanımda köylülerimiz emmiler, teyzeler, ağabeyler var. Köyün birinin arazilerinden geçerken çok bü­yük bir kalabalık gördük civarda. Büyük bir gü­rültü, itiş kakış, bağıranlar, çağıranlar… Bizim köylüler merkepleri bana bırakıp, bunlara eyi bak deyi, olayın olduğu yere doğru koşup gitti­ler. Ben de çok meraklıyım, hiç durumuyum! Bir iki tane merkebi yularından, urganından ağaç­lara bağladım, koştum kalabalığın olduğu yere. Bir güzel giyinimli adam, has be has Gonyalı bir kadını karşısına almış, birkaç gün önce sulama yüzünden ya da başka birtakım ceviz kabuğunu doldurmayan meseleler -cahillikten desek daha doğru olur- sebebiyle işlenen bir cinayeti soruş­turuyordu. O zamanlar bu kabil öldürme, döv­me, yaralama olayları çok olurdu. İşte böyle bir öldürme olayının dövlet adamlarınca soruştur­ması yapılıyor. -Bak hanım, bu adamı kim vurdu, nasıl vurdu, nereden ateş etti, ateş eden neredeydi vurulan ölen şahıs nerdeydi?

-Vallana gardaşım, ben tarla belledim, yorul­dum ıhı şuracıkta oturuyordum, güm diye bir ses duydum. Tüvek sesi mi dapanca sesi mi? Orasının bilemem. Tüvek mi Dapanca mı garda­şım, güm deyi patlayınca, yandım anam, didi bi­risi. Oturduğum yirden şöle doğruluvırdıydım, aha şuracıkta adam ırmakta su dutmakla oğraşı­yormuş, ellehem tüvek ona atılmış heralde, elin­deki bele dayanmış sendeledi, önündeki su ır­mağının içersine süğsününün üstüne(yüzünün üstüne) bir getti. Annah dimissim, elimevtiğim şaşıvırdı, heç bir şeye gadir olamadım, nuskum dutuldu, gardaşım gorktum vallana. Heç bişe­ye gadir olamadım, bizimkine çığırdım, gel gız elin adamı yıkıldı diye. O da geldi baktık adam ölüvürmüş. Heç ses seda çıkmayyor, adamın ak­yüzü yokarı geldi, alnında boncuk boncuk ter­ler oldu.

– Vuran adamı gördün mü?

– Heç görmedim gardaşım, valla şu taraftan bir cığıştı geldi, ağaçlıların arasından emme ben zaten gorkudan tir tir titreyyordum, heç kimseyi göremedim. Adam ne tarafa doğru kaçtı? Şu ya­nan şu yana adamı görmeyyordum, emme şe­here doğru gettiği ayak gürültüsünden, çalıların çığıstısından belliydi.

-Sonra ne yaptınız?

-Bizimki geldi.

-Sizinki kim?

-Benim herif, az ilerde cızı açıyordu adam tarla­da.

-Sonra ne yaptınız?

-Adamı suyun içersinden kenara çıkardık, habar virdik oğluna, uşağına; geldiler işte böyle garda­şım başka bir şey görmedik. Allah düşman uy­latmasın kimselere.

-Bu adamı tanıyor musunuz?

-Tanırız tabi, tanımaz olur muyuz gardaşım, köy­lümüz gomşumuz hazar!

-Düşmanı filan var mıydı rahmetlinin?

-Hiç bilemeyiz gardaşım, herkes ağşam oldu mu gapısını örter, içerde galır. Kim dost, kim düş­man bilemeyiz ki… İki gündür adam burada ya­tır, hay gardaşım mustandık gelecek deyi bekle­riz, gelen yok, bakan yok dövletten. Yanındaki­lerden birisi:

-işte bu savcı mustandık geldi, olayı soruşturu­yor hanım konuşmalarına dikkat et, deyince ka­dın:

-Annah öyle mi, sen misin dövletin adamı? Ha­kim:

-Hee, diyor. Kadın başlıyor saymaya:

-İki gündür nerdesin, hay vurgunu yiğin gelesi­ce! Adam ısıcakta irezil oldu, yarasıyla beresiyle yazık değil mi, deniz aşırı yerde misin? İşte ıhıcık şurdasınız, bu gadar da gaddarlık olur mu? Al­lah müstakınız versin dimesem. Mustantik:

-Ancak geldik hanım, bizim de kendimize göre bir sürü işimiz var, yetişiliyor mu? Size göre her şey kolay, sözlerine dikkat et, ne sorarsam onu cevapla, alırım seni de içeri görürsün, deyince kadın:

-Nedir gıy, bakele, hemi suçlu hemi de güçlü! Adam bi de üste çıkmak isteyyor, gaç utanma arlanma galmamış adamlarda, deyince Hâkim etrafındakilere:

-Tamam daha fazla uzatmayın, alın mevtayı kal­dırın, biz de gidelim, bu kadının ne dediğini bil­diği yok, deli midir nedir, dedi. Sonra, son olarak soruyorum kadın:

-Vuranı gördün mü tanıyor musun?

-Görmedim gardaşım töbe. Şöyle desem yalan olur, ben iftiradan gorkarım. Hâkim:

-Bu kadını ve kocasını da candarmalar merkeze getirsin, tekrar ifadeleri alınacak, dedi ve bir eski cipe binip olay yerinden uzaklaştı.

Olay yerinde herkes birbirine şüphe ile bakıyor, bizim köylüleri candarmalar kalabalık görünce etrafımızı sardılar:

-Siz ne arıyorsunuz, necisiniz, olayla ilginiz ne, diye başladılar ahret sorusu sormaya. Biz şeher­de pate soğan satıp köyümüze dönüyorken ka­labalığı görünce durup baktığımızı söylediysek de candarmalar kızdı ve:

Bunları da atın, merkez nezarete demez mi! Ben o arada kimseler görmeden merkeplerin başına gitmiştim. Bizimkiler candarmalara yalvar yakar oldular ve birlikte benim yanıma gelip candar­ma gomutanına:

-İşte başefendi bu çocuğa sorun, eşeklerin başı­na bunu bıraktık. Acaba gürültü nedir, diye ma­raklanıp vardıydık, dediler. Candarma gomuta­nı bana sordu:

-Nerelisin sen?

-Gilissiralıyım amca.

-Amca yok, gomutan diyeceksin. Peki, ne arıyor­sunuz burada?

-Köye gediyoruz gomutan, şehirde mallarımı­zı sattık da.

-Niye geç vakte kaldınız, nasıl gideceksiniz onca yolu? Niye yatmadınız şehirde?

-Gomutanım, hancı eşek başı 25 kuruş, adam başı 50 kuruş para alacak, bizim de paramız az, onun için yol üzerinde ya bir handa yatırız ya da bir köy odasında yatırız, paramız cebimizde ka­lır, benim bubam hasta paraya ihtiyacımız, var deyince, gomutan şöyle bıyık altından bir gü­lümsedi. Bana dönüp:

-Bu adamların, kadınların hepsini tanır mısın, isimlerini sorsam sayabilir misin? Sayarım tabi gomutanım, hepsi de köylülerim deyince, hadi şu akıllı çocuk kurtardı sizi, yoksa çok inileyecek­tiniz kodeste, deyip bizi salıverdi. Sabaha köye geldik ama ben köylülerimin arasında kahra­man oluverdiydim o vakit. Sağlıcakla kalınız.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>